Sezon başında yapılan transferlerden sonra denilen şey "Önümüzdeki 2-3 yılın takımını oluşturuyoruz" olmuştu. Bunun için de sabretmek gerekiyordu. Ancak sabrederken aynı zamanda da umut verilmesi icap ediyordu. Neticede bahsettiğimiz takım Üç Büyükler'den biriydi. Lige fena başlanmamıştı. Trabzonspor yenilgisine kadar her şey iyi gidiyordu. Avrupa'da da kolay takımlara karşı alınan net sonuçlar umut veriyordu. Ama gözle görülür bir şey vardı. Bu psikopat hücum hattını destekleyecek sağlam savunmacılar lazımdı. İleri-geri gidişleri yapabilecek kaliteli bekler, oyun kurabilecek ama aynı zamanda hamlelerinde çabukluk olacak stoperler, devamlı koşacak orta sahalar gerekiyordu. Trabzonspor, Manisaspor, Porto, Kayserispor yenilgileri ile bu öngörülerin yanlış olmadığı ispatlandı.
Burada iş teknik heyete kalıyordu. Belki de bu kadar fazla hücumu düşünmek faydalı değildi. Göze hoş gelen futbol herkesin istediği bir şeydi ama şuursuzca hücum etmenin hiçbir güzelliği yoktu. Schuster ve ekibi inatlarından vazgeçmediler. Daha sonra da rakiplerin oyununa laf etmeye başladılar. Haksız mıydı Schuster? Haklıydı ama o da kilit açmak için oradaydı. 10 dakikada 10 faule maruz kalan Guti'siz de bu takım bir şeyler yapmalıydı. Biz bekledikçe o inadından vazgeçmedi. Sonunda biz ligden vazgeçtik.
İkinci yarı başladığında hiçbir şeyin değişmediği hemen belli oldu. 5-1'lik Bucaspor maçından sonra hiç umut vaat etmeyen bir Beşiktaş vardı ligde. 5-0'lık Gaziantep Belediyespor galibiyeti de bizleri kandıramazdı. Karabükspor sonrasında önce Adalı'nın, ardından Demirören'in açıklamaları ise tek kelimeyle skandaldı. Bütün bunlar, yönetimin eskiden hiç ders almadığını gösterir nitelikteydi. Sonra bir anda 2. İbrahimler Kavgası hortladı. Sallantıda giden ve hedeflerini Avrupa-Türkiye Kupası ekseninde geliştiren takımın bir de içinde sorunlar çıkmıştı. 2008'den sonra birbirleriyle geçinemedikleri söylenen Toraman ve Üzülmez'den, Üzülmez takımdan gönderildi. Toraman ise "küfür etmediği" gerekçesiyle takımda kaldı. Ama Ersan sakat olmasaydı muhtemelen Toraman da takımdan gönderilirdi. Yerli stoper ihtiyacı yüzünden Toraman takımda kaldı. Ama bunu, bu şekilde söyleseler büyük bir karaktersizlik örneği olurdu. Çok karakterli yönetimin bunu yapması beklenemezdi. Bu karmaşa içinde Dinamo Kiev maçına çıkıldı. Fark yenildi. İnönü'de bu kadar gol yediğimiz ikinci bir maç hatırlamıyorum. Dört gol Beşiktaş için fazlaydı.
Bence 2-3 senelik proje daha ilk aylarında çökme aşamasına geldi. Dinamo Kiev'e deplasmanda 5 atsak bile bu değişmeyecek. "Balık baştan kokar" misali Beşiktaş çok kötü yönetiliyor. Çarşı özgürlüğünü kaybetmiş. Futbolcuların bazıları çabalarken, bazıları bitse de gitsek havasındalar. Bugün kaptanlık adayı Quaresma tekme attıktan sonra alkışlanıyorsa söylenecek fazla şey kalmamış demektir. Çünkü bizler Rıza'nın kaptanlığını görmüş insanlarız. Kaptanlık için iyi oynamak ya da pahalı olmak gerekmez. Karaktere bağlıdır kaptanlık. Ama ne futbolcular ne de taraftarlar bunun farkında. Ne diyelim, Beşiktaş'a şu an her şey müstahak.
"Beğenmeyen gelmesin kardeşim" tadında açıklama yapan Schuster'e de bu tavrından sonra "badem bıyık" yakışır.
Aynısını bir Türk futbolcusu yapsa acaba ne olurdu diye de düşünmeden edemiyor insan. Gattuso hırslıdır, savaşçıdır, gerekirse kavga eder. Bu yüzden Gattuso bu tip kavgaların içinde olduğu zaman şaşırmıyoruz. Karşı takımın yardımcı antrenörünün boğazını sıkıp, adama kafa atınca gülüp geçiyoruz. Peki bir Türk sporcusu bunu yapsa neler olurdu? Gazete manşetlerini bir kenara koyalım; sözlüklerde, bloglarda, gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında neler neler yazılıp söylenirdi? Düşünmesi bile korkunç. İngiliz tabloid gazeteleri ağır başlıklar atarken diğerleri olayları basit bir "sinirli insan" davranışı içerisinde değerlendirmiş. İtalyanlarsa "Gattuso yine delirdi" tarzı haberler yapmışlar. Bakalım Gattuso'nun ipini çekecekler mi? Çünkü biliyorum ki, aynı olayları bir Türk futbolcusu yapsa sistematik bir kıyım gerçekleştirilirdi.
