TAŞRA BASKISI

İSTANBUL VE TAŞRA BASKILARI AYNI ANDA ÇIKAN BLOG

NBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
• Serhat Gürcan Gündüz l 15 Haziran 2011 0 Yorum



Hani bir söz vardır, "Türk insanı ezileni sever" diye. Genelde hep böyle olur. Kleiza, D. Howard'ı savunduğu zaman Kleiza'yı destekler. Dallas - Miami serisinde de durum bu şekildeydi. Sezon başlarken yeteneklerini alıp doğu sahillerine giden LeBron, ev sahibi Wade ve bariz şekilde yancılığı kabul eden Bosh'a karşı bir antipatisi oluşmuştu zaten Türk halkının. Birde diğer tarafta Kidd, Nowitzki gibi, şampiyonluğu yıllar öncesinde kazanmış olmaları gereken, ama bir türlü kısmet olmayan isimler vardı. Üç süper starın hayranları da vardı elbet Miami'yi destekleyen, ama çoğunluk Dallas'ın tarafındaydı. Aslında sadece Türkiye'de değil, bütün dünya genelinde böyleydi durum.

Birde seri içerisinde LeBron ve Bosh'un her smaçtan sonra tuhaf ve antipatik hareketleri de eklenince, Dallas'a verilen destek daha da arttı. LeBron ve Wade'in Nowitzki'nin hastalığı ile dalga geçmesinin ardından bu oyunculara duyulan nefret de katlandı.

Artık "Karma" mı diyelim bilemiyorum, Miami favori olarak çıktığı seriyi ve şampiyonluğu kaybetti. Maç sonu toplantısında Rick Carlisle "onlarında zamanı gelecek, ama şimdi bizim zamanımız" dedi. Son derecede haklıydı. Aslında zamanları gelmiş de geçiyordu. 2006 yılından beri her gece kabuslar içinde uyanan Dallas taraftarlarının zamanı da gelmişti. Bu takım için her şeyini ortaya koyan Mark Cuban'ın, oyununu inanılmaz derecede geliştiren Terry'nin de zamanı geçiyordu. 13 yıldır her gün bunun için kavga ettiğini söyleyen, gerçekten çalışmanın ne demek olduğunu gösteren Nowitzki'nin, ve onun söylediği gibi "gerçek bir savaşçı" olan Kidd'in de belki başka şansları olmayacaktı. Ama sonunda kazandılar. Hemde hak ederek.

Ekşi sözlükte "apdirizapdort" nickli bir yazar belkide kazananlar cephesinin hikayesini en güzel anlatan yazıyı yazmıştı maç sonrası.

"clint eastwood'un basketbol ile ilgili bir filmidir bu maç ve bu seri. bir tarafta, zamanında çok iyi olan ama şimdilerde biraz daha az popüler ve ''yorgun'' veteranlar, diğer tarafta her yönden üstün ama kişilikleri oturmamış, yamyam kılıklı, genç züppeler. evet evet kesinlikle clint eastwood yönetmenliğinde çekilmiş bir filmdir bu olay. sonu ise çok mutlu bitmiştir..."

• Serhat Gürcan Gündüz l 9 Mayıs 2011 0 Yorum



Büyük bir utanç yaşandı dün gece. Phil Jackson'ın veda maçında olmaması gereken her şey oldu Lakers cephesinde. Ne bir direnç gösterdiler Dallas karşısında, nede biraz uğraş verdiler. Peja'nın 2 üçlüğü sonrası bıraktılar maçı. Phil ise kenarda yine sırıtıyordu. Aslında kariyerinin bütün özetiydi o gülümseme.

Dallas - Lakers serisi hakkında yazılacak pek bir şey yok. Kobe olmasa daha Hornets serisinde elenecekti zaten Lakers. Dallas tecrübesiyle bitirdi işi. Abartmadan söylüyorum, 4 maçta da Lakers ne zaman geri dönmeye çalışsa, yada öne geçse Dallas'ın verilecek bir cevabı vardı. Bu cevap çoğunlukla Dirk, olmadı J. Kidd, J. Terry, Peja veya bir başkası olarak çıktı karşımıza. İnanılması güç bir üçlük yüzdesi ile oynadılar belki ama Lakers için bu bir bahane olamaz elbette. Çünkü 3. maçın 2. çeyreği ile 4. periyot başlangıcına kadar basketbol oynadılar. Birazda ilk maçı katabiliriz bunun içerisine. O Pau'nun hali neydi öyle? Odom'un, Artest'in katkısı neydi seride?

Dün geceki maçı Lakers alır diyordum. Çünkü Jackson'ın veda maçının Los Angeles'da oynanmasını isteyecektir Lakers'lı oyuncular diye düşünüyordum. Gerçi maçtan önce Jackson'ın " This is the final game I’ll coach" şeklinde bir açıklaması da vardı. Zaten ne olacağını biliyordu her zamanki gibi. Odom'un Dirk'e yaptığı hareket değil de, Bynum'ın Barea'ya yaptığı hareket için davalar açılır. O hareketten sonra en ufak bir şekilde Bynum'a bir şey fırlatmadı Dallas seyircisi. Bizde olsa yüzlerce kişi parkeye inerdi. Gerçi Dallas seyircisi dövmekten beter etti Bynum'ı. Sahadan Amerika'nın rapper mafya babaları edası ile çıkarken Bynum, Mavs taraftarları inatla "Lakers'ı süpürün" diye bağırıyordu. Eminim Bynum soyunma odasında ağlamıştır.

Tahmin edilmesi en zor playoff dönemi olduğu için Mavs'ın şampiyon olma ihtimali de, Memphis - Oklahoma serisinin galibi kim olursa olsun ona konferans finalinde süpürülme ihtimali de var. Sürprizlere o kadar açık bir sene yaşıyoruz ki klişeleri bile kullanamıyoruz. Mesela Dallas'ın şansı için "Lakers serisinde çok yıprandılar" diyemiyoruz. Çünkü güle oynaya geçtiler "Lakers" serisini.

Artık Phil Jackson olmayacak saha kenarında. Bu demek oluyor ki, Lakers'ın sistemi de değişecek. Yeni oyuncular, takaslar önümüzdeki sezon Lakers'ı bekliyor. Artık o muhteşem üçgen hücumları Kobe'nin alışkanlığı sayesinde izleyeceğiz. O da istem dışı olacak. Çünkü üçgen hücumu bu seviyede oynatabilecek Sam Barry -ki kendisi üçgen hücumun yaratıcısıdır- ne yazık ki 1950 yılında vefat etti. Bir diğer isim olan Tex Winter ise (o da Phil Jackson'a üçgen hücumu öğreten isimdir. Kolej liginde oynarken hocası Sam Barry'den öğrenmiş.) 2009 yılında ne yazık ki felç geçirdi. Phil Jackson'da kariyerine veda ettikten sonra üçgen hücumu bu adamlar seviyesinde bilen iki kişi kalıyor. Birisi ekselansları Jordan, diğeri ise Kobe Bryant. Yani Kobe koçluk kariyerine başlayana kadar "üçgen hücum severler" biraz beklemek zorunda kalacak.

• Kemal Mardin l 7 Nisan 2011 0 Yorum

Houston Rockets, Sacramento Kings’e yenilerek play-off umutlarını Kaf Dağı’nın ardına postalasa da hala Doğu’nun 6. sırasındaki Philadelphia 76ers’ın yarım galibiyet önünde oldukları gerçeği yılların eskitemediği o meşhur soruyu gündeme getiriyor: Daha fazla galibiyeti olan takımın play-off dışında kalması adil mi?

Basketbolseverler için iftar vakti olan NBA play-off’larının başlangıcı, oyuncuların ve takımların gerçek performanslarını izleme zamanının geldiğinin habercisidir ama bazı takımlar, play-off’ta bırakın gerçeği, herhangi bir performans sergileyemeden gecikmeli tatillerine başlarlar. Rekabet yoksunu Doğu Konferansı 1. tur eşleşmeleri, bazı takımların bulundukları yerde olmayı hiç ama hiç hak etmedikleri ve onlar yüzünden Batı Konferansı’nda tabiri caizse nice taş gibi takımı izlemekten mahrum kaldığımız gerçeğini tokat gibi yüzümüze çarpar.

Bu sezonun mağduru da Houston Rockets. NBA’in açık ara en zorlu grubu olan Güneybatı’da yer aldığından San Antonio, Dallas, New Orleans ve Memphis’le her sene 4 maç yapmak zorunda kalması yetmezmiş gibi, en önemli yıldızı Yao Ming’ten koca bir sezon mahrum kalan Rockets, allem etti kalem etti yine %50’nin üzerinde galibiyete ulaştı ama nafile. Son 4 maçları öncesinde 41 galibiyete ulaşan Rockets’lı oyuncular, play-off’u evlerinden seyretmek zorunda kalacaklar. Bunu yapmak için televizyonu açtıklarında karşılarına çıkacak takım da 35 galibiyetli Indiana Pacers olacak. Bu sezon karşılaştıkları iki maçta da devirdikleri Pacers.

Sorunun çözümü açık ama imkansız. Play-off’a girecek takımların konferansa göre değil de bir bütün olarak sıralanması ve böylece en iyi 16 takımın play-off’ta yer alması, sıkça dile getirilen bir çözüm önerisi. Böyle bir yöntemin, şu anki sıralamaya göre 99’un finali Spurs-Knicks veya seyretmenin mutlaka çok keyifli olacağı Magic-Nuggets gibi eşleşmeler ortaya çıkartacak olması, kulağa hoş geliyor tabii ki. Ancak şunu gözden kaçırmamak gerekiyor: ABD’nin doğu ve batı kıyıları arasındaki mesafe, ortalama olarak 4500 kilometre civarında. Bu uzaklıktaki bir eşleşmenin galibiyle bir saat uzaklıktaki rakibini eleyenin bir sonraki turda karşılaşması, takdir edersiniz ki çok da adil bir durum yaratmayacaktır. O yüzden bu önerinin üzerine bu denli yazılıp çizilmesi ve ihtimal dahilindeymiş gibi düşünülmesini abes buluyorum açıkçası.

