TAŞRA BASKISI

İSTANBUL VE TAŞRA BASKILARI AYNI ANDA ÇIKAN BLOG

Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
• Cengiz Bahadır Özdemir l 16 Şubat 2011 0 Yorum

Dün geceki Milan-Tottenham maçında, Gattuso'nun çılgınlıkları geceye damgasını vurdu. Özellikle ikinci yarıda, golü bir türlü bulamayan Milan'da sinirlerine hakim olamayan Gattuso maçı karıştırdı. Crouch ile sürekli didişen Gattuso, Tottenham'ın yardımcı antrenörü Joe Jordan'la hem maç sırasında hem maçtan sonra büyük bir kavgaya tutuştu. İki sezon Milan'da top koşturmuş olan Jordan maç sonrası açıklama yapmadı. Redknapp ise Gattuso'nun neden böyle bir işe girdiğini anlamadığını ve kendisini durduk yere kaybettiğini söyledi. Gattuso da maçtan sonra özür dileyerek UEFA'nın kararını beklediğini ifade etti.
Aynısını bir Türk futbolcusu yapsa acaba ne olurdu diye de düşünmeden edemiyor insan. Gattuso hırslıdır, savaşçıdır, gerekirse kavga eder. Bu yüzden Gattuso bu tip kavgaların içinde olduğu zaman şaşırmıyoruz. Karşı takımın yardımcı antrenörünün boğazını sıkıp, adama kafa atınca gülüp geçiyoruz. Peki bir Türk sporcusu bunu yapsa neler olurdu? Gazete manşetlerini bir kenara koyalım; sözlüklerde, bloglarda, gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında neler neler yazılıp söylenirdi? Düşünmesi bile korkunç. İngiliz tabloid gazeteleri ağır başlıklar atarken diğerleri olayları basit bir "sinirli insan" davranışı içerisinde değerlendirmiş. İtalyanlarsa "Gattuso yine delirdi" tarzı haberler yapmışlar. Bakalım Gattuso'nun ipini çekecekler mi? Çünkü biliyorum ki, aynı olayları bir Türk futbolcusu yapsa sistematik bir kıyım gerçekleştirilirdi.

Gattuso'nun maçtan sonra özür dilemesi ise Türk futbolcusunun kolay kolay yapacağı bir şey değildir. Bu da, bizim futbolcuların yeteri kadar olgun olmamasıyla ilgili.

• Mustafa Akkaya l 14 Eylül 2010 0 Yorum


Karşılaşma başlamadan önce çoğu kişide olduğu gibi benim içimde de bir umut ışığı vardı. Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk maçını oynayan bir ekip olarak Bursaspor’un eksiği çoktu. Bu arenadaki ilk dersini de biraz ağır bir skorla aldı ‘Son Şampiyon’.

Maç başlar başlamaz kontrolü eline alan bir Valencia, pardon kontrolü rakibe veren bir Bursaspor vardı sahada. Rakip, İspanyol kültürüne özgü “sahaya iyi yayılma” geleneğini anca ortalama bir biçimde uyguluyordu oysaki. Yalnız bu bile Bursaspor’un 1. ve 2. bölge arasındaki bağlarını aksatmaya yetti. Ceza sahasındaki topları sürekli uzun oynamak zorunda kaldı ve buna çözüm üretmekte zorlandı Timsahlar. Kendi yarı sahasında Şampiyonlar Ligi’nde yeri olmayan boşluklar da bırakınca, Valencia pek de çaba harcamadan ceza sahasına inmeye başladı. 16. dakikada gelen Tino Costa füzesine de bu şekilde izin verdi Bursaspor ve yenik duruma düştü.

Golün ardından nispeten toparlanma belirtileri gördük Bursa’da. Rakip sahaya daha iyi yerleşmeye başladılar. Ancak Valencia’nın tam tersine kanatları gayet etkisizdi. Vederson ve Ali Tandoğan sıklıkla ileri çıkıp hücuma zenginlik katmaya çalışsa da önlerindekilerden destek alamadılar. Çünkü Ozan İpek gerçekten etkisiz günündeydi ve Volkan Şen sürekli faule maruz kalmaktan verimli olamıyordu. Böylece zaten dirençli olan bir rakibe karşı orta sahayı geçmek özel bireysel yetenek ister hale geldi; ki bu noktada Insua’nın da vasat olması durumu zorlaştırdı. Derken yine Tino Costa’nın ayağından çıkan ve direkten dönen bir serbest vuruşu Aduris tamamlayınca rakip durumu 2-0’a taşıdı. Devre sonuna kadar da skorun getirdiği moral bozukluğu görüldü Bursaspor’da.