Gattuso'nun maçtan sonra özür dilemesi ise Türk futbolcusunun kolay kolay yapacağı bir şey değildir. Bu da, bizim futbolcuların yeteri kadar olgun olmamasıyla ilgili.
Böyle bir olay Türkiye'de olsaydı kim bilir ne gibi başlıklar atılırdı gazetelerin spor sayfalarında. Düşünmesi bile korkutucu.
Videolar sürekli yayından kaldırıldığı için buraya görüntü koyamıyorum. Şimdilik fotoğraflarla idare edelim.

Maçın özeti: Başlama düdüğü ve Gol..Serdar Özkan..1-0..
Ankaragücü, seyircisiz oynanan maçta, Beşiktaş'ı, kalecisi Bora Körk'ün de iyi olduğu maçta, Serdar Özkan'ın eski takımına attığı tek golle yenmeyi başardı.
İlk 11'ler belli değilken bu maçı Beşiktaş'ın kazanacağına dair ümitlerim olsa da ilk 11'ler belli olduktan sonra yüzüm yine asıldı. Yüzümü asan nokta sadece Nobre ve i.Üzülmez gibi bu sisteme uzak oyuncuların ilk 11'de yer alması değil, aynı zamanda Schuster'in kendisine ihanet etmesiydi. Hem Beşiktaş'ı hücum futboluna adapte etmek hem de Nobre gibi topları geri oynayıp öldüren, İbrahim Üzülmez gibi dikine pasta zayıf oyunculara yer vermek... Geçen hafta Almeida'nın ofsayt hamleleri üstünde uzun uzun durmuştum, bu hafta da baktık ki çok bir değişiklik yok. Hatta derin oynayan Ankaragücü defansında Aydın ve önünde oynayan Rajnoch, Nobre'nin geride kalışı ve Almeida'nın etkisizliğiyle iyi maç çıkardılar.
Bugünkü galibiyetin ve mağlubiyetin nasıl geldiğini aslında TV'nin sesini açıp gözlerini kapatırsanız anlayabilirsiniz. Bir tarafta yeneceğine inanmış Ankaragücü kenar yönetiminin ve kulübenin sesleri, diğer tarafta kendi kendine çırpınan bir çevirmen. Beşiktaş, hakemlerle uğraşmaktan top oynamayı unutmuş dedirtti bugün. İbrahim Toraman'ın, Batuhan gibi nasıl atılmadığını ve hakemlerle uğraşmaktan vazgeçmediğini de gördük. İşin kötü yanı sezon başından beri bütün tepkileri üzerine çeken Schuster artık yalnız değil; Ekrem, Üzülmez ve Nobre de istemedikleri halde gösterdikleri kötü performansla artık topun ağzındalar. Ama hak vermek lazım, bazı şeyler insanın elinde olamayabiliyor. Mesela bugün Nobre yerine Bobo'yu sağ forvet oynatıp Hilbert'i geri çekseydi, ya da Ernst ve Necip katkılı bir orta saha oluştursaydı sonuç daha farklı olabilirdi. Oyuncularla hergün beraber olanlar Schuster ve ekibi olmasına rağmen Bobo ve Ernst'e bu şekilde davranılmasına gönlüm el vermiyor. Bu takımın omurgası diyebileceğimiz bir yapı bu kadar kolay bozulmamalıydı. Bu yapı Almeida ve Fernandes ile desteklenebilir, yapıya şekil verilebilirdi ama bozulmamalıydı.
Eğer önümüzdeki lig maçlarında da Schuster'in bu tercihleri devam ederse, hem camia içinde hem de yönetim içinde bazı sesler yükselecektir, yükselmemesinin tek sebebi takımın Avrupa'da yoluna devam etmesidir. Özellikle bazı oyuncuların da kendine çeki düzen vermesi lazım, çünkü herkes Schuster gibi size kalkan olmaz, sizi medyaya yem yapmamak için uğraşmaz.

1999-2000 sezonu. Galatasaray Emre, Okan, Suat, Bülent, Hagi, Hakan, Popescu, Taffarel'li kadrosuyla fırtınalar estiriyor, UEFA kupasını dahi kazanıyordu o sene. Fakat herkesin (özellikle Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarının) şikayet ettiği bir mevzu vardı. Galatasaray'lı futbolcuların hakeme yaptıkları itiraz.
Galatasaray'lı olmayan herkesin antipatisini topluyordu o takım yaptığı itirazlarla. Özellikle benim aklımda kalan Emre, Bülent, Hagi ve Hasan Şaş'ın birlikte yaptıkları o yıldırım itiraz taktiği inanılmazdı. Maçın ilk dakikalarında alakasız bir harekette savunmadan Bülent, orta sahada oralarda gezen Emre ve Okan, ileriden Hagi, Hasan ve Ümit Karan'ın hakemin yanına koştuklarını hatırlayacaksınız.