Çözüm ne derseniz, mevcut şartlar altında rıza göstermekten başka bir çözüm olduğunu düşünmüyorum. Bir şekilde Doğu Konferansı’ndaki kaliteli takım sayısı artmadıkça –Big 3 özentiliği yüzünden yıldızların giderek daha heterojen dağılmaya başladığı Doğu’da bunun da ne kadar mümkün olduğu tartışılır- vaziyet budur. Ya da belki de oyuncu maaşlarının düşürülmesi tartışmalarında felaket senaryosu olarak sunulan takım sayısının düşürülmesi ihtimali o kadar da kötü bir seçenek değildir? Sonuçta bir türlü bekleneni veremeyen Charlotte Bobcats gibi bir enkaza veya esas enerjisini kolej basketboluna harcayan Indiana eyaletinden bir takıma kimin ihtiyacı var ki?

Bu yazı Basketbolseverler.com için yazılmıştır.

• Serhat Gürcan Gündüz l 11 Şubat 2011 0 Yorum



Nasıl yazacağımı bilemedim bu haberi. Alex Ferguson'un istifa ettiğini ve artık Manchester'ın başında olmayacağını hayal edin. İşte aynı şey, Jerry Sloan'ın istifa etmesi.

İşin aslı astarı nedir yakında çıkar ortaya. D-Will yüzünden mi, yoksa kendisi istediği için mi bıraktı gitti kısa bir süre içerisinde öğreniriz. Gerçi daha yeni 1 yıl daha kontratını uzatmış Jazz ile. Demek ki ilk seçenek, yani Deron Williams'ın resti yüzünden istifa etmiş olması gerçek. Kendisi basın toplantısında bunu açıklamadı. Zaten açıklamazdı ya neyse...

John Stockton'ın basketbolu bıraktığını açıkladığı senenin ardından elinde yıldız sayılabilecek, o dönem NBA'de 4. sezonunu yaşayan Raja Bell ve 3. sezonunu yaşayan Krilenko varken 42 galibiyet alma başarısını göstermiş bir adam Jerry Sloan. Öyle kolay kolay harcanacak bir adam değil.

Utah kariyerinin 24. sezonunu yaşarken istifa ettiğinde 40 maçın -bakın 30 falan değil- 40 maçın altında galibiyet aldığı tek sezon 2004-2005 sezonu.

Kariyeri boyunca Utah ile 1000 maçın üzerinde galibiyet kazanmış bir koçtu o. En fazla galibiyet alan 3. koç şuanda. Bu rakamlar bile yetmez mi onu anlatmaya?

Bırakırken bile asla başka bir takım çalıştırmayacağını açıklaması, sizce nasıl bir karaktere sahip olduğunu göstermez mi?

Kime kızsam bilmiyorum. Jazz yönetimine mi, Williams'a mı? Eğer Deron'ın isteği üzerine Jazz yönetimi Sloan'dan istifasını istediyse çok büyük ayıp ettiler. Yıldız oyuncuyu takımda tutmak için, efsanelerinden birinin kulüpten ayrılmasına izin veriyorsun, aklım almıyor.

Şimdi onun heykelini salonun önüne diksen ne fark eder ki? Bu ayıbınızı temizlemeye yeter mi?

Yıldızlar gelir geçer, fakat efsaneler kalıcıdır. Bugün "Sloan kalırsa, ben ayrılırım" diyen oyuncu, elbette şampiyonluk kazanamayacağını anladığında takımını da bırakacaktır. İşte o zaman takımınızın Cavaliers'dan bir farkı kalmayacak Jazz yönetimi. Çünkü Williams gittiğinde bile elinde kalan oyuncularla 47 galibiyet alabilecek bir hocanız olmayacak!

Utah'ın başına geçtiğinde henüz 3 yaşında olan Deron Williams yüzünden ayrıldı takımından Jerry Sloan. Ayrılması değil aslında beni üzen. Elbette ayrılacaktı bir gün. Hatta belkide ayrılması gerekiyordu. Beni üzen ayrılış şekli oldu. Evet kariyerini şampiyonluklarla süsleyemedi belki, ne kadar hak etmiş olsa da "yılın koçu" ödülünü alamadı hiçbir zaman ama böyle ayrılmamalıydı. Jazz yönetimi bir sonraki maçta onun için organizasyonlar düzenlemeliydi. İstifa etmiş olsa bile yanında durmalıydı basın toplantısında. Sanki bir şampiyonu uğurluyormuş gibi uğurlamalıydı Jazz seyircisi onu. Çünkü o bunların hepsini hak etmişti.

Artık Jazz maçlarını izlerken seni köşede görememek çok üzücü olacak. Hoşçakal koç, umarım mutlu olursun basketboldan uzak hayatında...

• Serhat Gürcan Gündüz l 10 Şubat 2011 0 Yorum




Her sene düzenlenen "NBA Smaç Yarışması" ilk olarak 1984 yılında düzenlendi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Aslında ilk smaç yarışması 1984 yılının finalistlerinden, eski ABA ligi oyuncusu Julius Erving'in yaptığı bir espri sayesinde 1976 yılında yapıldı.

Her ne kadar ABA ligi bir başka yazının konusu ise de, bir ipucu vererek hatırlatmış olalım. NBA Tv'nin klasik maçları yayınladığını görmüşsünüzdür. İzleyenler olduysa hani bildiğimiz turuncu top ile değilde üçlük yarışmasında ki son top gibi kırmızı - mavi - beyaz topla oynanan maçlar yayınlanıyor. İşte bu izlediğiniz maçlar aslında NBA değil, NBA ile birleşmesinden önce ABA liginde oynanan maçlar. "Dr. J. ne alaka?" diyenler için belirtmekte fayda görüyorum. Koç Larry Brown, Julius Erving, David Thompson, George Gervin gibi pek çok NBA efsanesi ABA ile NBA birleştikten sonra lige katılmış oyuncular. Artık smaç yarışmasının nasıl başladığına geri dönebiliriz.

Hikaye Julius Erving ABA liginde oynarken, ABA liginin finans direktörü Jim Keeler'a "Senin bütün ABA içerisinde smaç basamayan tek zenci olduğuna dair bahse girerim" demesi ile başlıyor. Jim Keeler bunu ABA pazarlama müdürü Jim Bukata ve ABA başkanı Carl Scheer ile yaptıkları All-Star toplantısında anlatıyor. Glen Campbell ve Charlie Rich konserleri haricinde seyirci çekecek başka bir organizasyon arayan bu üç ismin aklına Jim Keeler'ın bu hikayesini duyunca parlak bir fikir geliyor. Birden karar veriyorlar; "Devre arasında smaç yarışması düzenleyelim!"



İlk smaç yarışmasına katılanlar ise Artis Gilmore, George Gervin, Larry Kenon, David Thompson ve Julius Erving. Tahmin ettiğiniz gibi Dr. J. ve Skywalker (David Thompson) arasında geçen bir mücadele oluyor. Şimdilerde sıkça gördüğümüz 360 derece dönüp vurulan smaç ilk kez bu smaç yarışmasında yapılıyor. Michael Jordan'ın faul çizgisinden yaptığı smaçı Erving yine bu yarışmada yapıyor. Dominique Wilkins (1985) ve Larry Nance'in (1984) NBA smaç yarışmalarında yaptığı iki topla yapılan smaçı Erving pota arkasından gelerek yapıyor. Smaç yarışmasının galibi Erving olsa da, All-Star maçının MVP'si David Thompson oluyor.





İzlemek isteyenler için 1976 smaç yarışmasının tamamı;





NBA ve ABA birleştikten sonra ilk smaç yarışması 1984 yılında ki All-Star maçında yapılıyor. O seneki All-Star maçı Denver'da oynanacağından NBA yönetimi Denver'da çok fazla ilgi gören smaç yarışmasını da tekrarlamak istiyor. Julius Erving, Larry Nance, "Dr. Dunkestein" Darrell Griffith, "The Human Highlight Film" Dominique Wilkins, Clyde Drexler gibi isimler smaç yarışması için seçiliyor. Phoenix'in oyuncusu Larry Nance NBA tarihinin ilk smaç yarışmasını kazanarak tarihe geçiyor. Fakat yarışmaya damga vuran kişi Julius Erving oluyor. Yaptığı bir smaçta biraz fazla yükselince kafasını panyaya vuruyor Dr.J. Fakat bu ona birinciliği getirmiyor. Yinede Dr. J. gönüllerin şampiyonu ve yarışmanın ikincisi olarak tamamlıyor yarışmayı. Smaç yarışmasının topladığı ilgi NBA yönetimini oldukça memnun ediyor. Bunun üzerine smaç yarışması All-Star etkinliklerine dahil ediliyor.






1985 Indianapolis ise Michael Jordan'ın ilk, Julius Erving'in son, ve Dominique Wilkins'in ikinci smaç yarışması olarak tarihe geçiyor. Larry Nance ve Dr. J. bir önceki sezonun finalistleri olduğu için direkt olarak 2. tura geçseler de, finalde Michael Jordan ve Wilkins karşı karşıya geliyor. Yarışmayı "The Human Highlight Film" Wilkins kazanıyor.





1986 Dallas ise Smaç Yarışması tarihinin en kısa oyuncusu Atlanta forması giyen Spud Webb'in (1.70 cm) galibiyeti ile sona eriyor. O tarihteki takım arkadaşı Wilkins ise ikinci oluyor. Jordan'ın katılmadığı bu turnuva Wilkins'in 3. smaç yarışması oluyor.





1987 Seatlle, Michael Jordan'ın ilk şampiyonluğu ve bir televizyon kanalından (TBS) canlı ilk yarışma olarak tarihe geçiyor. Bir önceki senenin şampiyonu Spud Webb'in katılmadığı yarışmada Jordan finalde Jerome Kersey ile karşılaşıyor ve kazanıyor. NBA'de geçirdiği üç sene boyunca üç kere smaç yarışmasına katılan ve üçünde de üçüncü olan Stansbury'nin son yarışması ve NBA'de son sezonu oluyor 87 Seatlle. 5 NBA şampiyonluğu bulunan Ron Harper ise 5. oluyor. Akıllara ise M.J'in faul çizgisinden yaptığı smaç ile kazınıyor.