İkinci devre beklendiği gibi başladı. Oyunu olabildiğince rakip yarı sahaya yıkmaya çalışan bir Bursaspor ve karşısında vites düşürüp skoru korumaya çalışan bir Valencia. Yine de neredeyse hiç rakibine mutlak bir üstünlük sağlayamadı Bursa. Oyunun tıkanmaya başladığı anlarda Sercan ve Turgay’ın oyuna girişi takımı bir anda ateşledi. Hatta 64. dakikada o ana kadarki en net pozisyonunu buldu Timsahlar. Ancak bu hız giderek düştü ve 68. dakikada Ergiç’in komik hatasından faydalanarak çok kolay bir gol buldu Valencia. Durum 3-0 olduktan sonra da sahada futbol adına pek bir şey beklemek hayal gibiydi. Oyundan tamamen düşen Bursaspor karşısında Valencia, hızlı bir hücumla 4. golü bulmak için sadece 6 dakika bekledi. O andan itibaren kontrol, sahada şuursuzca dolaşan Bursaspor karşısındaki İspanyollar’a geçti ve maç bitkisel hayata girdi.

Özetle; Bursa’daki maç, Devler Ligi’ne yeni adım atan her takım için bir ders niteliğindeydi. Kendinden güçlü bir ekiple mücadele eden bir takımın yarı sahasında fazla boşluk bırakması bugünkü gibi sonuçlara yol açıyor. Özellikle rakip tecrübeliyse bu boşlukları kolayca değerlendirebiliyor ve nadiren atak geliştirse dahi golü bulabiliyor. Ardından skoru koruması ve hatta ani ataklarla farkı açması da çok zor olmuyor. Böyle bir ortamda bireysel pas hatalarının çok olmasının nelere yol açabileceğine değinmek dahi gereksiz.


Mehmet Topal’a değinmeden bitirmeyelim. Burada alıştığımız sade ve çevresindekileri oyuna katan tarzını sahaya koydu. İspanya’da kaldığı sürece kendini çok geliştirecek çünkü etrafındakilerin temel altyapısı kuvvetli ve o da buna ayak uydurmak zorunda. Diğer bir deyişle takım arkadaşlarıyla birlikte ‘büyüyecek’ Topal. Ayağına büyük gelen kramponlarına gazete sıkıştırarak seçmelerine çıktığı bir altyapıdan, futbolcunun temeline büyük önem veren bir ülkeye gitmek kolay iş değil. Aradaki farkı zamanla gelişerek özümseyecek.

• Kadir Ar l 6 Ağustos 2010 0 Yorum


Şampiyonlar Ligi'ne katılacak son 10 takımı belirleyecek eşleşmeler de belli oldu. Bu takımlardan bir ya da birkaç tanesinin Bursaspor'un olası rakiplerinden olma ihtimali de mevcut. Üst grupta Tottenham dışında kesin favori diyebileceğim bir takım yok. Zenit-Auxerre eşleşmesinde de kadro kalitesi olarak Zenit favori. Dinamo Kiev'in avantajı liginin yaz aylarında devam etmesi sebebiyle daha hazır olması. Ajax'ın ki ise Martin Jol. Bremen-Sampdoria ve Braga-Sevilla eşleşmeleri gayet çekişmeli geçecek gibi gözüküyor. Gönlümden geçenler Sampdoria ve Braga. Alt grupta ise Salzburg çok arzuladığı Şampiyonlar Ligi'ne 15 sene sonra kavuşacak gibi gözüküyor. (Uefa turnuvalarında isminde Red Bull'u kullanamıyor) Rosenborg, Basel ve Sparta Prag da tur için daha ağır basıyor. Partizan-Anderlecht maçında son yıllardaki ciddi hüsranları sebebiyle Anderlecht'i direk favori göremiyorum...