Peki bunları neden anlatıyorum? Milli Takımın hazırlık maçında kırmızı kart gördü Emre. Son 2 senedir Fenerbahçe forması altında aynı şekilde itiraz ediyorlar Lugano ile birlikte. Hatta arada Mehmet ve Alex'de katılıyor bu itirazlara. Bilica oynadığı zaman onuda koymak lazım bu isimlerin arasına. Fakat özellikle Emre'nin yaptıkları bütün futbol severlerin tepkisini haklı olarak çekiyor.
Ama insanlar iğneyi batırmayı bırakın, kendilerine hiç dokundurmadan, kılıçla saldırıyorlar Emre'ye. O sezonlarda gıkını çıkarmayanların Emre hakkında yazdıkları ve söyledikleri beni rahatsız ediyor. Mesela 2000-2001 sezonunda Erol Ersoy'a tükürüp tekme attığı için Şişli 7. asliye mahkemesinden 17 ay hapis cezasına çarptırılan, daha sonra bu cezası para cezasına çevirilen Hagi'ye ağzını açmayanların, şimdi Emre hakkında yazdıkları ortada.
Emre'nin yaptıklarını hangi futbol aşığı tasvip edebilir ki? Şuanda Lugano ve Bilica ile birlikte takımın en antipatik oyuncusu olduğunu Fenerbahçe taraftarları da söylüyor. Hatta ben bu isimlerin arasına yaptığı sert ve gereksiz fauller ile Selçuk ve Christian'ı da koyuyorum. Fakat bu insanların adamlığına laf etmiyorum. Bilica hariç tabi ki.
Eleştirelim, hatta para cezası verelim. Fakat şahsen tanımadığımız bir insanın adamlığına dil uzatmayalım. Saha içerisinde kendisini kaptırıp yapıyor Emre şüphesiz bu hareketleri. Hagi'de bu sebepten ötürü yaptı o hareketleri. Tolunay Kafkas'da kazanma hırsı yüzünden aynı şekilde itiraz ediyordu.
Aynı şekilde Kazım Kazım hakkında da bu tarz şeyler yazılıp çizildi geçen sene. Yok evinin bahçesinde pitbul teriyer cinsi köpeğine kuzuları parçalatıyor falan bile dediler. Kanıtlayamayız dediler ardından. Hedef gösterdiler. Evet, Kazım disiplinsiz bir oyuncu. Hatta iddia ediyorum, şuan Galatasaray forması giymekte olan oyuncular arasında patlamaya en yakın bomba Kazım Kazım. Daha ilk maçında rakibine dirsek attı. Düşünün siz gerisini. Yetenekleri üst düzey olsa da, disiplinsizliği yüzünden bir süper star olamıyor Kazım. Bunlara eyvallah, ama Kazım'ın adamlığına laf etmek hangi kitapta yazar? İftira atmak, hedef göstermek, kanıtlanmamış suçu yüzünden "adam değil o" demek, hangi adalete sığar?
Hagi'ye, Bülent'e, Lugano'ya, Emre'ye, İbrahim Üzülmez'e yani bire bir tanımadığım her hangi bir oyuncuya ben nasıl adam değil diyebilirim, kişiliği hakkında yorum yapabilirim ki? Hagi saha içerisinde Erol Ersoy'a tükürdü diye saha dışında da mı aynı olmak zorunda? Eminim Romanya'da pek çok öğrenci okutuyordur Hagi. Şimdi kim adam değil diyebilir Hagi'ye?
Emre'nin yardım ettiği sayısız aile var Türkiye'de. Şimdi hakeme itiraz etti diye, saha içerisinde yaptığı hareketler çirkinlik sınırlarını zorluyor diye, asalım mı bu adamı?
Evet oyuncuları eleştirelim, fakat saha içerisinde eleştirelim. Hakeme yaptıklarını eleştirelim, hocasına karşı tutumunu eleştirelim, ama kişiliklerine laf etmeyelim. Kimseyi kimseye hedef göstermeyelim.

Nasıl yazacağımı bilemedim bu haberi. Alex Ferguson'un istifa ettiğini ve artık Manchester'ın başında olmayacağını hayal edin. İşte aynı şey, Jerry Sloan'ın istifa etmesi.
İşin aslı astarı nedir yakında çıkar ortaya. D-Will yüzünden mi, yoksa kendisi istediği için mi bıraktı gitti kısa bir süre içerisinde öğreniriz. Gerçi daha yeni 1 yıl daha kontratını uzatmış Jazz ile. Demek ki ilk seçenek, yani Deron Williams'ın resti yüzünden istifa etmiş olması gerçek. Kendisi basın toplantısında bunu açıklamadı. Zaten açıklamazdı ya neyse...
John Stockton'ın basketbolu bıraktığını açıkladığı senenin ardından elinde yıldız sayılabilecek, o dönem NBA'de 4. sezonunu yaşayan Raja Bell ve 3. sezonunu yaşayan Krilenko varken 42 galibiyet alma başarısını göstermiş bir adam Jerry Sloan. Öyle kolay kolay harcanacak bir adam değil.