1988 yılında Jordan evinde yani Chicago'da ikinci kez kazanıyor bu turnuvayı. Bu tarihe kadar hep sekiz oyuncunun katıldığı turnuva Ron Harper'ın sakatlığı yüzünden yedi oyuncu ile yapılıyor. Finale kadar başa baş giden mücadeleye Jordan, daha sonra NBA logosu olarak kullanılacak olan smaçı ile son noktayı koyuyor ve Wilkins'den 1985'in rövanşını alıyor. Jordan bu tarihten sonra bir daha katılmıyor smaç yarışmasına. 1986 yılının galibi Spud Webb ise sonuncu oluyor.





Kenny Walker'ın kazandığı 1989 Houston'da ise ne Wilkins, nede M.J. var. Cleyde Drexler 5. kez katıldığı yarışmada ilk defa ikinci oluyor. Final turunda ilk iki smaçını istediği gibi yapamayıp düşük puan alan Drexler'ın Walker'a yetişme şansı kalmayınca, üçüncü smaçını yapmasına gerek kalmıyor. Bu yılın bir diğer özelliği ise, bir turda alınan en fazla puanın alınmış olması. Final turunda Kenny Walker tam 148 puan alıyor.





TNT ve TBS kanallarında yorumculuk yapan, Kenny "The Jet" Smith'in fırtına gibi estiği 90'lı yılların ilk smaç yarışması 1990 Miami'yi, 5. kez bu turnuvaya katılan D. Wilkins kazanıyor. Scottie Pippen, Shawn Kemp gibi yıldızların katıldığı turnuva ayrıca Wilkins'in son yarışması oluyor. Bir önceki senenin galibi Kenny Walker ise 4. oluyor. Yaptığı smaçlar ile büyük beğeni toplamasına rağmen birinci olamayan Kenny Smith ise gönüllerin şampiyonu oluyor. Scottie Pippen'ın, Michael Jordan gibi faul çizgisinden yaptığı smaçta izlenesi.





Charlotte 1991 Shawn Kemp, Dee Brown, Rex Chapman ve Kenny Smith çekişmesiyle geçiyor. NBA yönetimi ilk kural değişikliğini bu sene yapıyor. Yarışmanın finalinde oyuncular üç smaç yapıyor ve en yüksek oy olan iki smaçın ortalaması kazananı belirleyor. 1991 smaç yarışmasına damgasını vuran ise Boston forması giyen Dee Brown'ın "bakmadan" yaptığı smaç oluyor. Daha sonradan pek çok oyuncunun yapacağı bu smaç sayesinde Brown birinci oluyor.





1992 Orlando'da ise Cedric Ceballos'un galibiyeti ile son buluyor. Larry Jhonson, Nick Anderson ve John Starks ile çekişen Ceballos, finalde Larry Jhonson'a son bir smaç yapma şansı tanımadan yarışmayı kazanıyor. Ceballos'un kendisine turnuvayı kazandıran gözleri bağlı şekilde yaptığı smaç ise tartışmalara konu oluyor. Ceballos "düz" bir şekilde "uzun süre" koştuktan sonra "tam" zıplaması gereken yerde zıplayıp smaçını yapıyor. İlk şoku atlatan insanlar tekrar izledikten sonra Ceballos'un gördüğünü düşünmeye başlıyor. Fakat sonuç değişmiyor.





1993 yılında Salt Lake City'de yapılan Smaç yarışması beraberinde yine kural değişikliği getiriyor. 1991 yılında final turunda uygulanmaya başlayan "yapılan 3 smaç içerisinde en yüksek puan alan iki smaçın ortalaması", ilk tur içinde geçerli olmaya başlıyor. Shawn Kemp'in sakatlığı yüzünden katılamadığı yarışmayı Harold David Miner, Weatherspoon'un önünde birinci olarak tamamlıyor. Bir önceki senenin galibi Ceballos ise üçüncü oluyor. Ülkemizde 98-99 yılları arasında Fenerbahçe forması giyen Mahmoud Abdul-Rauf yada diğer adıyla Chris Jackson ise 1993 yılında ki performansı ile hafızalara kazınıyor. Abdul-Rauf bir tane bile smaç yapamadan yarışmayı tamamlıyor. Bir diğer dikkat çeken olay ise Tim Perry'nin aynı smaçı tekrar yaparak sanki katılmak istememiş, zorla dahil edilmiş havası ile yarışmayı bitirmesi oluyor.





1994 Minneapolis'te yine kural değişikliklerine sahne oluyor. İlk olarak oyuncu sayısı altıya düşürülüyor ve her yarışmacı 90 saniye içerisinde yapabildiği kadar smaç yapıyor.Bütün yaptıkları smaçlar genel bir puan alıyor. Finalde ise yaptıkları en iyi iki smaç üzerinden değerlendiriliyorlar. Minneapolis'i kazanan ise bacaklarının arasından geçirdiği topu potaya bırakan Isaiah Rider Jr. oluyor.





1995 Phoenix kural değişikliğine sahne olan bir diğer yarışma oluyor. Değişen kurala göre yarışmacılar 90 saniye içerisinde en az üç smaç, finalde ise 60 saniye içerisinde en az iki smaç yapıyor. Phoenix'de 93 yılının galibi Harold Miner ikinci kez bu yarışmayı kazanıyor. Bir önceki senenin galibi Rider ikinci olurken, Jaime Watson üçüncü oluyor. Akıllara kazınan isim ise Tony Dumas oluyor. Yaptığı üç smaçı da kaçıran Dumas, özellikle ikinci smaçın da topu çembere bile değdirmeden seyircilere yolluyor. (Mutlaka izlenmesi gereken bir performans.)





1996 San Antonio'yu Brent Bary kazanırken, Michael Finley ikinci oluyor. Greg Minor, Jerry Stackhouse, Doug Christie ve Darrel Armstrong'un katıldığı yarışmada 1994 yılındaki kurallar uygulanıyor. Yapılan smaçların dışında Armstrong'un kaçırdığı smaçta akıllara kazınıyor. İlk smaçlarında oldukça başarılı olsa da, yorulduğundan olsa gerek ters smaç vuracağı sırada yeteri kadar sıçrayamıyor ve turnike olarak bırakıyor topu. Ayrıca Brent Barry bu turnuvayı kazanan ilk beyaz olarak tarihe geçiyor. Üstelik faul çizgisinden smaç vurarak!





Darrell Armstrong



1997 yılında Cleveland'da yapılan smaç yarışması ise Kobe Bryant hayranları için unutulmazlar arasına giriyor. Sadece bir kere katıldığı yarışmada Kobe, Ray Allen, Michael Finley, Chris Carr, Bob Sura ve Darvin Harm karşısında rahat bir galibiyet alıyor. Unutulmazlar arasına giren smaçlarını gördükten sonra "önümüzdeki 1-2 seneye ambargo koyar" diyenler talihsiz bir şekilde yanılıyor.. NBA yönetimi 1998 yılında smaç yarışmasını düzenlemiyor. 1999 yılında da lokavt sebebiyle yapılamıyor All-Star haftası. Kobe Bryant ise en atletik olduğu yıllarda yeteneklerini smaç yarışmasında gösterme fırsatını bir daha bulamıyor fakat bu yarışmayı kazandığında henüz 18 yaşında olan Kobe tarihe "smaç yarışmasını kazanan en genç oyuncu" olarak tarihe geçiyor.





Benim yaş grubuma dahil olanların canlı olarak izlediği ilk smaç yarışması, 2000 yılında Oakland'de yapılıyor. İki kuzen Vince Carter ve Tracy McGrady'nin karşısına Steve Francis, Ricky Davis, Jarry Stackhouse ve Larry Hughes çıkıyor. Vince Carter ve T-Mac'in smaç tarihini tekrar yazdıkları yarışmada, onlara yetişmeye çalışan tek isim Steve Francis oluyor. Vince Carter öyle smaçlar yapıyor ki, Larry Hughes'ın yapamadıkları insanların aklından siliniyor. Hatırlamayanlar için anlatalım. Kenny Smith'in imza smaçını yapmaya çalışan Hughes, üç defa denemesine rağmen smaçı yapamayarak takım arkadaşı Iverson ve Garnett'i bile kendine güldürmeyi başarmıştı.





Larry Hughes



2001 Washington'ı finalde Baron Davis ve DeShawn Stevenson ile karşılaşan Desmond Mason kazanıyor. 2001 senesi Baron Davis'in Cedric Ceballos taklidi dışında, altı oyuncunun katıldığı son yarışma olarak tarihe geçiyor.





Baron Davis



2002 Philadelphia ise oldukça radikal değişikliklerin yapıldığı bir turnuva olarak kalıyordu akıllarda. Öncelikle yarışma olan format, turnuva şekline dönüştürülmüştü. Oyuncu sayısı da dört olarak belirlenmişti. Oyuncular iki grup olarak birbirleri ile yarışacak ve finale çıkacaklardı. İşin daha da ilginç kısmı ortadaki bulunan "çark" idi. Üzerinde Dr. J., The Human Highlight Film, 80's, 90's ve ???? şeklinde dilimler bulunan çarkı, çarkıfelek yarışmasındaki gibi çevirdi Dr. J. Mantık şuydu. En üst kısımda bulunan okun altında hangi dilim durursa, oyuncular o dilim üzerinde yazılı smaçları yapacaklardı. Yani "90's" gelse, 90'ların en ünlü smaçlarını tekrarlayacaktı oyuncular. Şansa çarkı çeviren Dr J.'in bulunduğu dilim geldi. Oyuncular sırayla Doktor'un ünlü smaçlarını tekrarladılar. Desmond Mason ve Jason Richardson'ın grubundan Richardson, Steve Francis ve Gerald Wallace'ın grubundan G-Wall finale yükseliyordu. Jason Richardson ve Wallece'ın finaldeki düellosunu Jason Richardson kazanıyor ve kupayı evine götürüyordu.