• Efe Yılmaz l 5 Ağustos 2010 1 Yorum

Korkmayın Serdar Ortaç yeni albüm çıkarmadı, sadece Aziz Yıldırım aynı filmi vizyona soktu. 2005-06 sezonunun son haftasında şampiyonluğu Denizli'de bırakmıştı Fenerbahçe. 2. tamamladığı sezonda Şampiyonlar Ligi ön elemesinde de Dinamo Kiev'e elenmişti. Aradan geçen sezonlardan sonra benzer travmanın belki daha ağırı bu sene yaşandı. Önce Kadıköy'de giden şampiyonluk ve ardından gene Kadıköy'de giden tur. Yönetmen farklı, oyuncular farklı ama yapımcı Aziz Yıldırım aynı. Devam filmlerinin çoğu başarılı olmamakla eleştirilir ama Aziz Yıldırım gerilim dalında Oscar'ın güçlü adaylarından bence.

Evet Aykut Kocaman dün başarısız bir teknik direktörlük performansı sergilemiştir. Oyuna müdahaleleri, hatta belki transfer öncelikleri yanlıştır. Hatta Alex'in olduğu bir takımı hızlı oynatma sevdası toptan yanlıştır. Bunların hepsini kabul ederim ama bu kadar insafsızca Aykut Kocaman'ı eleştirmek için bence erken. Hele ki Aziz Yıldırım'ın bu kadar az eleştirildiği bir ortamda, bütün suçu Aykut Kocaman'a yüklemek gereksiz. Ben futbola sonuç odaklı bakan birisi değilim. Dün Young Boys'u izlerken içimden geçen "Keşke Galatasaray'da böyle futbol oynasa, şampiyonluk, kupalar falan önemli değil" düşüncesiydi. O yüzden kendimce anlayabiliyorum Kocaman'ın yapmak istediği devrimin zorluğunu. O eğer günü kurtarmak isteyen birisi olsa, geçen seneki oyun düzenini hiç bozmaz yıllardır alışılmış yavaşlatılmış 4 5 1'i oynatırdı. Alex'i oyundan çıkarmaz hatta en yakın silah arkadaşı olarak kendisine Alex'i seçerdi.

Gelelim olayın diğer boyutuna. Daha öncede değinmiştim bir yazıda, ben Bülent Korkmaz, Uğur Tütünekeri Prekazi gibi efsaneler yüzünden Galatasaraylı oldum, mahalledeki Fenerli arkadaşlarım yaptığımız maçlarda Oğuz, Aykut ya da Rıdvan oluyordu, Beşiktaşlılar ise ya MAF oluyordu ya Rıza. Biz bu ülkede çoğu efsane isimlerin, koltuklarına yapışmış başkanlar tarafından kullanıldıklarına şahit olduk. Ben de biliyorum Bülent Korkmaz'ın, Rıza Çalımbay'ın ya da Ertuğrul Sağlam'ın yaptığı hataları. Ama ben hepsinden önce şunu biliyorum ki, ülkemizde ne zaman bir yönetimin yapacak hamlesi kalmasa, son kurşun olarak taraftarın sevgilisi bu efsane isimlerden bir tanesini kullanıyor. Önce bu köhne zihniyet gitsin, bizim kahramanlarımıza dokunan onları kullanmaya cesaret eden futbol katilleri ellerini bu güzel oyunun üzerinden çeksin. Sonra biz oturup konuşalım Alex çıkarmıydı, Lincoln küstürülür müydü? Sonuçta bu bir oyun ve bence dünyanın en güzel oyunu. Bize bu oyunu sevdiren kahramanlarımıza sahip çıkmadığımız sürece, bazıları onları kullanma aymazlığından vazgeçmeyecek.

• Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum


Rıdvan Dilmen Ntvspor'da Zico'ya sormuştu, "Takım neden daha hızlı oynamıyor?" diye. Zico net bir şekilde cevapladı, "Hızlı oynarsak kaybederiz". F.Bahçe futbol takımının beyni Alex olduğu sürece bu takım yavaş oynamalı. Topu ayağa paslarla rakip sahaya yığabildiğimiz zaman Chelsea'yle bile başa baş oynayabildiğimizi gördü bu taraftar.

Daum'un yerleştirdiği 4-5-1 sistemini Zico'da ilk geldiğinde değiştirmeye çalıştı. Baktı ki olmuyor geri döndü eskiye ve başarı geldi. Eğer Edu ile Volkan'ın ortak hatasından yenen gol olmasa bugün F.Bahçe hala Zico'yla yoluna devam ediyordu. Olan oldu gidenler gelenler oldu hatta en başa Daum'a geri dönüldü. Bunlar başka tartışma konuları, bu gecenin konusu ise 180 dakikalık eleme turunda F.Bahçe'nin kaybediş hikayesi.


