TAŞRA BASKISI

İSTANBUL VE TAŞRA BASKILARI AYNI ANDA ÇIKAN BLOG

Futbol Altyapı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol Altyapı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
• Atilla Nesipoğlu l 12 Ocak 2011 0 Yorum




Büyük takım şu Neurosport! Hem saha içinde hem saha dışında türlü türlü dertlerle boğuşuyorsun. Bunlar da yetmezmiş gibi ezeli rakibin karşısına çıkma telaşı başlıyor. Ama işte tam da bu noktada kafalardaki soru işaretlerini siliyor Bal Porsukları. Önce bir araya geliyor takımın önde gelenleri, yatırıyorlar sorunları masaya vuruyorlar neşteri dertlere. Yanlış olmasın onu bunu kesip atmıyorlar kendilerine indiriyorlar neşteri ve tek vücüt oluyorlar. Durmuyorlar devam ediyorlar yola, içlerindeki enerjiyi de etrafa yayıyorlar. Kulaktan kulağa, kalpten kalbe akıyor Neurosport sevgisi, kimse kayıtsız kalamıyor. Sevenleri ne ertesi günkü işini düşünüyor ne dondurucu soğuğu. Birbirlerini sadece twitterdan tanıyan insanlar Fulya Şan Öktem Tesisleri’nde omuz omuza veriyor, onlarla sevinip yine onlarla üzülüyor. Sadece bir halısaha takımı olmadıklarını ve boşuna “Neurosport Türkiye’dir.” demediklerini kanıtlıyorlar bizlere. 

Salı gecesi çarşambaya bağlanmak üzereyken başlıyor “El Bombastico”. Hem de ne başlangıç gözler meşale şovuna takılmışken top da Koray Gök’ün hunharca aşırtması ile fileleri buluyor. Keyifli başlayan maçın devamı da aynı oluyor. Golün ardından maçı istediği tempoda götüren bir Neurosport izliyoruz, daha önceki maçlarda neredeydiniz sorusunu sorarken. İlk yarıda Ayazma tek pozisyonu Harun Tekin’in araya koşusu ile yakalarken, Onur Erdem gole izin vermiyor. Bal Porsukları ise İsmail Şenol ile iki kez gole yaklaşıyor. Birinde İsmail, Ender Özkahraman'ı geçemezken diğerinde de hakeme takılıyor. İsmail’in rakibinin şarjı ile ceza sahasında kendini yerde bulmasına devam diyen hakem, maçın kopmasına da engel olup tüm heyecanı ikinci yarım saate taşıyor. 

İkinci yarının başlangıç düdüğü ile belli ediyor terse dönen rüzgar kendini. Bağış Erten, takım savunmasını iyice öne çıkarmasının ödülünü, yorulan ve pas yüzdesi düşen Neurosport'u her geçen dakika kendi sahasına mahkum ederek alıyor. 

Araya atılan bir topta da kaleci Onur Erdem kalesini zamanında terk etmekte gösterdiği başarıyı meşin yuvarlağı uzaklaştırmakta gösteremeyince Alican Keser'e çarpan top Serhat Barut’un önünde kaldı. Genç yeteneğe turnuvadaki dördüncü golünü atmak için hafif bir dokunuş yeterken Ayazma'da 1-1'i yakalıyordu. Skor dengeye gelmiş olsa da oyun hâlâ Ayazma lehinde işlemeye devam ediyordu. Bu dakikaları çokca oynamış olan Ayazma, tecrübesini konuşturuyor, Neurosport’un hem yorgunluğundan hem de toyluğundan faydalanıyordu. Üst üste harcanan fırsatlardan sonra galibiyet sayısını da Serkan Öz’ün, Hakkı Arpacıoğlu’nun ortasına yaptığı şık vuruşla buldu. Tribünlerin Neurosport’u ateşleme çabasının yetersiz kaldığı dakikalarda hakem sevest vuruş kararı vermese evine de üç puanla gidecekti. Kazanılan bir frikikte topun başına Emre Alayoğlu geçti. Sert vuruşu baraja da çarparak fileleri havalandırınca tekrardan hayat buldu Neurosport. Tüm hafta ve oynanan 60 dakika boyunca talihin hiç yanına uğramadığı Bal Porsukları bu golle sadece tabelayı değil ilerleyen haftaların da kaderini değiştirdiler. 

Bal Porsukları karşılaşmaya hazırlıklı geldiler.      
Maç sonu geldiğinde kafaya düşen ilk soru maçın hakkı bu muydu? İlk yarısını Neurosport’un ikinci devresini Ayazma’nın hükmettiği mücadeleden beraberlik çıkması olması gerekendi. Bu güzel rekabetin tek tatsızlığı ise İsmail Şenol’un sakatlığıydı. (Karşılaşmanın ardından yapılan kontrollerinde önemli ir sakatlığı olmadı öğrenildi.) 