Utah kariyerinin 24. sezonunu yaşarken istifa ettiğinde 40 maçın -bakın 30 falan değil- 40 maçın altında galibiyet aldığı tek sezon 2004-2005 sezonu.
Kariyeri boyunca Utah ile 1000 maçın üzerinde galibiyet kazanmış bir koçtu o. En fazla galibiyet alan 3. koç şuanda. Bu rakamlar bile yetmez mi onu anlatmaya?
Bırakırken bile asla başka bir takım çalıştırmayacağını açıklaması, sizce nasıl bir karaktere sahip olduğunu göstermez mi?
Kime kızsam bilmiyorum. Jazz yönetimine mi, Williams'a mı? Eğer Deron'ın isteği üzerine Jazz yönetimi Sloan'dan istifasını istediyse çok büyük ayıp ettiler. Yıldız oyuncuyu takımda tutmak için, efsanelerinden birinin kulüpten ayrılmasına izin veriyorsun, aklım almıyor.
Şimdi onun heykelini salonun önüne diksen ne fark eder ki? Bu ayıbınızı temizlemeye yeter mi?
Yıldızlar gelir geçer, fakat efsaneler kalıcıdır. Bugün "Sloan kalırsa, ben ayrılırım" diyen oyuncu, elbette şampiyonluk kazanamayacağını anladığında takımını da bırakacaktır. İşte o zaman takımınızın Cavaliers'dan bir farkı kalmayacak Jazz yönetimi. Çünkü Williams gittiğinde bile elinde kalan oyuncularla 47 galibiyet alabilecek bir hocanız olmayacak!
Utah'ın başına geçtiğinde henüz 3 yaşında olan Deron Williams yüzünden ayrıldı takımından Jerry Sloan. Ayrılması değil aslında beni üzen. Elbette ayrılacaktı bir gün. Hatta belkide ayrılması gerekiyordu. Beni üzen ayrılış şekli oldu. Evet kariyerini şampiyonluklarla süsleyemedi belki, ne kadar hak etmiş olsa da "yılın koçu" ödülünü alamadı hiçbir zaman ama böyle ayrılmamalıydı. Jazz yönetimi bir sonraki maçta onun için organizasyonlar düzenlemeliydi. İstifa etmiş olsa bile yanında durmalıydı basın toplantısında. Sanki bir şampiyonu uğurluyormuş gibi uğurlamalıydı Jazz seyircisi onu. Çünkü o bunların hepsini hak etmişti.
Artık Jazz maçlarını izlerken seni köşede görememek çok üzücü olacak. Hoşçakal koç, umarım mutlu olursun basketboldan uzak hayatında...

Her sene düzenlenen "NBA Smaç Yarışması" ilk olarak 1984 yılında düzenlendi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Aslında ilk smaç yarışması 1984 yılının finalistlerinden, eski ABA ligi oyuncusu Julius Erving'in yaptığı bir espri sayesinde 1976 yılında yapıldı.
Her ne kadar ABA ligi bir başka yazının konusu ise de, bir ipucu vererek hatırlatmış olalım. NBA Tv'nin klasik maçları yayınladığını görmüşsünüzdür. İzleyenler olduysa hani bildiğimiz turuncu top ile değilde üçlük yarışmasında ki son top gibi kırmızı - mavi - beyaz topla oynanan maçlar yayınlanıyor. İşte bu izlediğiniz maçlar aslında NBA değil, NBA ile birleşmesinden önce ABA liginde oynanan maçlar. "Dr. J. ne alaka?" diyenler için belirtmekte fayda görüyorum. Koç Larry Brown, Julius Erving, David Thompson, George Gervin gibi pek çok NBA efsanesi ABA ile NBA birleştikten sonra lige katılmış oyuncular. Artık smaç yarışmasının nasıl başladığına geri dönebiliriz.
Hikaye Julius Erving ABA liginde oynarken, ABA liginin finans direktörü Jim Keeler'a "Senin bütün ABA içerisinde smaç basamayan tek zenci olduğuna dair bahse girerim" demesi ile başlıyor. Jim Keeler bunu ABA pazarlama müdürü Jim Bukata ve ABA başkanı Carl Scheer ile yaptıkları All-Star toplantısında anlatıyor. Glen Campbell ve Charlie Rich konserleri haricinde seyirci çekecek başka bir organizasyon arayan bu üç ismin aklına Jim Keeler'ın bu hikayesini duyunca parlak bir fikir geliyor. Birden karar veriyorlar; "Devre arasında smaç yarışması düzenleyelim!"
İlk smaç yarışmasına katılanlar ise Artis Gilmore, George Gervin, Larry Kenon, David Thompson ve Julius Erving. Tahmin ettiğiniz gibi Dr. J. ve Skywalker (David Thompson) arasında geçen bir mücadele oluyor. Şimdilerde sıkça gördüğümüz 360 derece dönüp vurulan smaç ilk kez bu smaç yarışmasında yapılıyor. Michael Jordan'ın faul çizgisinden yaptığı smaçı Erving yine bu yarışmada yapıyor. Dominique Wilkins (1985) ve Larry Nance'in (1984) NBA smaç yarışmalarında yaptığı iki topla yapılan smaçı Erving pota arkasından gelerek yapıyor. Smaç yarışmasının galibi Erving olsa da, All-Star maçının MVP'si David Thompson oluyor. 