Büyük çoğunluk yönetimin forvet transferini bitirememesinden şikayetçi. Haklılık payı olabilir ama unutulmasın ki rakibiniz Young Boys ise Semih ve Gökhan'da yeterli golcüler. Sıkıntıyı sadece gelecek santrofara bağlamak büyük hata olur. İlk maçtan hiç ders almadan bu maça çıkan bir antrenörünüz varsa suçu yönetime atmak büyük hata olur. Sahada yaşananları 180 dakika boyunca yanlış yorumlayan teknik direktör kulübün efsane ismi olsun veya olmasın farketmez. Eleştirilerin hedefinde o vardır benim için.

İlk maçta skor Sarı-Lacıvertliler 2-1 önde ve 10 kişiyken oyundan çıkartmadığın Alex'i bugün 1-0 gerideyken oyundan almak büyük bir gaflettir. Bu takımın lideri Alex. Gemi batmaya doğru giderken kaptanı çıkartmak hazin sona bir adım daha yaklaşmaktan başka işe yaramaz. İlk maçta galipken dönmediği Christian, Selçuk, Emre orta sahasına bu maçta yenikken dönmeyi taraftara nasıl anlatırsın.


Hazır olmadığından dolayı kenarda tuttuğun Gökhan Gönül'ü ateşe düşünce oyuna alırsan, herkes sorar neden onunla başlamadın diye. Fizik olarak yetersiz gördüğün adamı oyuna alıyorsun. Bununla yetinmeyip Dia'yı kırmızı kart görmüş Stouch'un kanadına gönderiyorsun. Gökhan Gönül ikinci yarıda 90 metreyi tek başına kullandı. Nasıl sakat bu böyle dedirtti izleyenlere.

Hedefim çift forvetli sistem demiştin daha ilk geldiğin gün. Madem Alex'i oyundan çıkartıp neden Semih'i almadın. 74. dakikaya geldiğinde bile maçta yokları oynayan Christian yerine neden Semih tercihi yapmadın. Gökhan Ünal çıkacaktı eğer Dia sakatlandım demeseydi. Bu takımın Semih'le daha üretken olduğunu ve Christian'ın sakatlığında Selçuk'un ilk 11 başlaması ile nasıl direncinin arttığını göremedin mi sportif direktörken.


Ve her maç sonrası tribünlerin önüne neden oyuncularını atıyorsun. Köln maçı, mucize eseri berabere kaldığın ilk maç ve bu maç. Hep mi oyuncular suçlu. Tamam futbolcular suçlu diyelim ama sen bütün sezonu bu adamlarla geçireceksin. Geçen sezon şampiyonluğu son maçla kaybetmiş travma geçiren bu oyunculara biraz daha göğsünü siper etmen gerekmez mi? Takımın gerçeklerle yüzleşmesi gerekli diyorsun maç sonu. Peki bu takımın antrenörünün de buna ihtiyacı yok mu? Vefa da gösterelim sabır da Aykut Kocaman'a ama o da bizden beklediğini oyuncularına göstersin, hatalarını kabullensin...

• Serhat Gürcan Gündüz l 0 Yorum


Peki ya Semih son pozisyonda topu Dos Santos'a verse, yada kendi attığı şut gol olsa neler yazılıp çizilirdi? Elenmek tabi ki dünyanın sonu değil, seneye tekrar denerler. Fakat ya bu sene kaybedilenler? Takıma yeni katılan yabancıların maliyetini çıkaracak, bu oyuncuları bedavaya getirmiş gibi olacaktı Fenerbahçe. 23 milyon Türk Lirasından oldular bu yenilgi ile. Yeni bir forvet alacak-tı Fenerbahçe. Peki şimdi bütçesi buna yeterli olacak mı? Çünkü Gyan için 15 milyon Euro'lardan söz ediliyor. Eminim Fenerbahçe bu transferi gelecek bu parayla karşılamayı düşünüyordu. Yani Fenerbahçe Gyan'dan da oldu. Gökhan Ünal'ı da kaybettiler. Bu saatten sonra ne kadar verimli olabilir ki? Sezon başlarken morallerini de kaybettiler, taraftarlarının umutlarını da. En önemlisi Aykut Kocaman'ın kredisinin büyük bir bölümünü harcadılar. Çoğu taraftar çoktan elinde iple bekliyordur Aykut'u. Artık pek fazla kredisi kalmadı.

