TAŞRA BASKISI

İSTANBUL VE TAŞRA BASKILARI AYNI ANDA ÇIKAN BLOG

Efe Yılmaz l 24 Eylül 2010 0 Yorum


Adnan Polat, NTV Spor’a çıktığında deli getirmişti, Galatasaray’ın bu sezon şampiyonluk yarışında tek rakibinin Fenerbahçe olduğunu. Bu söylemini Türk Telekom Arena ziyareti sırasında Lig TV’ye verdiği röportajda da yinelemiş. Sanırım bu cümle özetliyor birçok şeyin sebebini. Sportif başarısızlık, Şampiyonlar Ligi müziğini özlemek, hayal kırıklıkları….

Hepsi bu hastalıklı fikrin ürünü. Bunun benzeri ise Fenerbahçe’de var. Üst üste üç sene şampiyon sözü veren Aziz Yıldırım, ne var canım sezonu Galatasaray’ın önünde kapattık diyor. İki takımda bu çarpık yönetimlerle birbirinden beslenir oldu artık. Zaten normal bir futbol ülkesine göre yozlaşmış olan yönetim anlayışı, bu iki büyük takım için daha da beter bir hal aldı. Taraftarların bile, rakiplerinden nefret etme duyguları takımlarına ve futbola olan sevgilerinden daha büyük bir hale geldi. Sonuçta ‘Ezeli Rekabet’ adı altında mastürbasyon yapılıyor yönetimler ve camialar tarafından.
Geride kalan beş hafta sonunda Bursaspor, Beşiktaş ve Trabzonspor’u kendisine rakip olarak görmeyen bir bakış açısı en basit ifadeyle vahimdir. Kulüp yöneticileri futboldan anlamak zorunda değiller belki ama bu kadar karışıyorlarsa futbola, bu kadar cahilce yorumlarda yapmamaları lazım. Ekranlara çıkıp, insanlara tek rakibimiz Fenerbahçe dememeliler.

Daha vahimi ise, Lig TV spikerine “Sana bu takıma transferi hangi bölgeye yapalım diye sorsam, zorlanırsın” cümlesi. Takımın yıllardır sağ beki yok. Tamam Sabri günahıyla sevabıyla yapıyor bir şeyler. Neill’ın yanındaki Servet savunmanın ve Rijkaard’ın en önemli sorunu. Ayhan, Barış ve Mustafa’yı toplasan bir adam etmiyor. Forvette hala Baros’a alternatifin yok. Tabii spiker kibar bir insan olduğundan bozmuyor Adnan Polat’ın bu söylemini ama eğer bu takımın teknik direktörü Rijkaard olacaksa ve o aklındaki futbolu oynatacaksa maalesef bu takımın hala eksikleri vardır. Bunu görmek lazım.

Sonuç olarak Fenerbahçe ve Galatasaray’ın yozlaşmış bir ilişki içinde olmasından çok sıkıldım artık. Kendilerinden başka takımları küçümsemeleri ise acizliklerinin en utanç verici kısmı. Bu hastalıklı ilişki yüzünden iki takımda yıllardır çok şey kaybediyor ama ikisi de görmüyor bunu. Eğer amaç sadece diğerinden iyi olmaksa Aziz Yıldırım ve Adnan Polat’a bir tavsiyem var. Gitsinler birer kamyon alsınlar ver arkası “Tek Rakibim THY” yazdırsınlar. Bu zihniyetlerinin en güzel özeti bu.