İzlemek isteyenler için 1976 smaç yarışmasının tamamı;
NBA ve ABA birleştikten sonra ilk smaç yarışması 1984 yılında ki All-Star maçında yapılıyor. O seneki All-Star maçı Denver'da oynanacağından NBA yönetimi Denver'da çok fazla ilgi gören smaç yarışmasını da tekrarlamak istiyor. Julius Erving, Larry Nance, "Dr. Dunkestein" Darrell Griffith, "The Human Highlight Film" Dominique Wilkins, Clyde Drexler gibi isimler smaç yarışması için seçiliyor. Phoenix'in oyuncusu Larry Nance NBA tarihinin ilk smaç yarışmasını kazanarak tarihe geçiyor. Fakat yarışmaya damga vuran kişi Julius Erving oluyor. Yaptığı bir smaçta biraz fazla yükselince kafasını panyaya vuruyor Dr.J. Fakat bu ona birinciliği getirmiyor. Yinede Dr. J. gönüllerin şampiyonu ve yarışmanın ikincisi olarak tamamlıyor yarışmayı. Smaç yarışmasının topladığı ilgi NBA yönetimini oldukça memnun ediyor. Bunun üzerine smaç yarışması All-Star etkinliklerine dahil ediliyor. 
1985 Indianapolis ise Michael Jordan'ın ilk, Julius Erving'in son, ve Dominique Wilkins'in ikinci smaç yarışması olarak tarihe geçiyor. Larry Nance ve Dr. J. bir önceki sezonun finalistleri olduğu için direkt olarak 2. tura geçseler de, finalde Michael Jordan ve Wilkins karşı karşıya geliyor. Yarışmayı "The Human Highlight Film" Wilkins kazanıyor. 
1986 Dallas ise Smaç Yarışması tarihinin en kısa oyuncusu Atlanta forması giyen Spud Webb'in (1.70 cm) galibiyeti ile sona eriyor. O tarihteki takım arkadaşı Wilkins ise ikinci oluyor. Jordan'ın katılmadığı bu turnuva Wilkins'in 3. smaç yarışması oluyor. 
1987 Seatlle, Michael Jordan'ın ilk şampiyonluğu ve bir televizyon kanalından (TBS) canlı ilk yarışma olarak tarihe geçiyor. Bir önceki senenin şampiyonu Spud Webb'in katılmadığı yarışmada Jordan finalde Jerome Kersey ile karşılaşıyor ve kazanıyor. NBA'de geçirdiği üç sene boyunca üç kere smaç yarışmasına katılan ve üçünde de üçüncü olan Stansbury'nin son yarışması ve NBA'de son sezonu oluyor 87 Seatlle. 5 NBA şampiyonluğu bulunan Ron Harper ise 5. oluyor. Akıllara ise M.J'in faul çizgisinden yaptığı smaç ile kazınıyor.
1988 yılında Jordan evinde yani Chicago'da ikinci kez kazanıyor bu turnuvayı. Bu tarihe kadar hep sekiz oyuncunun katıldığı turnuva Ron Harper'ın sakatlığı yüzünden yedi oyuncu ile yapılıyor. Finale kadar başa baş giden mücadeleye Jordan, daha sonra NBA logosu olarak kullanılacak olan smaçı ile son noktayı koyuyor ve Wilkins'den 1985'in rövanşını alıyor. Jordan bu tarihten sonra bir daha katılmıyor smaç yarışmasına. 1986 yılının galibi Spud Webb ise sonuncu oluyor.
Kenny Walker'ın kazandığı 1989 Houston'da ise ne Wilkins, nede M.J. var. Cleyde Drexler 5. kez katıldığı yarışmada ilk defa ikinci oluyor. Final turunda ilk iki smaçını istediği gibi yapamayıp düşük puan alan Drexler'ın Walker'a yetişme şansı kalmayınca, üçüncü smaçını yapmasına gerek kalmıyor. Bu yılın bir diğer özelliği ise, bir turda alınan en fazla puanın alınmış olması. Final turunda Kenny Walker tam 148 puan alıyor.
TNT ve TBS kanallarında yorumculuk yapan, Kenny "The Jet" Smith'in fırtına gibi estiği 90'lı yılların ilk smaç yarışması 1990 Miami'yi, 5. kez bu turnuvaya katılan D. Wilkins kazanıyor. Scottie Pippen, Shawn Kemp gibi yıldızların katıldığı turnuva ayrıca Wilkins'in son yarışması oluyor. Bir önceki senenin galibi Kenny Walker ise 4. oluyor. Yaptığı smaçlar ile büyük beğeni toplamasına rağmen birinci olamayan Kenny Smith ise gönüllerin şampiyonu oluyor. Scottie Pippen'ın, Michael Jordan gibi faul çizgisinden yaptığı smaçta izlenesi. 