Doğru yolda gidiyordu aslında Fenerbahçe. Yeni bir yapılanma, değişen ve modernleşmeye çalışan oyun sistemleri ile umut ışıkları saçıyorlardı. Yapılan transferlerin en yaşlısı 27 yaşındaki İlhan'dı. Yönetim doğru işler yapıyor, Aykut hoca basın toplantılarında her şeyi açıkça beyan ediyordu. Kısaca tren rayında, hedefe doğru ilerliyordu, ta ki bugüne kadar... Bundan sonra olacaklar ise biraz kara bulutlu, hatta yağışlı. Aykut çoktan sorgulanmaya başlandı. "Kaldıramayacak bu görevi", "Doğru seçim değildi, yabancı ve ünlü bir isim getirilmeliydi!" lafları çoktan başkanın kulaklarına gitmeye başladı. Yazarlarda aynı şekilde yazılar yazacak yarın köşelerinde. Evet, elendi Fenerbahçe. Peki ya yapılan doğrular ne olacak? Ne yani, Stoch ve Dia hemen gitmeli mi? Yoksa Aykut Kocaman hemen istifa mı etmeli? Bir soluklanın hele... Çok şey kaybetti Fenerbahçe evet. Paradan, oyuncusundan, umudundan oldu. Prestij kaybetti, taraftarının sayısı rakip takımın ülkesinin nüfusundan fazla olan bir takıma kaybettiği için. Hatta sadece Güiza için harcanan paraya kurulan bir takıma kaybettiği için.

Nerede eksik var peki? Savunmada, orta sahada, forvette.. Kısaca her yerinde kadronun eksikler var. Oyuncuların hırsı yok. Stoch, Dia, Volkan ve Gökhan Gönül'den başka çabalayan oyuncu yok. Kısaca söylemek gerekirse henüz bir kimyası yok Fenerbahçe'nin.. Tam olarak takım olamadılar. Mehmet Topuz, Lugano, Özer gibi oyuncuları sakat. Onların geri dönmesiyle birlikte artan rekabet saha içine de yansıyacaktır. Birazda cesaret şart tabi ki, "Gol yersek bizi kurşuna dizerler,en iyisi ben geride kalayım" diyen oyuncular için. Hadi bunları yazdık, Aykut Kocaman'da görüyor bunları. "Yarın hemen yapalım bunları" şeklinde olmayacağı da aşikar. Peki futbol severler ve Fenerbahçe'liler için ne lazım? Biraz sabır, biraz hoş görü, biraz sükunet. Ondan sonrası kolay olacaktır...

• Serhat Gürcan Gündüz l 28 Temmuz 2010 1 Yorum


Ben başka bir oyuncu tanımıyorum Kazım kadar şans tanınan. Artık şansından mı kaynaklanıyor, yoksa eğlenceli bir tip olmasından mı bilmiyorum ama Fenerbahçe taraftarı bir türlü kurtulamadı bu beladan. Tıpkı Güiza gibi. Gerçi onun durumu daha çok parasal bir mevzu. Neyse, geçen sezon adı ne kadar saçma sapan haber varsa karıştı Kazım'ın. Otel odalarında partiler, maç gecesi gece kulüplerinde yakalanmalar, trafik kazaları vs. Ama tek bir maç yok Kazım'ın kurtardığı. Hatta iyi giden maçları batırmışlığı çok fazla. İnönü stadındaki Beşiktaş maçı mesela. Takımdan gönderilecekti, dediler ki "bir sürelim biz bunu akıllanır belki", yolladılar Fransa'ya. Geri geldi dakika bir gol bir, evinde süt kuzularını pitbull cinsi köpeklerine yedirdiği yönünde haberler çıktı. Tabi ki gerçekliği kanıtlanamadı. Hatta ben şahsen çok tepki gösterdim o habere. Bir insanın, kim olursa olsun bu şekilde hedef gösterilemeyeceğini, bunun gazetecilik olmadığını savundum. Konuyu dağıtmadan Kazım'a ne lazım onu söyleyeyim. Kazım'a askerlik lazım. Onun bu vurdumduymaz tavırlarının düzeleceği tek mekan "askeriye".