2003 yılında smaç yarışması Atlanta'da düzenleniyordu. 2002'de uygulanan turnuva ve çark sistemi çok fazla tepki çektiğinden, NBA yönetimi bu uygulamalarından vazgeçmek zorunda kalmıştı. Jason Richardson'ın finalde tekrar Desmond Mason ile karşılaştığı turnuvayı, yine Jason Richardson kazanıyordu. Amare ise ilk kez katıldığı yarışmayı Richard Jefferson'ın önünde üçüncü olarak tamamlıyordu.





2004 yılında Los Angeles'da düzenleniyordu smaç yarışması. Jason Richardson toplamda ve üst üste üçüncü kez bu yarışmayı kazanarak tarihe geçmek istiyordu. Rakipleri "birdman" lakaplı Chris Andersen, Türk Telekom'da da forma giyen Ricky Davis ve Fred Jones idi. İlk turda işler istediği gibi gitmiş ve finale Fred Jones'un önünde gitmişti. Fakat final turunda işler tersine dönmüş ve yarışmayı Fred Jones kazanmıştı.





2005 yılı ise unutulmazlar arasına giren yıllardan birisiydi. Denver'da düzenlenen yarışmaya Amare'ye yardım için orada bulunan Steve Nash, 14 kez smaç kaçıran Chris Andersen ve Dominique Wilkins'in formasıyla smaç vuran Atlanta'lı Josh Smith damga vurmuştu. Ayrıca J.R Smith'in hakkının yenildiğini düşünenlerin sayısı da bir hayli fazlaydı. Yinede kolay kolay unutulmayacak bu turnuvayı finalde iki smaçtan da tam puan alan Josh Smith kazanmıştı.





2006 Houston ise smaç yarışmasının en fazla izleyici kaybettiği yarışma oldu. Josh Smith, Hakim Warrick, Andre Igoudala ve Nate Robinson'ın katıldığı yarışmada önce Warrick, daha sonra Igoudala'nın hakkı yeniyordu. Özellikle 14 kez smaçını tekrarlayan Nate Robinson'ın Igoudala'dan fazla puan alması seyircileri çıldırttı. Ayrıca 2006 Houston sonrası bir dizi yenilik getirmek zorunda kaldı NBA yönetimi. Tarihe finali ilk kez "tie brake" ile sonuçlanan yarışma olarak geçiyordu 2006 yılı.





2007 Las Vegas Dwight Howard'ın Superman şovu ile tarihe geçti fakat yarışmayı finalde Nate Robinson ile karşılaşan Gerald Green kazandı. Özellikle Nate Robinson'ın üzerinden, Dee Brown'ın yıllar önce ilk kez yaptığı "Blind" smaçı ile kazanması akıllarda kalmıştı. Howard'ın en azından final oynaması gerektiğini düşünenlerde az değildi.





Nate Robinson'ın katılmadığı 2008 New Orleans ise, sonucunu izleyicilerin sms ile belirlediği ilk yarışma oldu. Gerald Green'in önce pastaya üfleyerek yaptığı, daha sonra çoraplarını çıkararak yaptığı smaçlara rağmen Dwight Howard jüriden 100 halk oylamasından da %72 alarak yarışmayı kazandı. Gerald Green'in çemberi öperek smaç yapma fikrine koçu karşı geldiği için Green smaçı değiştirmiş ve onun yerine ufak bir keki yakıp, çember üstüne koyup önce keki söndürüp sonra smaçı vurması, tarihe geçen bir diğer anekdot olmuştu.







2009 yılında ise All Star haftası Phoenix'de, doğal olarak smaç yarışması da burada yapılıyordu. Nate Robinson, Dwight Howard, J.R Smith ve Rudy Fernandez'in katıldığı yarışmayı, sms oylarıyla Nate Robinson kazıyordu. Yine tartışmalara konu olan bir yarışma olarak geçti. Rudy ve Smith'in bir kez daha hakları yendiği konuşuldu. Dwight Howard yine superman olmaya karar vermiş, fakat çok daha tiyatral bir gösteri sunmuştu. Sahanın kenarından Clark Kent'in içine girdikten sonra Superman olarak çıktığı telefon kulübesinin aynısı yükseldi. Howard içine girdi ve SuperHoward olarak geri döndü. Buna Nate Robinson'ın cevabı, Superman'in tek zayıf yöne olan kryptonite taşı olmaktı. O da final smaçını Howard'ın üzerinden Kripton yeşili forma ve ayakkabı giyerek vurdu. Howard'ın potayı yükseltmesi, Rudy'nin NBA'de forma giyen ilk İspanyol oyuncunun forması ile sahaya çıkması diğer not alınması gereken şeylerdi.







Geçtiğimiz yıl ise bu organizasyona Dallas ev sahipliği yapıyordu. Nate Robinson, Shannon Brown ve Gerald Wallace direkt olarak katılırken DeMar Derozan ise Eric Gordon ile çaylaklar maçının devre arasında yapılan yarışmayı kazanarak katılıyordu. Nate Robinson'ın kazandığı her yarışmada olduğu gibi, bu yarışmada elde ettiği birinciliği de tartışmalara yol açıyordu. Bu sefer gölgede kalan isim DeMar Derozan'dı. Toronto taraftarının yeni Vince Carter olmasını beklediği Derozan her ne kadar birinciliği hak etmiş olsa da kazanamamıştı. Tarihte vasat geçen yarışmalar olmadı değil, fakat geçtiğimiz sezon en kötü üç arasına rahatlıkla girer. Özellikle Shannon Brown'ın "bitse de gitsek" smaçları ve Gerald Wallace'ın kendini pek zorlamaması seyircileri bir hayli sıkmıştı.





Bu sezon ise All Star etkinlikleri, Hollywood'da olacak. Yani beklentiler bir hayli fazla. Hem maçtan, hemde smaç yarışmasından. Fakat beklenen o muhteşem görsellik pek olmayacak gibi smaç yarışmasında. Adaylar yaklaşık bir ay kadar önce açıklandı. Önce adayları bir hatırlayalım;

Blake Griffin - Los Angeles Clippers
Serge Ibaka - Oklahoma City Thunder
Javale McGee - Washington Wizards
Brandon Jennings - Milwaukee Bucks

Şüphesiz herkesin favorisi Blake Griffin denen çılgın. Çok güzel smaçlar izletecek bizlere. Ama benim merak ettiğim Brandon Jennings ne yapacak. İşte asıl önemli olan soru bu.

Birde bu sene için LeBron James'in durumu var. 2009 yılında "seneye bende varım" demişti. Fakat 2010'da katılmamış, son ana kadar bekleyen Stern, LeBron'un katılmayacağını duyunca Eric Gordon ve DeMar Derozan'dan birini seçmek zorunda kalmıştı. Hatta bunu da yapamamış, tarihte ilk defa ön eleme oynatmıştı smaç yarışmasına katılacak oyunculara...

Bu sezon neden katılmadı LeBron James? Miami tercihinden sonra oluşan nefreti biraz olsun kırmak, silinen sempatik görüntüsünü yeniden kazanmak, korkak bir oyuncu olduğu yönünde oluşan imajı Blake Griffin gibi bir smaç makinesinin karşısına çıkarak silmek varken, neden katılmadı LeBron James?

Umarım güzel bir yarışma izleriz bu sene. Javale ve Ibaka keşke şaşırtsalar bizi. Yazının sonunu bir "Sneake Peek" ile sonlandıralım. Blake Griffin'den geliyor, "Windmill".


"Here comes the highlight"

• Serhat Gürcan Gündüz l 8 Şubat 2011 0 Yorum



1987 yılı playoffları hakkında bir şeyler yazarken Larry Bird'den bahsedip, Magic Johnson'dan bahsetmemek büyük terbiyesizlik olur. Hele ki, o atış şampiyonluk yüzüğüne giden yolu açıyorsa...

O ünlü top çalmasından sonra Larry Bird ve Boston finalde Lakers ile karşılaşıyordu. İlk iki maç Los Angeles'da, sonraki üç maç Boston'da oynanacaktı. Seriye Lakers 2-0 ile başladı. Boston'da oynanan ilk maçı Celtics kazanmıştı.

Serinin 4. ve 5. maçlarını Celtics kazanırsa, son maç için tekrar Boston'a gelecekti Lakers. Bird ve arkadaşları bu 3 maçı kazanmanın önemini biliyordu. İlk maç cepteydi. İkinci maçada fırtına gibi başlamışlardı. Maçın sonları ise tam bir heyecan fırtınasıydı. Son 20 saniyeye Lakers 2 sayı önde girmişti. Bird belkide tarihe geçecek bir üçlük daha yollamış ve durumu 106-105'e getirmişti. Daha sonra Lakers mola aldı. Magic Johnson kenara gelirken arkadaşlarına elleriyle "sakin olun, sakin olun" diye işaret yapıyordu. Fakat ne mümkün! Maçın bitimine sadece 12 saniye kalmıştı.

Molada Magic Johnson arkadaşlarına "topu bana verin" demiş, arkadaşları da topu oyuna sokarken direkt olarak ona vermişlerdi. Potaya uzakta almıştı topu Johnson. Onu savunan ise Kevin McHale'dı. Önce bir fake ile Kevin'ı üzerine çekmeye çalıştı, ama başaramadı. Daha sonra içeri yöneldi. Fakat içeriyi savunan ise Robert Parish'ti. Saniyeler hızla tükenirken, artık pek fazla seçeneği kalmamıştı. Kareem Abdul Jabbar ile özdeşleşen "Sky Hook" atışını yapmak zorunda kaldı. Onun kadar yüksekten atamaması yüzünden bu atışına daha sonradan "Baby Sky Hook" dendi. Lakin işe yaramıştı. Pota altını savunması ile ünlü Parish bile engelleyemedi şutunu. Son saniyede Lakers'a şampiyonluğun anahtarını getirmişti Johnson. Sonrasında Celtics sahasında ki 5. maçı alsa da, son maçta Lakers'a 4-2 yenilerek şampiyonluğu Lakers'a kaptırdılar...