Bir diğer soru ise "Neurosport’da kimi beğendim?". Herkesi. Tam bir takım oyunu oynadılar ve kendilerine yakışan karakteri oyunun genelinde sergilediler. Kenarda teknik direktör Erman Yaşar ile sahada Koray Gök, Onur Erdem, Emre Alayoğlu ile Mustafa Özdemir öne çıkan isimler oldu. Onur Salman her zamanki gibi kusursuza yakın bir oyun çıkardı. Saha dışının yıldızları ise belli: Yiğit Top ve İbrahim Koçyiğit. Gecenin sonunda iki puan kaybedilmiş olsa da Neurosport adına alınan bir puan çok daha fazla şey barındırıyor. Beraber hareket edebildiklerinde neler yapabileceklerini Boğaziçi maçının ardından Ayazma karşısında da gösterdiler. Zirveden bir eksikleri olmadığını biliyorlar şimdi sıra alttakilerden de puanları alıp olmaları gereken yere tırmanmakta. 



• Kadir Ar l 6 Eylül 2010 0 Yorum



Arkadaş Zinedine Zidane'ın oğlu. Real Madrid'in 15 yaş takımında oynuyor. Babası kadar büyük bir efsane olur mu bilemem ama kendisine geleceğin yıldızı gözüyle bakılıyor... 


• Atilla Nesipoğlu l 15 Ağustos 2010 0 Yorum


Şampiyonluğa oynayan ve her maçını kazanması beklenen takımın en genç oyuncusu sizsiniz. Bir yanınızda Quaresma diğer yanınızda Guti hemen önünüzde Nihat var. Tırnaklarınızla kazıya kazıya gelmişsiniz buralara. Altyapıdan, A takıma çıkmanın R.Madrid'e transfer olmakdan daha zor olduğu bir ülkede. Ne yapardınız siz olsanız. Kendinizi bu "adamın" yerine koyun. Hiçte hava basmayın çatır çatır oynardım diye. Yaşayanlar daha iyi bilirler. O anlarda beyne oksijen gitmez, ayaklar titrer. Bana inanın topu aldığınızda flu gözlerle pası verecek bir abinizi arardınız.

Fark yaratmaya kararlı ki Necip olması gerekenin aksine risk alıyor. Dikine oynuyor. Defansif orta saha oyuncularına kazma gözüyle bakılan bu memlekette geri adım atmıyor. Taraftarların havaalanında törenlerle karşıladığı parlak transferlerin arkasını kolluyor. Bu da yetmiyor şampiyonluğu getiren adam denilen Ernst'i sırtlıyor, tribünlerin göz bebeği Ferrari'nin gediklerini kapatıyor.

Kendimi de içine kattığım bir çok futbolcu olma sevdalısının eriyip gittiği bu çarkın içinden çıkabilen bu "adamı" izlemekten başka bir keyif alıyorum. Ben de onunla pres yapıyorum, ben de onunla çalım atıyorum, ben de onunla tekmeye kafamı sokuyorum. Umarım hep metrobüsle gidersin işine bizler gibi. Ama hep o yeşil sahada kalırsın bizlerin tersine Necip Uysal.



Not: Fatih Altaylı'nın köşesinde yer alırdı eskiden hala var mı bilemiyorum. Ne zaman adam oluruz sorusunun cevapları. Bir tane de benden gelsin. Ne zaman adam oluruz? Necipler'i; Quaresmalar'dan, Gutiler'den, Alexler'den ve hatta Hagiler'den önce tribünlere çağırdığımız zaman!

• Kadir Ar l 5 Ağustos 2010 1 Yorum

Chelsea, Benfica'nın ve Brezilya Milli Takım havuzunun önemli oyuncularından Ramires'in transferini 22 milyon avroya bitirdi. Sağlık kontrolleri ve çalışma izninin alınmasından sonra resmi imza atılacak. Bu transferi Ancelotti'nin kafasındaki yeni Chelsea'nin ilk ciddi adımı olarak algılamakta fayda var.
Geçen sezon Ancelotti takımın başına geçtiğinde, herkesin ilk aklına gelen soru Chelsea'nin sisteminin ne olacağıydı. Senelerdir uygulanan Mourinho'dan miras 4-3-3'ü, ondan sonra göreve gelen Grant, Scolari, Hiddink gibi hocalar da uygulamış, kısmen başarılı da olmuştu. Ancelotti ise Milan'da oynattığı, iç oyuncularından oluşan 4'lü orta saha (baklava) ve çift forvet ile ligde başarı sağlayamasa da iki Şampiyonlar Ligi zaferi elde etmişti. Göreve gelir gelmez de bu sistemi Chelsea'ye yerleştirdi. Sol kanadın adamı Malouda bile bu sisteme adapte olup, evrim geçirdi ve Chelsea de 103 gol attığı sezonu şampiyon bitirdi. Bu şampiyonlukla kredisi artan Ancelotti de, yaşlanan Chelsea orta sahasını değiştirme yolunda ilk adımını, sistemine uyan Ramires'i transfer ederek attı. Ramires savunma yönü daha ön planda, iki taraflı bir orta saha oyuncusu. Hem fiziksel yönden, hem de yetenek olarak Essien'in bir model küçüğü diyebiliriz. Henüz 23 yaşında ve gelişmeye açık. Ancelotti'nin elinde geçireceği evrimde, gol yollarında da etkili bir oyuncu olabilirse Essien'in bile önüne geçebilir.