Bak şimdi... Özer sakat, Dia hazır değil, Mehmet Topuz sakat, Stoch sağ kanat oynayabildiği için yazıyorum Caner ve Uğur Boral sakat, Deivid hariç yarıştığın şuan kimse yok. Adam gibi oynamanı geçtim, 2 dakika uslu çocuk olsana. Hazırlık maçları olsa, hadi derim ki "düzelir lig başlayınca, sorumluluk alınca" abicim sen bunu Şampiyonlar Ligi Ön Eleme maçında yapıyorsun. Saçma sapan bir faul, ardından topu istop oynarcasına havalara atmalar. Sonra ikinci karttan kırmızı, hop takımı 10 kişi bırak. Ne gerek var Kazımcım. Tam Young Boys gardını indiriyordu ki, sen kırmızıyı yedin, kroke olmuş boksörü kendine getirdin. Bu sorumsuzlukla sana kız vermezler Kazım. Askerde çok dayak yersin sen Kazım. Merak ediyorum, şu hareketlerden sonra hangi takımda yer bulabilirsin kendine? Yetenekli adamsın birde üstelik. Aykut Kocaman'ın söylediği "oyunculara taviz verilmeyecek" lafını sana çeviren olmadı mı Kazım Kazım? Şu maçtan sonra değil ilk 11'e, 18'e girersen şanslısın Kazım.

• Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum


F.Bahçe golle başlayınca hazırlık maçı tadında geçer diye düşündüğümüz maç ilk yarının sonuna kadar korku tünelinden beterdi. Önce beraberlik gölünü buldu Young Boys daha sonrasında ise halısaha maçlarından daha rahat pozisyona girdiler. Sağ kanattan, sol kanattan, göbekten akın akın geldi İsviçre takımı. Sarı-Lacivertliler bir türlü kapatamadılar gediklerini.

Young Boyslu futbolcular yakaladıkları fırsatları beceriksizce harcarken Stouch, ileriye Gökhan Ünal'a gönderdiği topu geri aldıktan sonra harika bir vuruşla imdada yetişti. Devre sonuna doğru hakettiğini alamamış Young Boys oyundan düşmeye başlamıştı. Tam oyun dengeye oturuyor, ipler F.Bahçe'nin eline geçiyordu ki geldiği günden bu yana dengeleri alt üst etmekte rakip tanımayan Kazım bir kere daha çıktı sahneye. Anlatmaya gerek bile yok hakem ilk yarıyı bitirirken rakip takıma umut aşılamayı başardı.

İlk yarı bütün eforunu harcadığında mıdır bilinmez Young Boys bir kişi eksik F.Bahçe karşısında bir türlü istediği tempoyu yakalayamadı. 75. dakikaya kadar süt liman geçti karşılaşma. Fakat Emre'nin temposunun düşmesi ile beraber az olan pas alışverişi durunca tekrar hareketlendi Young Boys. Son vuruş eksikliğinin zirve yapması, direkler ve Volkan'ın performansı ile skoru tutabildi F.Bahçe.

Maçın en etkili oyuncusu Degen'in cezasahası slalomunda basit bir penaltı ile skor 2-2'ye gelse de Rus ruletinden kazançlı çıkan F.Bahçe oldu. 90 dakika sonunda bu kadar kötü bir oyunla deplasmandan gollü beraberlikle dönebilmek gerçekten büyük şans. Gecenin sonunda söylenecek tek güzel şey Stouch olabilir. Maç boyunca yerinde durmadı. Boşa çıktı top aldı, verdi. Eksik ve sakat oyuncuların dönmesi ile F.Bahçe'nin ve Stouch'un da performansı artacaktır. Kötü yanlara ise ayrı bir yazı konusu...

• Kemal Mardin l 1 Yorum

Bu şemsiye Kazım'ı yağmurdan koruyabilir ama esas korunması gereken eleştiriler olacak.
Öncelikle şunu söyleyip rahatlayayım: Önder'le olmaz. Ayrıntıya girmeden devam ediyorum. Yok edemiyorum, bir saniye. Baroni'yle hiç olmaz. Hah, işte şimdi tamamen rahatladım. Geçelim maça.