• Serhat Gürcan Gündüz l 0 Yorum




1987 NBA Doğu Konferansı Finalinde Detroit ve Boston karşı karşıya geliyor. Boston serinin ilk 2 maçını evinde kazanırken, sonraki iki maçı Detroit'te kaybediyordu. Seri tekrar Boston'a geldiğinde, çok çekişmeli bir maç yaşanmıştı. Son saniyelerde top takımın yıldızı Larry Bird'e geliyordu. Bird potaya doğru yönelmiş, sayıyı bırakmak üzereyken blok yiyordu ve ribaundu almak için çırpınan Jerry Sichting'den top dışarı çıkıyordu. Artık Celtics taraftarları için bütün umutlar tükenmişti. Seride Detroit 3-2 öne geçecekti ve bir sonraki maç Detroit'te oynanacaktı. Maçın bitimine artık 5 saniye kalmıştı. Saha görüşü ile ünlü Isiah Thomas heyecanlanmış olacak ki, belkide kariyerinin en önemli hatasını yapmak üzereydi. Etrafına bakmadan, süre hemen bitsin diye topu Bill Laimbeer'a atmak istedi. Fakat üçlük isabetinin yanında top çalmasıyla ünlü Larry Bird'ün söyleyecekleri bitmemişti. Hızlı adımlarından faydalanarak Bill'den önce çaldı topu. Arkadan hızla gelen Dennis Johnson'a zaman geçirmeden pasını verdi, ve Johnson hemen sayıyı buldu. Maçın bitimine 1 saniye kala durum 108-107 olmuştu.

Daha sonra bu seriyi 4-3 kazanan Boston, Los Angeles karşısına çıkmış ve finalde kaybetmişti.

İşte o unutulmaz anlar...

• Serhat Gürcan Gündüz l 4 Şubat 2011 0 Yorum



Timothy Theodore Duncan,onu kısaca Tim Duncan olarak tanıyorsunuz. Virgin adalarında 25 Nisan 1975 tarihinde doğdu. Spora küçük yaşta gönül vermiş bir gençti Tim. Kalabalık bir nüfusa sahip olmayan Virgin adalarında, herkes gibi oda yüzerek zaman geçiriyordu. Çokta başarılı bir yüzücüydü aslında. Otoriteler onun çok başarılı bir yüzücü olacağına kesin gözüyle bakıyordu. 1992 Barcelona olimpiyatlarında Amerikan milli takımıyla birlikte yüzecek olan ablası Tricia'yı ve hemşire olmadan önce şampiyon bir yüzücü olan ablası Cheryl'yi örnek alıyor ve adada bulunan tek olimpik havuzda Tricia ile birlikte antrenman yapıyordu. 1989 yılının Eylül ayında ise 52.000 kişinin evsiz kalmasına sebep olan Hugo Kasırgasında, adadaki tek olimpik havuzda yıkılmıştı. Okyanusta yüzmeye başlayan Duncan bir müddet sonra köpek balıklarına olan korkusu yüzünden yüzmeden soğudu. Zaten annesinin göğüs kanseri olması onu yeterince üzüyordu.

Hayatının en berbat yılı olarak gösterir Tim 1989 yılını. Çünkü o sene içerisinde, hemde doğum gününden bir gün önce annesini kaybetti. 24 Nisan 1989 yılında Delysia Duncan hayatındaki son gününde oğlu Tim'den ne olursa olsun üniversiteyi bitirmesi için söz aldı. Bu söz Tim'in hayatını kökünden değiştirdi. Ohio'ya taşınıp evlenmiş olan ablası Cheryl, annesinin ölümü üzerine küçük kardeşi Tim'e bakabilmek için Virgin adalarına geri döndü. Cheryl'nin eşi Ricky Lowry daha önce Capital Üniversitesi adına NCAA'de guard olarak ter dökmüş bir oyuncuydu. Annesinin kaybı yüzünden konsantre olamayan, acısını unutturacak bir şey bulamayan Duncan'a eniştesi ilaç gibi gelmişti. Ricky yüzme sayesinde uzamış olan kollarıyla Duncan'ın çok başarılı bir savunmacı olacağının farkındaydı. Fakat yavaş olan ayaklarını hızlandırmaları gerekiyordu.Yaşıtlarına göre boyu uzun fakat ayakları çok yavaştı. Lise'de oynarken hocalarından birisi onun için şöyle demişti; "O kocaman, uzun ve büyük. Fakat çok beceriksiz!".

Tim basketbolu sevmişti. Acısını bir nebze olsun unutmuştu. Daha fazla çalışmaya başladı eniştesi Ricky ile. Ayakları hızlanmaya, şutları gelişmeye başlamıştı. 16 yaşına kadar önemli bir gelişme kaydetti Duncan. Hatta maç başına 25 sayı ortalaması tutturdu. 1992 yılında Nba yıldızlarından, daha sonra Nba'de karşılıklı oynayacağı Alanzo Mourning ile 5'e 5 maç yapma imkanı buldu. Nba'in genç yetenekleri aradığı bu organizasyonda Tim Duncan bütün üniversitelerin dikkatini çekti, özellikle de Wake Forrest Üniversitesi koçu Dave Odom'un. Bir çok üniversite ile görüşen Duncan Dave'den o kadar etkilenmişti ki Wake Forrest'i seçti.

İlk maçında tek bir sayı bile atamadı Tim Duncan. Fakat Dave Odom onun mücadeleci yanından o kadar etkilenmişti ki, sürekli olarak Duncan ile ilgileniyor ve gelişmesini sağlıyordu. 1993-1994 sezonunda Tim sadece bir maçta ilk beşte başlamadı. Alışık olduğumuz double-double ortalamasını tutturdu ve ilk lakabını aldı. Star Trek dizisi kahrmanlarından, sakinliğiyle bilinen "Mr Spock". O sezonda Nba takımları Duncan'ı artık daha yakından tanıyordu. 94-95 sezonunda ise "büyük yetenek" olarak görülüyordu. Jerry Stackhouse, Rasheed Wallace gibi isimlerle Nba kariyerine sahip olması en kuvvetli adaylardan biriydi. Sezonun sonuna doğru Los Angeles Lakers'ın genel menejeri Jerry West 1995 draftına katılması halinde seçileceğini söyledi. Fakat Duncan, okuldan mezun olduktan sonra 97 draftına katılacağını söylemişti. Neden olduğunu kimse bilmiyordu o zamanlar. Annesine verdiği sözden kimsenin haberi yoktu. 2001 yılında açıklayacaktı bu söz yüzünden drafta katılmadığını. NCAA kariyeri bitterken Duncan tarihte ilk 1500 sayı, 1000 ribaund, 400 blok ve 200 asiste ulaşan oyuncu oldu. 1997'de draft için hazırdı Tim Duncan.

Berbat bir sezonun ardından San Antonio ilk sırada Duncan'ı seçti. Hem Duncan, hemde San Antonio için dönüm noktası olmuştu bu yıl. San Antonio 1996-97 sezonunun neredeyse tamamında forma giyemeyen yıldız oyuncusu David Robinson'ın da takıma katılmasıyla birlikte, yıllarca sürecek bir boyalı alan krallığına sahip olmuştu. İkiz kuleler, rakip oyunculara boyalı alanda şans tanımıyor, dış şutlara zorluyorlardı. Kariyerinin hemen başında "Nba Yılın Defans Oyuncusu" ödüllü efsane Dennis Rodman karşısında 22 ribaund aldı. Houston Rockets maçında ise Charles Barkley karşısına çıktı. Maç bittiğinde Barkley " Geleceği gördüm ve gelecek 21 numara giyiyor" şeklinde bir açıklama yaptı. Çaylak sezonunda 82 maça çıkan Duncan 21.1 sayı, 11.9 ribaund, 2.7 asist, 2.5 blok ortalaması yakalayarak, "Nba'de Yılın Çaylağı" ödülünü kaptı. Aynı sezon "En iyi İkinci Defans Beşi"ne seçildi. 1998-99 sezonunda "Bir Sindirella Masalı; New York Knicks" karşısında final oynadı. San Antonio Spurs'ün ilk şampiyonluğunda Finallerin En Değerli Oyuncusu seçildi. Gregg Popovich bu final serisi sonunda New York Knicks koçu Jeff Van Gundy'e "bende Tim var, sende ise yok!" demişti.

1999-2000 senesinde ise All Star maçında Shaq ile birlikte en değerli oyuncu ödülünü paylaştı. 2001 senesinde Nba'in "En İyi Savunma Beşi" içinde yer aldı. Aynı zamanda Tim Duncan Hayır Kurumu'nu kurdu. 2001-2002 sezonunda ilk defa "Ligin En Değerli Oyuncusu" ödülünü almaya hak kazandı. 2002-2003 sezonunda şampiyon olurlarken, Duncan tekrar MVP ödülünü aldı. David Robinson'a son senesinde takım olarak bir şampiyonluk daha hediye ettiler. 2003-2004 sezonunda ise Amiral'in takımdan ayrılmasıyla Nesterovic, Bruce Bowen, Robert Horry, Hidayet Türkoğlu, Manu Ginobili, Tony Parker gibi isimler takıma dahil edildi. İyi bir sezon geçirmesine rağmen finalleri göremedi. Bir sene sonra ise finallerde Detroit Pistons ile karşılaştılar. Finallerin ilk 4 maçında iyi bir oyun sergilemesine rağmen, 5. maçta çok kötü bir performans sergilemiş, 6. maçta ise takımın ona en çok ihtiyaç duyduğu son çeyrekte ortadan kaybolmuştu. İlk defa geri adım atmıştı Duncan. Son maçta ise öyle bir performans sergiledi ki, 3. kez finallerin Mvp'si oldu. Bu ödül onu, Micheal Jordan, Shaq, Magic Johnson ile birlikte bu ödülü üç kez kazanan isimlerin arasına soktu. 2005 sezonunda gelen şampiyonluktan sonra Duncan kariyerinin en düşük ortalamasını 2006 senesinde yaptı. 2007 Sezonunda iyi bir performans sergileyen Tim, finallerde LeBron James'in karşısına çıktı ve Spurs, Cavs'ı süpürdü. Fakat bu finallerde MVP ödülünü Fransız Tony Parker'a kaptırdı.