Tufan Tulpar l 23 Eylül 2010 0 Yorum





PIR PIR HALİM ve 63.DAKİKA
....Kalecimiz Nezip Türegün, abartmıyorum, kalenin üst direğine paralel uçardı. Danıştay Başkanı Hazım Türegün'ün oğluydu. İki lisan bilir, Uluslararası düzeyde avukatlık yapardı. Halen Gençlerbirliği Kulübü Divan Kurulu üyesidir. Hasan Polat (Ö:30 Ağustos 2010) ağabeyimiz, hakkında ciltler dolusu kitap yazılsa azdır. Türkiye'nin yetiştirdiği en yetenekli futbolcuların başında gelir. Bugün futbol oynasaydı, Fenerbahçe'nin Alex'e ödediği paranın 5 katına Hasan ağabeyi alamazdınız. Kendisi 1957 yılında Trabzon'dan Milletvekili seçildi. Ayrıca Burhan Doğançay da Dünya Çapında ressam oldu. Cumhurbaşkanı olarak kendisine Devlet Sanatçısı beratı ve madalyası verildi. Tugay Özçeri (Ö:26 Ağustos 2003) ise NATO'nun en üst düzey yönetiminde görev yaptı. Şarık Arıyak (Ö:17 Aralık 1980) , Avustralya'da Başkonsolos idi, Ermeniler tarafından şehit edildi. Allah rahmet eylesin. Mümtaz Tarhan (Ö:18 Ocak 1970)  İstanbul Valiliği, Sayıştay Başkanlığı ve Çalışma Bakanlığı görevlerinde bulundu. Çok değerli diğer yönetici ve futbolcularımızı da saymakla bitiremem...*

Pırpır Halim
Bu sözlerin sahibi Gençlerbirliği'nin efsane kadrosunun diğer önemli ismi ; nam-ı diğer "Pır pır Halim" yani Halim Çorbalı (Ö:15 Eylül 2010) [Ona bu ismi takan ise; Zündap Hüseyindir (Ö:31 Aralık 2009)] Sadece Gençlerbirliği ve spor tarihinde değil; Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde de isimleri saygıyla anılacak bir takımdı onlar.  Bu takımda en son oyuncu değişikliği Pırpır Halim'le oldu. Yerine kimsenin girmeye cesaret edemesi farkıyla.
"Süper lig"imizin maçları  öncesinde vefatına istinaden yapılan saygı duruşuyla andık onu. Tıpkı Gaziantep-Bursaspor maçında olduğu gibi... 
2,5 yıl Federasyon Başkanlığının yanında tam tamına 20 yıl MHK Başkanlığı görevinde bulundu Halim Çorbalı. (14 yıllık Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü olmak üzere 44 yıllık kamu görevi muktedirliği konusunda bir fikir verecektir.) Devlet otoritesini, usulü adabı ne ölçü de bilip uyguladığı konusunda bir şüpheye yer bırakmaz bu CV. Peki tüm bunları okuyunca nerede edepsizlik ettik biz şimdi Sayın Başkan'a pazar günü maçın 63. dakikasında.
Klasik senaryo yine sahne almıştı. Hakeme itirazlar, sahaya atılan maddeler, fiziksel zarar gören hakem basın toplantısında söylenenler, televizyonlar da konuşulanlar ve konuşulacaklar...