Charlotte 1991 Shawn Kemp, Dee Brown, Rex Chapman ve Kenny Smith çekişmesiyle geçiyor. NBA yönetimi ilk kural değişikliğini bu sene yapıyor. Yarışmanın finalinde oyuncular üç smaç yapıyor ve en yüksek oy olan iki smaçın ortalaması kazananı belirleyor. 1991 smaç yarışmasına damgasını vuran ise Boston forması giyen Dee Brown'ın "bakmadan" yaptığı smaç oluyor. Daha sonradan pek çok oyuncunun yapacağı bu smaç sayesinde Brown birinci oluyor.
1992 Orlando'da ise Cedric Ceballos'un galibiyeti ile son buluyor. Larry Jhonson, Nick Anderson ve John Starks ile çekişen Ceballos, finalde Larry Jhonson'a son bir smaç yapma şansı tanımadan yarışmayı kazanıyor. Ceballos'un kendisine turnuvayı kazandıran gözleri bağlı şekilde yaptığı smaç ise tartışmalara konu oluyor. Ceballos "düz" bir şekilde "uzun süre" koştuktan sonra "tam" zıplaması gereken yerde zıplayıp smaçını yapıyor. İlk şoku atlatan insanlar tekrar izledikten sonra Ceballos'un gördüğünü düşünmeye başlıyor. Fakat sonuç değişmiyor.
1993 yılında Salt Lake City'de yapılan Smaç yarışması beraberinde yine kural değişikliği getiriyor. 1991 yılında final turunda uygulanmaya başlayan "yapılan 3 smaç içerisinde en yüksek puan alan iki smaçın ortalaması", ilk tur içinde geçerli olmaya başlıyor. Shawn Kemp'in sakatlığı yüzünden katılamadığı yarışmayı Harold David Miner, Weatherspoon'un önünde birinci olarak tamamlıyor. Bir önceki senenin galibi Ceballos ise üçüncü oluyor. Ülkemizde 98-99 yılları arasında Fenerbahçe forması giyen Mahmoud Abdul-Rauf yada diğer adıyla Chris Jackson ise 1993 yılında ki performansı ile hafızalara kazınıyor. Abdul-Rauf bir tane bile smaç yapamadan yarışmayı tamamlıyor. Bir diğer dikkat çeken olay ise Tim Perry'nin aynı smaçı tekrar yaparak sanki katılmak istememiş, zorla dahil edilmiş havası ile yarışmayı bitirmesi oluyor.
1994 Minneapolis'te yine kural değişikliklerine sahne oluyor. İlk olarak oyuncu sayısı altıya düşürülüyor ve her yarışmacı 90 saniye içerisinde yapabildiği kadar smaç yapıyor.Bütün yaptıkları smaçlar genel bir puan alıyor. Finalde ise yaptıkları en iyi iki smaç üzerinden değerlendiriliyorlar. Minneapolis'i kazanan ise bacaklarının arasından geçirdiği topu potaya bırakan Isaiah Rider Jr. oluyor.
1995 Phoenix kural değişikliğine sahne olan bir diğer yarışma oluyor. Değişen kurala göre yarışmacılar 90 saniye içerisinde en az üç smaç, finalde ise 60 saniye içerisinde en az iki smaç yapıyor. Phoenix'de 93 yılının galibi Harold Miner ikinci kez bu yarışmayı kazanıyor. Bir önceki senenin galibi Rider ikinci olurken, Jaime Watson üçüncü oluyor. Akıllara kazınan isim ise Tony Dumas oluyor. Yaptığı üç smaçı da kaçıran Dumas, özellikle ikinci smaçın da topu çembere bile değdirmeden seyircilere yolluyor. (Mutlaka izlenmesi gereken bir performans.)
1996 San Antonio'yu Brent Bary kazanırken, Michael Finley ikinci oluyor. Greg Minor, Jerry Stackhouse, Doug Christie ve Darrel Armstrong'un katıldığı yarışmada 1994 yılındaki kurallar uygulanıyor. Yapılan smaçların dışında Armstrong'un kaçırdığı smaçta akıllara kazınıyor. İlk smaçlarında oldukça başarılı olsa da, yorulduğundan olsa gerek ters smaç vuracağı sırada yeteri kadar sıçrayamıyor ve turnike olarak bırakıyor topu. Ayrıca Brent Barry bu turnuvayı kazanan ilk beyaz olarak tarihe geçiyor. Üstelik faul çizgisinden smaç vurarak!
Darrell Armstrong
1997 yılında Cleveland'da yapılan smaç yarışması ise Kobe Bryant hayranları için unutulmazlar arasına giriyor. Sadece bir kere katıldığı yarışmada Kobe, Ray Allen, Michael Finley, Chris Carr, Bob Sura ve Darvin Harm karşısında rahat bir galibiyet alıyor. Unutulmazlar arasına giren smaçlarını gördükten sonra "önümüzdeki 1-2 seneye ambargo koyar" diyenler talihsiz bir şekilde yanılıyor.. NBA yönetimi 1998 yılında smaç yarışmasını düzenlemiyor. 1999 yılında da lokavt sebebiyle yapılamıyor All-Star haftası. Kobe Bryant ise en atletik olduğu yıllarda yeteneklerini smaç yarışmasında gösterme fırsatını bir daha bulamıyor fakat bu yarışmayı kazandığında henüz 18 yaşında olan Kobe tarihe "smaç yarışmasını kazanan en genç oyuncu" olarak tarihe geçiyor.