En çok bilinen lakabı, "The Big Fundamental" ise kuşkusuz eniştesi Ricky ile, o zamanlar 1.80 olan boyu yüzünden oynayabileceği tek pozisyon olan guard mevkisi için yaptığı çalışmalar sayesinde ona takıldı. Pozisyonuna göre inanılmaz hızlı ayakları, yüksek parmak hassasiyeti, mücadeleci ruhu ve tabi ki imzası haline gelmiş çaprazdan attığı panyalı basketleri ile şimdiden bir efsane oldu. Artık aldığı süreler daha azaldı. Belki 1-2 sene içerisinde emekli olacak. Geçtiğimiz sezonu nispeten kötü bitirmiş olsada, bu sezon harikalar yaratıyor. Umarım daha uzun yıllar kendisini izleme şansımız olur.


Kazandığı Ödüller:

4 NBA Şampiyonluğu (1999, 2003, 2005, 2007)
3 kez Finallerin Mvp'si ödülü (1999, 2003, 2005)
2 kez NBA sezon Mvp'si ödülü (2002, 2003)
NBA Yılın Çaylağı Ödülü (1998)
12 kez All Star oldu (1998, 2000-2010)
9 kez NBA En İyi Beşi (1998-2005, 2007)
3 kez NBA En İyi İkinci Beşi (2006, 2008, 2009)
8 kez NBA En İyi Savunma Beşi (1999-2003, 2005, 2007, 2008)
4 kez NBA En İyi İkinci Savunma Beşi (1998, 2004, 2006, 2009)
NBA En İyi Çaylaklar Takımı (1998)
NBA All Star maçı Mvp'si (2000)
USBWA Yılın En İyi Kolej Oyuncusu (1997)
Naismith Yılın En İyi Koley Oyuncusu (1997)
Jhon Wooden Ödülü (1997)
2 Kez ACC Yılın En İyi Oyuncusu (1996, 1997)

Rekorları:
İlk Sekiz Sezonunda NBA İlk Beşine seçilen 4. oyuncu
NBA tarihinde ilk 12 sezonunda defans ve en iyi 5. seçilen tek oyuncu
Ulusal Basketbolcular Birliği tarafından seçilen 20 yüzyılın en iyi 100 oyuncusu arasına en genç giren oyuncu
NBA'de tüm zamanların en çok ribaund alan 25. oyuncu

Kariyer Rekorları:
Bir Maçta Attığı En Çok Sayı: 53
Bir Maçta İsabetli Attığı En Çok Şut Sayısı: 19 (3 kere)
Bir Maçta En Çok Şut Kullanışı: 34
Bir Maçta İsabetli Attığı En Çok Faul Atışı: 17
Bir Maçta Kullandığı En Çok Faul Atışı: 24
Bir Maçta Aldığı En Çok Ofansif Ribaund: 12
Bir Maçta Aldığı En Çok Defansif Ribaund: 23
Bir Maçta Aldığı En Çok Ribaund: 27
Bir Maçta Yaptığı En Çok Asist: 11
Bir Maçta En Çok Yaptığı Top Çalma: 8
Bir Maçta Yaptığı En Çok Blok: 9
Bir Maçta Aldığı En Uzun Dakika : 52
Kaynak: Wikipedia.com, Nba.com

• Kemal Mardin l 12 Ocak 2011 0 Yorum


Fotoğrafta, Jamario Moon'u önde, Sessions ve Harris'i de arkada, alınan bir mola için kenara gelirken görüyoruz. Birisi, boş verin molayı, siz direkt soyunma odasına devam edin dese, hiçbiri itiraz etmez herhalde. 112-57 biten maçın sonunu beklemenin çok da anlamı yok neticede.

Cleveland Cavaliers'ın yıllardır başı böyle öne eğilmiyordu ama LeBron James'in The Decision'ının Cavs için The Downfall'a dönüşü çok uzun sürmedi. Geçen sezon yalnızca 21 kez mağlup olan Cavaliers'ın şimdiden 30 mağlubiyeti var. Galibiyet sayısı ise yalnızca 8. Ters çevirsen yine 8. Yani neresinden bakarsan bak, düpedüz rezillik.

Büyük yıldızlarını kaybeden takımların böyle çöküşler yaşadığına çok şahit olduk ama Cavs, yumuşak iniş yapmaya aday görülenlerden biriydi. Kazın ayağının öyle olmadığı ise çabuk anlaşıldı. Tabii ki takımın kazanma ritmini bu kadar çabuk kaybetmesinde üst üste gelen sakatlıkların etkisi de büyük. Anderson Varejao, Daniel Gibson, Anthony Parker ve Leon Powe, şu an takımdan ayrı olmasa üst üste 11 mağlubiyet gibi vahim bir tablo ortaya çıkmazdı sanırım.

Cavs'in sakatlıklar sebebiyle içinde bulunduğu durumu ve nasıl oyuncularla sahaya çıkmak zorunda kaldıklarını en iyi özetleyen ise Phoenix Suns'tan Jared Dudley oldu. 7 maçtır Cavs forması giyen Samardo Samuels'ı karşısında gördüğünde yaşadığı şaşkınlığı gizlemeyen Dudley, "Oyuna kurabiye canavarını, o koca adamı soktular. Adını bile bilmiyorum ama dev gibiydi" diyerek vahim tabloyu gözler önüne serdi.

Anlaşılan o ki Cleveland Cavaliers'ı sezon boyunca bu tarz durumlara maruz kalırken göreceğiz. Henüz ocakta bu sezona noktayı koydular. Bundan sonraki kaderleri ise draft piyangosunun insafına bağlı olacak.

Bu arada Cavaliers'la ilgili ilginç bir not: Bundan önceki 5 sene boyunca takımın koçluğunu yapan Mike Brown şu sıralar, oğlunun da oynadığı okul takımında Amerikan futbolu antrenörlüğü yapıyor ve kontratı gereği, Cavaliers'tan almaya devam ettiği yıllık 2 milyon doların tadını çıkarıyor.

• Serhat Gürcan Gündüz l 10 Ocak 2011 0 Yorum



ESPN'in haberine göre Nets - Nuggets - Pistons arasında dudak uçuklatacak bir takas gerçekleşmek üzere. Tam 15 oyuncunun içinde bulunduğu, Draft haklarının havada uçuştuğu bir takas olacakmış. Şuan için takasın önündeki tek engel Pistons'ın Johan Petro'nun önümüzdeki üç sene 10 milyon doları geçen kontratını istememesi. Bu arada takası ayarlayan kişinin Hamilton, Anthony ve Chris Paul gibi isimlerin menajeri Leon Rose olduğunu belirtelim.(Carmelo'nun yazın gerçekleşen düğününde, Paul'ün "Amare ve Melo ile New York'ta oynamak istiyorum" dediğini hatırlıyorsunuzdur.)

Kim nereye gidecek?

Carmelo, Billups, Anthony Carter ve Shelden Williams Denver'dan Nets'e gidecek.

Devin Harris, Derrick Favors, Anthony Morrow, Ben Uzoh, Stephen Graham, Quinton Ross Nets'in iki draft hakkıyla birlikte Nuggets'a gidecek.

Hamilton ise Detroit'ten Nets'e gidecek.

Johan Petro ve Troy Murphy ise Nets'den Pistons'a gidecek.

Şuanda gerçekleşmesi durumunda NBA tarihinin en geniş çaplı takası olarak tarihe geçecek. Tabi Petro'nun iki takımda da kalmayacağının kesin olması, takasın daha da büyüyeceği anlamına geliyor. Çünkü Petro ile ilgilenen başka takımlarda var.

Carmelo'nun yakın arkadaşları Paul ve Amare ile birlikte Knicks forması altında oynamak istediğini söylemiştik. Geçtiğimiz yaz Denver'ın teklifini bu yüzden kabül etmemişti. Fakat Knicks Denver'ın isteklerini karşılayamadı. Carmelo ise free agent olarak garanti alacağı parayı riske atmak istemedi ve Nets takasını kabül etti. Çünkü yazın daha düşük bir kontrata imza atma olasılığı da var.

Billups defalarca basketbolu Denver'da bırakmak istediğini söylemişti. ESPN, Yahoo ve TNT yorumcuları Carmelo'nun liderliğinde, eski takım arkadaşı Hamilton ve Brook Lopez gibi önemli bir uzunla Brooklyn'de oynama fırsatının onu cezbedeceğini düşünüyorlar. Fakat Yahoo'ya "Ailem burada; annem, babam, çocuklarım, dedelerim, bütün herkes burada. Burada yaşamak istiyorum" demişti. Billups lisede iken Denver'da bir yıldızdı zaten. Çocuklarının onun mezun olduğu okuldan mezun olmasını istiyor. Çocukluk arkadaşlarının çoğu Denver'da. Eski okulunun mezunlar komitesinde de oldukça aktif. Zaten bir başka söyleşide "Denver'a takas olduğum gün, kariyerimin burada biteceğini biliyordum" demişti. Seneye 14.2 milyon dolar kazanacak olması da bir diğer kalma sebebi. Çünkü kurallara göre bu sene takas olursa, onu alan takım kontratının 3.4 milyon dolarını ödeyerek onu bu yaz free agent yapabilir. Billups garantiye aldığı kontratını riske etmekte istemiyor. Nets ise ona garanti olarak bir sonraki sene alacağı parayı da peşin olarak ödemeyi düşünüyor.

Bu takastan en karlı çıkan Nets olacak gibi duruyor ama gerçek öyle değil. Detroit önümüzdeki sene için kontrat boşaltmaya çalışıyor. Hamilton'ın Denver'a, T-Prince'in Warriors'a gitmesi 50 milyon dolara yakın bir bütçe yaratacak Detroit'e. Murphy ve Petro'nun kontratları ise yarısı bile etmiyor bu rakamın. Bu arada Warriors'ın hem Zach Randolph, hem T. Prince, hemde Andre Igoudala ile ilgilendiğini belirtelim.