Potansiyelli, isimsiz takımın, tecrübeli ve isimli takımı ağırladığı maçta, Fenerbahçe psikolojik üstünlüğünü skor üstünlüğüne çabuk ve kolay dönüştürdü. İsminin hakkını vererek titrek başlayan Young Boys daha ne olduğunu anlamadan kalesinde golü görüverdi. Sonrasında ise gelişim sürecindeki Türk futbolunun biricik hastalığı baş gösterdi: Avrupa maçında öne geçtiğinde ne yapacağını bilememe. Hele ki deplasmandaysan. Young Boys da bu ince hastalığı çabuk keşfetti ve sağdan, soldan ve tabii ki ortadan yaldır yaldır gidip gelmeye başladılar. Özellikle Bienvenu ve Doubai, Fenerbahçe defansını yıprattı da yıprattı. Nihayetinde de maçın başından beri kafa toplarına vurmakta yaşanan büyük acz meyvesini verdi ve skor eşitlendi. Golden sonra Young Boys'un kendine gelen güvenine Fenerbahçe, uzun ve anlamsız toplar ve yükselen sinirle karşılık verdi! Sinir demişken Emre'nin gol atmasına rağmen engelleyemediği giderli bakışları ile Alex'in ince bir çelmeyle Young Boys'un kontra atağını kestiği ama sakin halleri ve rakibini yerden kaldırması ile net bir sarı karttan yırttığı pozisyon arasındaki farka dikkat çekmek isterim.

Neyse ki rakip Young Boys'tu ve hücumda Fenerbahçe'yi bu kadar zorlamanın bedelini bir şekilde ödeyeceklerdi. Bu bedel de defansta verilen açıklar oldu ama Fener'in bu açıkları değerlendirmesi için 25 dakika geçmesi gerekti. Buluştuğu topların tehlikeye dönüşeceğini daha maçın başında belli eden Gökhan Ünal ilk golden sonraki ikinci topla buluşmasında ikinci asistini yaptı ve maç boyu ışıldayan tek Fenerbahçeli Stoch'un müthiş füzesi ile Sarı Lacivertliler bir kez daha öne geçti.

Tam devre biterken gelen gole seviniyorduk ki Kazım kendine yakışanı yaptı ve kalbine ikinci hançeri yiyen İsviçre ekibini ayağa kaldırabilecek yegane hamleyi yaptı. Ona özel, sadece onun göreceği cinsten bir kırmızı kartla bir adım öne geçen takımını on adım geriye götürdü. Görünen o ki sürgün hayatında hiçbir şey öğrenmemiş. Bu sene de böyle olacaksa bir sene daha veya temelli sürgüne gitmesinde bir sakınca yok bence.

İkinci yarı Fenerbahçe mecbur daha defansif bir anlayışla başladı. Aslında ilk şoku atlatmak için iyi de oldu. Young Boys yine pozisyon bulmaya devam etti ama daha az saçma olanlarından, daha olağan cinslerinden. Tabii bu pozisyonların, gelen golün habercisi olma ihtimali bir hayli yüksekti. O yüzden Fenerbahçe'nin biraz daha ileride, biraz daha fazla ayağında top tutmaya başlaması gerekiyordu. Bunun için de takımı dirileştirmek, oyuncu değiştirmek akla ilk gelen çözüm olmasına rağmen bunu yapan Young Boys oldu. Aykut Kocaman'ın buna gelen geç cevabı ise biraz garip! oldu. Gökhan'ı çıkartarak takımı forvetsiz bırakıp, 40 metreye çekmeyi ve topları savura savura oyunun hakimiyetini tamamen rakibe vermeyi tercih etti. O saatten sonra maçın sonucunu tayin edecek yegane şey vardı. O da Volkan'ın performansı. Neyse ki hayatını uçlarda yaşamayı seven Volkan'ın iyi günlerinden birine denk geldik ve direğin de yardımıyla Fenerbahçe skoru tutmayı başardı. Ta ki 89. dakikaya kadar. Young Boys yirmiden ziyade atakla yapamadığını penaltıyla yaptı ve bir kez daha skoru eşitleyip maçın sonucunu tayin etti.

Her ne kadar Kazım'ın şapkadan çıkardığı kırmızının etkisi olsa da Fenerbahçe, silik ve bitik gözüktü zayıf rakibi karşısında. Aykut da ilk önemli sınavında zayıf not aldı bana göre. Sonuçta Fenerbahçe bu turu geçecektir ama bir sonraki tura dev bir soru işareti taşıyarak.