Benim yaş grubuma dahil olanların canlı olarak izlediği ilk smaç yarışması, 2000 yılında Oakland'de yapılıyor. İki kuzen Vince Carter ve Tracy McGrady'nin karşısına Steve Francis, Ricky Davis, Jarry Stackhouse ve Larry Hughes çıkıyor. Vince Carter ve T-Mac'in smaç tarihini tekrar yazdıkları yarışmada, onlara yetişmeye çalışan tek isim Steve Francis oluyor. Vince Carter öyle smaçlar yapıyor ki, Larry Hughes'ın yapamadıkları insanların aklından siliniyor. Hatırlamayanlar için anlatalım. Kenny Smith'in imza smaçını yapmaya çalışan Hughes, üç defa denemesine rağmen smaçı yapamayarak takım arkadaşı Iverson ve Garnett'i bile kendine güldürmeyi başarmıştı.
Larry Hughes
2001 Washington'ı finalde Baron Davis ve DeShawn Stevenson ile karşılaşan Desmond Mason kazanıyor. 2001 senesi Baron Davis'in Cedric Ceballos taklidi dışında, altı oyuncunun katıldığı son yarışma olarak tarihe geçiyor.
Baron Davis
2002 Philadelphia ise oldukça radikal değişikliklerin yapıldığı bir turnuva olarak kalıyordu akıllarda. Öncelikle yarışma olan format, turnuva şekline dönüştürülmüştü. Oyuncu sayısı da dört olarak belirlenmişti. Oyuncular iki grup olarak birbirleri ile yarışacak ve finale çıkacaklardı. İşin daha da ilginç kısmı ortadaki bulunan "çark" idi. Üzerinde Dr. J., The Human Highlight Film, 80's, 90's ve ???? şeklinde dilimler bulunan çarkı, çarkıfelek yarışmasındaki gibi çevirdi Dr. J. Mantık şuydu. En üst kısımda bulunan okun altında hangi dilim durursa, oyuncular o dilim üzerinde yazılı smaçları yapacaklardı. Yani "90's" gelse, 90'ların en ünlü smaçlarını tekrarlayacaktı oyuncular. Şansa çarkı çeviren Dr J.'in bulunduğu dilim geldi. Oyuncular sırayla Doktor'un ünlü smaçlarını tekrarladılar. Desmond Mason ve Jason Richardson'ın grubundan Richardson, Steve Francis ve Gerald Wallace'ın grubundan G-Wall finale yükseliyordu. Jason Richardson ve Wallece'ın finaldeki düellosunu Jason Richardson kazanıyor ve kupayı evine götürüyordu.
2003 yılında smaç yarışması Atlanta'da düzenleniyordu. 2002'de uygulanan turnuva ve çark sistemi çok fazla tepki çektiğinden, NBA yönetimi bu uygulamalarından vazgeçmek zorunda kalmıştı. Jason Richardson'ın finalde tekrar Desmond Mason ile karşılaştığı turnuvayı, yine Jason Richardson kazanıyordu. Amare ise ilk kez katıldığı yarışmayı Richard Jefferson'ın önünde üçüncü olarak tamamlıyordu.
2004 yılında Los Angeles'da düzenleniyordu smaç yarışması. Jason Richardson toplamda ve üst üste üçüncü kez bu yarışmayı kazanarak tarihe geçmek istiyordu. Rakipleri "birdman" lakaplı Chris Andersen, Türk Telekom'da da forma giyen Ricky Davis ve Fred Jones idi. İlk turda işler istediği gibi gitmiş ve finale Fred Jones'un önünde gitmişti. Fakat final turunda işler tersine dönmüş ve yarışmayı Fred Jones kazanmıştı.
2005 yılı ise unutulmazlar arasına giren yıllardan birisiydi. Denver'da düzenlenen yarışmaya Amare'ye yardım için orada bulunan Steve Nash, 14 kez smaç kaçıran Chris Andersen ve Dominique Wilkins'in formasıyla smaç vuran Atlanta'lı Josh Smith damga vurmuştu. Ayrıca J.R Smith'in hakkının yenildiğini düşünenlerin sayısı da bir hayli fazlaydı. Yinede kolay kolay unutulmayacak bu turnuvayı finalde iki smaçtan da tam puan alan Josh Smith kazanmıştı.

2006 Houston ise smaç yarışmasının en fazla izleyici kaybettiği yarışma oldu. Josh Smith, Hakim Warrick, Andre Igoudala ve Nate Robinson'ın katıldığı yarışmada önce Warrick, daha sonra Igoudala'nın hakkı yeniyordu. Özellikle 14 kez smaçını tekrarlayan Nate Robinson'ın Igoudala'dan fazla puan alması seyircileri çıldırttı. Ayrıca 2006 Houston sonrası bir dizi yenilik getirmek zorunda kaldı NBA yönetimi. Tarihe finali ilk kez "tie brake" ile sonuçlanan yarışma olarak geçiyordu 2006 yılı.