Malouda 30, Anelka 31, Drogba 32, Lampard 32, Deco 33 yaşında. 34'üne gelen Ballack'ın sözleşmesi uzatılmadı. Sisteme uyum sağlayamayan Joe Cole'e yeni sözleşme için ısrarcı olunmadı ve yerine Liverpool'dan, takas edilir gibi, 30 yaşındaki Benayoun bedelsiz olarak alındı. Mevcut yapıda Ramires önemli bir transfer ama yeterli değil. Ancelotti 2007'de, yaş ortalaması yüksek Milan takımından maksimum verimi elde ederek Şampiyonlar Ligi'ni kazandı. Chelsea'de de bu sezon aynı verimi alacaktır. Ancak Malouda, Lampard, Drogba, Anelka gibi oyuncular belki de bu sezon son üst düzey performanslarını verebilecekler. Onları yedekleyen Sturridge, Kakuta, di Santo, Matic gibi oyuncular beklenen aşamaya gelebilmiş değil. Frank Arnesen'in yaratmaya çalıştığı "altyapıdan oyuncu yetiştiren kulüp" sisteminin en büyük yıldızı olarak lanse edilen ismi Stoch bile şans bulamadan Fenerbahçe'ye satıldı. Chelsea'nin altyapıya seçim yerine bir an önce yeni Lampard'ını, Drogba'sını transfer etmesi gerekiyor. Yoksa birkaç seneye Milan'ın Avrupa futbolundaki yerini devralabilirler.

Manchester United bu sezon, Hernandez ve Smalling transferlerinden başka transfer yapmayarak mevcut kadrosundaki gençlere daha fazla şans verecek. Arsenal zaten her sezon geçiş dönemi yaşıyor. Manchester City hala kadro uyumunu yakalayabilmiş değil. Liverpool ise olası satıştan sonra yeni City olma yolunda. Genç ve yenilenmiş kadroya geçiş dönemini en az hasarla atlatabilecek bir dönemde Maviler. Abramovich eskisi kadar para saçmıyor ama transfer acemiliğini de üzerinden attı. Başlarda harcadığı paranın 3'te biri bile Chelski için yeterli olabilir. Yoksa birkaç sezon içinde çok daha fazlasını harcamak zorunda kalacak...

• Efe Yılmaz l 29 Temmuz 2010 0 Yorum


Bu golü Pazartesi günü ofistan çıkmaya yakın bir zamanda izledim maç oynanırken. Şimdi tekrar konusu açıldı ve ben de paylaşma isteği yeniden uyandı. 2008 ve 2010'da iki kupayı birden kaldıran Bazılarına göre İspanya iyi bir jenerasyon yakalamıştı ve bu jenarasyonun en önemli parçası Xavi ve İniesta 2014'de yaşlanacaktı (!). Geriden kimse gelmeyecekti sanki. U 19 milli takımı böyle gol atan ülkede sanırım uzun seneler gelen gideni aratmayacak, çünkü onlar jenerasyon yakalamıyor, kendi jenerasyonlarını yaratıyor.

• Kemal Mardin l 26 Temmuz 2010 0 Yorum

Benzema, Ben Arfa ve Nasri, 2004 U17 Avrupa Şampiyonası şampiyonluğunu kutlarken.
Fransızlar, Güney Afrika'da yaşadıkları rezilliği herhalde uzun süre unutamazlar. Domenech yüzünden baba figüründen, Zidane'ın yerini dolduramadıkları için de ağabey figüründen yoksun çıktıkları kupa maratonuna daha ilk metrelerde veda etmek zorunda kaldılar. Aslında 2006'da Zidane, ağızlarına bir parmak bal çalmasa şu an 12 yıllık bir fetret döneminden bahsediyor olabilirdik ama ufak çaplı bir peri masalı belki de bir finalin birçok finale mal olmasına sebep oldu. Peki A takım seviyesinde yerlerde sürünen Fransa, altyapılarda ne durumda. Yoksa perşembenin gelişi çarşambadan belliydi de biz mi göremedik?