Bu akşam bu haber ilk çıktığında Denver, New Orleans ile oynuyordu. Carmelo 15 dakikada sadece 2 şut kullanmıştı. Gazeteciler ise Denver ve Nets'in yöneticilerinin halen görüşme halinde olduğunun haberlerini yapıyordu. Carmelo'nun maç sonu istatistikleri 8 sayı, 5 ribaund, 5 asist ve 4 faul olunca, herkes bu istatistiklerin Carmelo'nun Denver'da ürettiği son rakamlar olduğunu düşündü. Maç bitiminde ise "Denver'ın sahibinin daha cazip bir teklif istemesi üzerine görüşmeler şimdilik donduruldu" haberi herkesi şaşırttı.

Knicks dışında 2-3 takımın daha Carmelo ve Billups ile ilgilendiğini biliyoruz. Yinede Brooklyn'e taşınmaya hazırlanan Nets en iyi teklifi veren takım. 45 gün içerisinde bundan daha fantastik bir teklif gelmez ve takas süresi dolduğunda Carmelo halen Denver forması giyiyorsa, bu Denver'ın çok şey kaybettiği anlamına gelir. Çünkü Carmelo yaz aylarında free agent olacak. Yani nazlansa da Denver Carmelo'yu Nets'e yollamak zorunda kalacak gibi gözüküyor.

• Serhat Gürcan Gündüz l 30 Ekim 2010 0 Yorum





Türkiye'de pek çok gencin basketbolu sevmesini sağlayan 3-4 adamdan birisidir Iverson. Beşiktaş belkide tarihinin en önemli transferini yaptı kulüp olarak. Ne Guti, ne Q7 nede diğerleri... O NBA tarihinin en önemli isimlerinden birisi çünkü. Şimdiki pek çok süper star ondan öğrendi crossoverın ne olduğunu. Wade'in her içeri dribblinginde ona ait imzalar görebilirsiniz.

Bugün pek çok gazetede vardı onun hayatı kısa kısa. Kariyeri, kazandığı ödüller vs. Fakat çoğu hayatının ne kadar zor olduğunu yazmamıştı. Elimden geldiğince size Iverson'ı anlatmak istiyorum bu yazıda.

Hani bazı Hollywood filmlerinde zenci insanların yaşadığı, belanın eksik olmadığı, her gün birilerinin vurulduğunun anlatıldığı mahalleler vardır. İşte Iverson böyle bir mahallede dünyaya geldi. Annesi Ann yine bu filmlerde sıkça gördüğümüz şekilde henüz 15 yaşında bir çocuk iken onu dünyaya getirdi. Tahmin ettiğiniz gibi babasız büyüdü. 1995 yılında parlamaya başladığı sıralarda babasının bıçaklandığı haberi ile öğrendi babasının kim olduğunu. Iverson'ın hayatında babası sadece bu şekilde geçti. Oturduğu ev bir lağım çukurunun üzerine inşa edilmişti. İki küçük kız kardeşi Brandy ve Iliesha'nın da sorumluluğu ondaydı. Babasız olması, annesinin iki ayrı işte birden çalışması zaten zor olan hayatını dahada zor bir hale getiriyordu.

Her şey bunlarla bitmedi tabi ki. Lağım çukurunun üzerine kurulmuş ev, lağım borularının patlaması sebebiyle pek çok kez taşan lağım suları ile doluyordu. En ufak kardeşi Iliesha sürekli bu sağlıksız ortam yüzünden hastalanıyordu. Iverson'ın kardeşinin ilaç masraflarını ödemek için pek çok işte geçici olarak çalışması gerekiyordu. Bir çeteye üyeydi A.I. Lise takımında Amerikan Futbolu oynuyor, rap şarkıları yapıyor, ailesine bakıyor ve sık sık kavgalara karışıyordu. Henüz 14 yaşında en yakın arkadaşı gözlerinin önünde bıçaklanarak öldürülmüş, olayın acısını henüz atamamışken bir diğer arkadaşı da vurularak öldürülmüştü. Aynı dönemde, ona baba gibi davranan, annesinin birlikte yaşadığı erkek arkadaşı Michael Freeman ise uyuşturucu satmak suçuyla hapse girmişti. Hapiste onu ziyaret ettiği bir gün, Freeman'in ayakkabısı olmadığını görünce ona kendi ayakkabılarını vermiş ve eve çıplak ayaklarıyla dönmüştür. Bu dönemde annesi Ann, M. Freeman'in hapse girmesiyle maddi olarak daha fazla zorlanmaya başlamış, hatta bir dönem vücudunu satmak zorunda kalmıştır.

Bir bowling salonunda "14 Şubat sevgililer gününü" kutladıkları sırada ırkçı bir grup ile kavga çıktı ve Iverson polis tarafından göz altına alındı. Polisler bir delil sunamamış olsalar da, hakimin karşı gruptan bir gencin babasının yakını olması ve 2 beyazın Iverson'ın bir beyaz kızın kafasında sandalye kırdığı yönünde yalancı şahitlik yapması dolayısıyla Iverson'ı ve dört arkadaşını çete kurmak ve kavgaya karışmaktan dolayı 15 yıl cezaya çarptırdı. 50 kişinin karıştığı kavgada sadece 4 siyahın ceza alması ve Virginia eyaletinde tanınan bir oyuncu olan Iverson'ın hapse düşmesi, yerel basını oldukça meraklandırdı. Polislerin delil sunmamaları, diğer gençlerin suçlarının üstünün örtülmesi, olayın ırkçı Ku Klux Klanı tarafından düzenlendiği gibi pek çok haber çıkınca vali Doug Wilder harekete geçti. Hakim ve savcı ile bir araya geldikten sonra davanın tekrar görüşülmesini ve Iverson'ın davasının çocuk mahkemesine taşınmasını sağladı. Bu süreç içerisinde hapis yatan Iverson yeni davanın sonuçlanması ile 4,5 ay bir çiftlikte çalışma cezasına çarptırıldı. Hapisten çıkıp çiftlik evinde çalışmaya başladığında çete hayatından uzak durması gerektiğini anlamıştı. Annesine ve kardeşlerine daha iyi bir hayat sunabilmek için tek çıkış yolunun futbol olduğunu düşünüyordu.

Annesi Ann başından beri, futbol takımından pek çok çete arkadaşı olduğu için futboldan uzaklaştırmak istiyordu oğlunu. Fakat Iverson futbolu ve spor yapmayı seviyordu. İlkokulda futbol oynadığı dönemlerde koçu Moonreu onun basketbol için daha elverişli bir fiziği olduğunu söylemiş fakat Iverson futbolu tercih etmişti. Annesi daha o yaşlarında Iverson'a basketbol ayakkabıları alıyor, zorla basketbol oynatıyordu. Liseyi dışardan bitirmeye çalıştığı dönemlerde zorla değil, zaman geçirmek için basketbol oynamaya başlamıştı. Liseden atıldığı için Amerikan futbolu oynayamıyordu. Amerikan futbolu oynadığı dönemlerde öğrendiklerini, sokak basketbolu ile birleştirmeye başlamıştı. Artık o inanılmaz hızını basketbol oynarken dribbliglerinde kullanıyordu. Jordan'ı izliyor, onun crossoverlarını geliştirmeye çalışıyordu. Oğlunun bu azmini gören Ann, oğluyla beraber basketbol maçlarını izliyor, şutunu geliştirmesi için ona yardımcı oluyordu ailesine bakmaya çalışırken.

Iverson liseyi dışardan bitirdiğinde kavgaya karıştığı ve hapis yattığı için pek çok üniversite tarafından başvuruları kabul edilmiyordu. Annesi Georgetown Üniversitesi basketbol takımı koçu John Thompson ile görüşmüş oğlunu en azından bir kere denemesi için ikna etmeyi başarmıştı. John Thompson ilk başlarda geçmişi yüzünden şüphe ile bakmasına rağmen onu denemeyi kabul etti. Yeteneğini anladığında ise okul yönetimine baskı yaparak Iverson'ın üniversiteye girmesini sağladı. Hani hayatı film gibi derler ya, öyleydi Iverson'ın hayatı. Hollywood yapımı spor filmlerindeki gibi koç John Thompson ona bir baba gibi yaklaşıyor, her sorunu ile ilgileniyordu. Iverson'da Thompson'ın her sözünü babasının sözüymüş gibi dinliyordu. Beladan uzak durmaya çalışıyor, kafasını sadece basketbola ve derslerine veriyordu. Hapisten çıkmasını sağlayan vali Doug Wilder'ın eyaletin ilk siyahi valisi olmasından dolayı yerel basındaki ırkçı kesim sürekli Iverson'ın üzerine gidiyordu. Maçlarda ırkçı pankartlar açılıyor, Iverson topu her eline aldığında "hapishane kuşu" diye tezahüratlara maruz kalıyor, kavgalar çıkıyordu. Allen ise koçunun istediğine harfiyen uyuyor ve cevap dahi vermiyordu.

Iverson hayatı boyunca hep "yalnızca güçlüler ayakta kalır" sözüne inandığı için, bu karalamalar ona artı bir motivasyon kaynağı olarak geri dönüyordu. İnanılmaz bir ilk sene geçirdikten sonra NCAA'de ona destek verenler, sahada işini yaparak karalamalara cevap vermesinden dolayı ona hayatı boyunca peşinden gelecek lakabını taktı; "The Answer", yani "Cevap".

1996 senesi geldiğinde Iverson güzel sanatlar bölümünü bitirmeden NBA draftlarına katıldı. Okumak istese de kardeşinin hastalığı ve maddi sorunlar yüzünden okulu bıraktı. Pek çok NBA takımı onu istiyordu. Fakat 1996 NBA draflarında birinci turun ilk hakkı Sixers'da idi. Efsaneleştiği Sixers'a imza attığında hayatının değiştiğini biliyordu Iverson. NBA kariyerini zaten biliyorsunuz...