2007 Las Vegas Dwight Howard'ın Superman şovu ile tarihe geçti fakat yarışmayı finalde Nate Robinson ile karşılaşan Gerald Green kazandı. Özellikle Nate Robinson'ın üzerinden, Dee Brown'ın yıllar önce ilk kez yaptığı "Blind" smaçı ile kazanması akıllarda kalmıştı. Howard'ın en azından final oynaması gerektiğini düşünenlerde az değildi.
Nate Robinson'ın katılmadığı 2008 New Orleans ise, sonucunu izleyicilerin sms ile belirlediği ilk yarışma oldu. Gerald Green'in önce pastaya üfleyerek yaptığı, daha sonra çoraplarını çıkararak yaptığı smaçlara rağmen Dwight Howard jüriden 100 halk oylamasından da %72 alarak yarışmayı kazandı. Gerald Green'in çemberi öperek smaç yapma fikrine koçu karşı geldiği için Green smaçı değiştirmiş ve onun yerine ufak bir keki yakıp, çember üstüne koyup önce keki söndürüp sonra smaçı vurması, tarihe geçen bir diğer anekdot olmuştu.

2009 yılında ise All Star haftası Phoenix'de, doğal olarak smaç yarışması da burada yapılıyordu. Nate Robinson, Dwight Howard, J.R Smith ve Rudy Fernandez'in katıldığı yarışmayı, sms oylarıyla Nate Robinson kazıyordu. Yine tartışmalara konu olan bir yarışma olarak geçti. Rudy ve Smith'in bir kez daha hakları yendiği konuşuldu. Dwight Howard yine superman olmaya karar vermiş, fakat çok daha tiyatral bir gösteri sunmuştu. Sahanın kenarından Clark Kent'in içine girdikten sonra Superman olarak çıktığı telefon kulübesinin aynısı yükseldi. Howard içine girdi ve SuperHoward olarak geri döndü. Buna Nate Robinson'ın cevabı, Superman'in tek zayıf yöne olan kryptonite taşı olmaktı. O da final smaçını Howard'ın üzerinden Kripton yeşili forma ve ayakkabı giyerek vurdu. Howard'ın potayı yükseltmesi, Rudy'nin NBA'de forma giyen ilk İspanyol oyuncunun forması ile sahaya çıkması diğer not alınması gereken şeylerdi.

Geçtiğimiz yıl ise bu organizasyona Dallas ev sahipliği yapıyordu. Nate Robinson, Shannon Brown ve Gerald Wallace direkt olarak katılırken DeMar Derozan ise Eric Gordon ile çaylaklar maçının devre arasında yapılan yarışmayı kazanarak katılıyordu. Nate Robinson'ın kazandığı her yarışmada olduğu gibi, bu yarışmada elde ettiği birinciliği de tartışmalara yol açıyordu. Bu sefer gölgede kalan isim DeMar Derozan'dı. Toronto taraftarının yeni Vince Carter olmasını beklediği Derozan her ne kadar birinciliği hak etmiş olsa da kazanamamıştı. Tarihte vasat geçen yarışmalar olmadı değil, fakat geçtiğimiz sezon en kötü üç arasına rahatlıkla girer. Özellikle Shannon Brown'ın "bitse de gitsek" smaçları ve Gerald Wallace'ın kendini pek zorlamaması seyircileri bir hayli sıkmıştı.
Bu sezon ise All Star etkinlikleri, Hollywood'da olacak. Yani beklentiler bir hayli fazla. Hem maçtan, hemde smaç yarışmasından. Fakat beklenen o muhteşem görsellik pek olmayacak gibi smaç yarışmasında. Adaylar yaklaşık bir ay kadar önce açıklandı. Önce adayları bir hatırlayalım;
Blake Griffin - Los Angeles Clippers
Serge Ibaka - Oklahoma City Thunder
Javale McGee - Washington Wizards
Brandon Jennings - Milwaukee Bucks
Şüphesiz herkesin favorisi Blake Griffin denen çılgın. Çok güzel smaçlar izletecek bizlere. Ama benim merak ettiğim Brandon Jennings ne yapacak. İşte asıl önemli olan soru bu.
Birde bu sene için LeBron James'in durumu var. 2009 yılında "seneye bende varım" demişti. Fakat 2010'da katılmamış, son ana kadar bekleyen Stern, LeBron'un katılmayacağını duyunca Eric Gordon ve DeMar Derozan'dan birini seçmek zorunda kalmıştı. Hatta bunu da yapamamış, tarihte ilk defa ön eleme oynatmıştı smaç yarışmasına katılacak oyunculara...
Bu sezon neden katılmadı LeBron James? Miami tercihinden sonra oluşan nefreti biraz olsun kırmak, silinen sempatik görüntüsünü yeniden kazanmak, korkak bir oyuncu olduğu yönünde oluşan imajı Blake Griffin gibi bir smaç makinesinin karşısına çıkarak silmek varken, neden katılmadı LeBron James?
Umarım güzel bir yarışma izleriz bu sene. Javale ve Ibaka keşke şaşırtsalar bizi. Yazının sonunu bir "Sneake Peek" ile sonlandıralım. Blake Griffin'den geliyor, "Windmill".
"Here comes the highlight"


