U21 Avrupa Şampiyonası: Bu seviyede ilk ve son şampiyonluklarını 1988'de. Yakın tarihte, 2002'nin finalinde Çek Cumhuriyeti'ne penaltılarla boyun eğdiler. Sonraki şampiyonaya katılamadılar. 2006'da ise yarı finaldeydiler ama Huntelaar'lı Hollanda'ya 3-2 yenildiler. Ardından gelen iki şampiyonaya da katılamadılar. 2011 elemelerinde ise şu an maç eksiği ile 2. sıradalar. Son 7 şampiyonanın yalnızca ikisine, kupayı kaldırdıklarından beri düzenlenen 11 şampiyonanın ise dördüne katılmışlar. Katılım konusunda istikrarsızlar ama katıldıklarında da en az yarı final yapıyorlar.

U19 Avrupa Şampiyonası: 2002'den beri her sene düzenlenen ve şu sıralarda da oynanmakta olan şampiyonaya ilk defa üst üste iki yıl katılmayı başardılar. Daha önceki dört katılımlarında iki üçüncülükleri ve Lloris'li, Diaby'li, Gourcuff'lu kadroyla bir şampiyonlukları var. Yani U21'deki manzara burada da benzer. Katılırlarsa can yakıyorlar. Şu an kendi evlerinde oynanan şampiyonada da gruplarda iki galibiyet ve bir beraberlik alarak yarı finale kaldılar. Yarın Hırvatistan'la final mücadelesi verecekler.

U17 Avrupa Şampiyonası: Katılım ve madalya kazanma sıklığı olarak en başarılı oldukları organizasyon bu. Aslında, 2002'ye kadar U16 olarak düzenlenen şampiyonada, hiç şampiyonluk yaşayamamışlar. İki kere ikincilikleri, biri kendi evlerinde olmak üzere iki de üçüncülükleri var. U17'ye geçildikten sonra ise işler biraz değişiyor. İlk yıl ikinci olmalarına rağmen ertesi yıl finallere gidemiyorlar ama üçüncü senede bu yaş grubundaki ilk şampiyonluk geliyor. Kadrodan göze çarpan isimler, Ben Arfa, Nasri ve Benzema. Diğer yaş gruplarından alışık olduğumuz Fransa geleneği burada da görülüyor ve sonraki iki yıl finallere gidemiyorlar. Ardından ise bir üçüncülük ve son dişe dokunur başarı olarak 2008'de Türkiye'deki ikincilik geliyor.

U20 Dünya Kupası: 1977'den beri her iki yılda bir düzenlenen turnuva, açık ara Fransa'nın en başarısız olduğu altyapı organizasyonu. Bugüne kadar sadece üç defa katılabildiler ve çıkabildikleri en yüksek tur çeyrek final. Bunu 1997 ve 2001'de iki kez başarıp ikisinde de elendiler. 2001'den beri de katılamıyorlardı. Şimdi önlerinde, halen oynanmakta olan evlerindeki U19 Avrupa Şampiyonası'nda gruplardan çıkarak katılım hakkı elde ettikleri 2011 Kolombiya var. Bakalım Kolombiya'da makus talihlerini yenebilecekler mi?

U17 Dünya Kupası: Bu organizasyonda da epey başarısızlar. 11 kupanın sadece ikisine katılabildiler. Ancak bu ikisinden birinde şampiyonlukları var. 2001'de Iniesta, Fernando Torres, Mascherano, Tevez, Maxi Lopez gibi isimleri sahip olan İspanya ve Arjantin'in arasından şampiyon olabilmeleri oldukça büyük bir başarı aslında ama şampiyon kadrodan şu an dünya futbol sahnesinde adından söz edilen hiçbir futbolcu olmaması ilginç bir nokta.

Genel tablo şöyle oluşuyor. Son 2006 Dünya Kupası finalinden beri geçen 4 yıllık dönemde katılmak için mücadele ettikleri 13 organizasyonun 7'sinde boy gösterebilmişler ama hiçbirinde şampiyonlukları yok. Hatta finale bile sadece Türkiye'deki 2008 U17 Avrupa Şampiyonası'nda çıkabilmişler. Zaten U17 karnelerini diğerlerinden ayırırsak ortaya vahim bir tablo çıkıyor. Geriye kalan yaş gruplarında katılım oranı sadece yedide iki.

Görünen o ki, Fransa'nın A takımdaki sıkıntısı sadece baba ve ağabey figürlerini kaybetmeleri değil. Altyapılarda da kanayan bir yara var gibi. İsyankar tayfaya neşteri vurduktan sonra, bu konuya da bir el atmak lazım sanki.