NBA'de oynadığı dönemlerde de pek uslu durmadı Iverson. 1997 senesinde arkadaşları ile hız yaparken polis tarafından durduruldular. Arabada silah ve uyuşturucu bulunmasına karşın kefalet ile serbest kaldılar. Mahkemede ise kamu cezasına çarptırıldı. Bir diğer hayali albüm yapmak olan Iverson, 2000 senesinde bir rap albümü hazırlamış fakat oldukça agresif olan sözleri nedeni ile David Stern tarafından engellenmiştir. Sözleri değiştirme fikrini Stern kabül etse de, Iverson o albümü yayınlamaktan vazgeçti. İsteyenler internette Allen Iverson aka Jewels: 40 Bars isimli albümünü bulabilirler. 2004 senesinde kumarhane patronları ile kavgaları başladı. 2009 senesinde Atlantic City ve Detroit'te bulunan kumarhaneler, Iverson'ın kumarhanelerine gişini yasakladı. 2005 senesinde Washington'da ki bir gece kulübünde çıkan bir kavga yüzünden koruması ile birlikte suçlandı.

Evlilik hayatı da sorunlu geçti. Henüz 16 yaşında çıkmaya başladıkları Tawanna Turner ile ilk çocuklarına, 1995 yılında Tiaura'nın doğması ile sahip oldular. 1998 yılında Allen II'nin dünyaya gelmesi ile nişanlandılar. Evlenmek için üç sene bekleyen çift 3 ağustos 2001 tarihinde evlendiler. Sırasıyla 2003 yılında Isaiah Rahsan, 2005 yılında Messiah Lauren ve 2008 yılında Dream Alijha isminde 3 çocukları daha oldu. Geçtiğimiz sene ise Iverson ın alkol ve kumar düşkünlüğü yüzünden evlilikleri sallanmaya başlamış ve kızının hastalığı ile geri dönülemez bir yola girmişti. Tawanna geçen sene Iverson'a boşanma davası açtı ve 5 çocuğunun velayeti ve yüklü bir tazminat istedi.

İşte onun hayatı böyle. Artık Türkiye'de oynayacak A.I. Peki neden Türkiye'yi seçti? Öncelikle basketbol oynamak istediği için. Bu açık ve net. Çin'den gelen teklifleri tercih etmemesinin sebebi ise, Türkiye'nin Amerika'ya daha yakında olmasından dolayı değil (aslında Çin, Amerika'ya daha yakın). Türkiye'deki oyunun daha sert ve iyi olmasından dolayı. Umarım o eski günlerindeki gibi oynar Türkiye'de. Basketbola tekrar geri dönüşü adına yakışır bir şekilde olur. Hoşgeldin Iverson...

Not: Lakabı ile ilgili bir söylenti daha var. Aslında bu lakabı ona arkadaşlarının taktığını söylüyor bazı kesimler. Sebebi de mahkemede hakime verdiği bir cevap. Hakim Iverson'a "kadının kafasında sandalye kırmışsın" diyor. Iverson'da buna cevap olarak, "Herkesin beni tanıdığı bir bowling salonunda, bir insanın kafasında sandalye kırıp hiçbir şey olmayacağını düşünüyor olabilir miyim? Bu çılgınlık! Hem bir kadının kafasına sandalye ile vurursam nasıl bir adam olurum? Bir adama vurduğumu söylemelerini tercih ederdim, lanet bir kadına değil!". Bu cevabından sonra arkadaşları ona "The Answer" lakabını takıyorlar.

• Kadir Ar l 27 Ekim 2010 0 Yorum



Batug.com yeni sezonla ilgili tüm takımları tek tek değerlendiren bir e-dergi hazırlamış. Gayet de güzel olmuş. İncelemek isteyen arkadaşlara tavsiye ederim...

• Serhat Gürcan Gündüz l 20 Eylül 2010 0 Yorum





Rondo hapiste fakat suçlu olduğu için değil. Bir enerji içeceği firmasının Amerika'da düzenlediği King Of the Rock etkinliği çerçevesinde kazanana ödülünü vermek için Alcatraz'daydı Rondo. Kaçmanın imkansız olduğu söylenen hapishanenin artık müze olan bölümlerini gezerken demir parmaklıklar arkasında bir resim çektirmek istemiş All Star guard. Umarız bu resim gerçeğe dönüşmez...





• Serhat Gürcan Gündüz l 11 Ağustos 2010 0 Yorum



Shaq'in ne kadar muzip bir oyuncu olduğunu biliyorsunuz. All-Star maçlarından önce yaptığı dans showları, komik videoları, kendi kendine çektiği klipler efsane olma yolunda ilerliyordu. Geçen sezonun başında twitter'dan söylediği şarkıları yayınlayarak yine bizi güldürmüştü. Bu sene pek ses sedası çıkmıyor derken, bomba gibi bir videosunu buldum yeni "yeşil devin". Kendisi mi hazırladı, yoksa ses kaydı sonradan mı eklendi bilmiyorum ama gerçekten bu sıcaklarda güldürmeyi başardı beni. Hatırlarsınız, Gülben Ergen'in "Giden Günlerim Oldu" isimli şarkısını, genç bir arkadaşımız duşun altında söylemiş, oldukça makarası dönmüştü bu videonun. Shaq (tabi ki gerçekse) nereden izlediyse, bu arkadaşımızı taklit etmiş. Neyse daha fazla sözü uzatmayalım, aşağıdan izleyebilirsiniz videoyu.

• Serhat Gürcan Gündüz l 10 Ağustos 2010 0 Yorum


Uzun süredir bekliyorduk. Los Angeles Clippers, Chicago Bulls derken son olarak Detroit denedi T-Mac'i. Günlerdir pek fazla haber gelmiyordu fakat saatler önce yıllığı 1.3 milyon dolara 1 yıllık imza attığını öğrendik. Hayırlı olsun kendisi ve tüm basketbol severler için. Onu bir sene daha izlemek çok güzel olacak. Detroit'in genç oyuncularına da iyi bir yol gösterici olacaktır. Yenilenen ve gençleşen kadro onun liderliğinde iyi işler yapabilir.

Peki sakatlığı ne durumda? Açıkça söylemek gerekirse, Bulls ve Clippers onu kadrolarına dahil etmediğine göre, durumu çokta iyi değil. Takımın doktorlarından ve kendisinden bu konuda açıklamalar gelecektir fakat durumunu en iyi izleyerek öğreneceğiz tabi ki. Ne olursa olsun onu tekrar parkelerde görmek sevindirici.

• Serhat Gürcan Gündüz l 4 Ağustos 2010 0 Yorum




Evet seneye onu Celtics forması ile izleyeceğiz. Son çıkan haberler imzaya çok az kaldığı yönünde. LeBron ile şampiyonluk yaşamaya gittiği Cavaliers'ta konferans finali bile göremedi. Belki Suns'ta kalsa, Lakers pota altı oyuncularının karşısında durup Suns - Celtics finali izlememizi sağlayabilirdi. Şimdi ligin yaşlı takımlarından Celtics'e gidiyor. Faydalı olur mu? İlerleyen yaşına rağmen onun parkede olması çok şey değiştirecektir tabi ki, ama domine edemeyeceği kesin pota altını. Ne olursa olsun onun ligde kalması çok önemli bir olay. Emekli olması beklenen bir oyuncuyu bir sene daha izleyebileceğiz. Hemde iddialı bir şekilde. Önemli bir organizasyonun parçası olarak. Peki ya takım bulamayan diğer iki eski süper star? Yani Mcgrady ve Iverson?



Çok önemli bir sakatlıktan geri döndü T-Mac. Evet artık eskisi gibi değil. Hatta smaç vururken acı çektiğini kendisi beyan ediyordu. Knicks günleri sona erdiğinde "düzeldim" demesine rağmen kendisine kulüp bulamadı. Öncelikle Clippers kendisini denedi. Evet evet yanlış okumadınız. T-Mac denendi. Daha sonra çıkan bir haber onun Bulls tarafından deneneceği yönündeydi. Halen boşta bir oyuncu olarak kendisine kulüp arıyor. Sırtı ve dizi ne durumda bilemiyoruz tabi ki. Olur da kendisine bir takım bulursa, bunu da öğreneceğiz.


Allen Iverson... Yukarıda ki resim unutulmazlar arasındadır çoğu basketbol sever için. Final serisinde bunu pek çok kez yapmıştı Lakers karşısında. Çalkantılı, hatta fırtınalı bir hayat yaşadı. Zaten çoğunuz hayat hikayesini biliyorsunuz. Her neyse, "the answer" geçen sezon Memphis forması giyerken emekliliğini açıklamıştı. Sonra 76ers'a geri döndü, istediği süreleri alamadı. Alkol ve kumar bağımlılığı öyle bir hal aldı ki, artık hayatta en sevdiği şeyi, basketbol oynamayı unutur hale gelmişti. Derken kendini toparladı ama bu seferde kızı büyük bir rahatsızlık geçirdi. O sıralarda eşinden boşandı. Hayatı tamamen tepe taklak oldu. Şimdi kendisine kulüp arıyor. Konuşulanlar ise Lakers yada Heat ile anlaşıp kariyerine yüzük ile veda etmek istediği. Hatta LeBron'un büyük baskısı olduğu söyleniyor...

Peki T-Mac, Iverson ve Shaq'i neden aynı takımda toplamayı hiçbir takım sahibi düşünemedi? Mesela Nets takımı bunun için en uygun takımlardan birisiydi. Celtics ve Miami'nin "big three" sahibi takımlarının karşısına yaşlı bir üçlü ile çıkamazlar mıydı? Evet rotasyonda süreleri kısa olmak zorunda, evet yaşlandılar ve eskisi kadar yükseğe sıçramakta güçlük çekiyorlar. Peki ya tecrübeleri? Genç oyunculara öğretebilecekleri? Neyse artık buda bir hayal oldu. Umarım T-Mac ve Answer kendilerine yeni takım bulabilirler. Çünkü onların emekli olmalarına çoğu basketbol sever hazır değil.