Cengiz Bahadır Özdemir l 22 Eylül 2010 1 Yorum

Gün ortasında, eskileri yad edebileceğimiz yeni bir yazı koymak istedim. Benim de ucundan takip edebildiğim ilk olimpiyat oyunları olan 96 Atlanta'yı hatırlatmak istedim. Burada yazanlar sadece aklımda kalanlar. Başka önemli olaylar da mutlaka vardır. Atlanta Oyunları denince aklıma gelen isimler Naim Süleymanoğlu, Michael Johnson, Dream Team, Amy Van Dyken, Hamza Yerlikaya, Mehmet Akif Pirim oluyor. Elbette daha pek çok sporcu önemli işlere imza attı ancak hafızamda kalanlar bunlar. Hafızamızı biraz daha zorlayıp neler yaşandığına bir bakalım:
Olimpiyat demek atletizm demek. En azından olimpik ruhun içinde atletizm olmazsa olmaz. Atletizmde benim gördüğüm tek bir adam vardı: Michael Johnson! Belki şimdiki genç insanlar Usain Bolt gibi bir atletin en iyisi olduğunu düşünüyor olabilirler. Ancak küçüklüğümde ben de bu adama hayran kalmıştım. Hakikaten çok hızlıydı. ABD'de dünyanın en hızlı adamı olarak görülüyordu. Bireysel olarak yarıştığı ilk olimpiyatlardı. Önce 200 metrede piste çıktı. Hatırladığım kadarıyla finalden önceki yarışta fazla hızlı olmadığı gerekçesiyle eleştiriler yöneltilmişti. Bu yüzden de finaldeki yarışta arkada kalabileceği ve altın madalya alamayabileceği konuşuluyordu. Herhalde bu iddialar ABD'li atlete doping etkisi yarattı. Muhteşem bir çıkışın ardından sonlara doğru rahat bir yarış sergileyen Altın Ayakkabı, 19.32'lik süreyle dünya rekoru kırmıştı. Yavaş mı, formsuz mu; işte cevap . 200 metreden sonra 400 metrede de birinciliği olimpiyat rekoru ile kazanan sporcu böylece iki altın madalya ile oyunları tamamlamış oluyordu. Biz de yeni bir kahraman elde etmenin sevinciyle hayatımıza devam ediyorduk. Ekmek almaya giderken, okula giderken, sokakta yürürken bile bu adamı düşünüp ya koşuyordum ya da koşar adım gidiyordum. Şu anda hızlı adımlarla bir yere gitmemin sebebi de bu adam olabilir. Çocukluğuma inme klişesinden bunu çıkarabiliriz. Atletizmde tek rekor Johnson'dan gelmemişti. Kanadalı Donovan Bailey 100 metrede 9.84'lük dünya rekoru ile birinci olmuştu. Kanada'nın yaz olimpiyatlarında kazandığı en önemli başarılarından biridir. Sonuçta ABD 13'ü altın olmak üzere toplamda 23 madalya alarak atletizmde ne kadar ileride olduklarını kanıtlamışlardı. 
ABD'nin başarısı bununla sınırlı kalmayacaktı. Dream Team'in en sağlam olduğu olimpiyat oyunlarıydı. Kadroda çok önemli isimler vardı. Hala akıllarda kalan efsanedir. O efsane de son derece rahat bir şekilde çıktıkları finalde, dönemin en has takımlarından Yugoslavya'yı yenerek altın madalyaya uzandı. Üçüncü ise yine o dönemin en önemli takımlarından Litvanya oldu. Futbolda yıldızlar geçidi vardı. Daha doğrusu 90'lı yılların sonuna, 2000'li yılların başına damga vuracak oyuncuların savaşını izlemiştik. Passarella'lı Arjantin'in, Ronaldo-Roberto Carlos-Rivaldo'lu Brezilya'nın, 98 Dünya Kupası'nı sallayacak Nijerya'nın, Fransa'nın, İtalya'nın olduğu bir turnuvaydı. Kazanan ise hızın ve tekniğin birleşimi olan Nijerya idi. Finalde Arjantin'i 3-2 yenen Nijerya altın madalyaya uzanmıştı. 90. dakikada Amunike'nin attığı gol ise bugün bile tartışılabilecek nitelikteydi. İşte o gol . Efsane kadrolu takımlardan Brezilya ise üçüncülük maçında Portekiz'i 5-0 geçerek bronz madalyaya uzanıyordu. Yüzmede Rus Denis Penkratov 100 metre kelebek yarışlarında dünya rekoru kırarken, Amy Van Dyken tam dört altın madalya kazanarak bir ilki başarıyordu. Dört altın madalya kazanan ilk ABD'li kadın sporcu olarak tarihe ismini yazdırmıştı. ABD hem erkeklerde hem de kadınlarda takım olarak birinciliğe uzanıyordu. Andre Agassi ve Lindsay Davenport ilk ve tek olimpiyat altınlarını ulaşıyorlardı.  
Gelelim Türkiye'ye. Türkiye'nin kazandığı 6 madalyanın 5'i güreş ve halter dallarındaydı. Önce halterle başlayalım: Naim Süleymanoğlu buraya iki olimpiyat altınlı bir sporcu olarak gelmişti. Kendisini zorlayacak fazla rakip yoktu. Yunan Valerios Leonidis ile amansız bir mücadeleye tutuşmuşlardı. Koparmada 147,5 kg kaldırarak avantajlı konuma geçen Naim, Yunanlı sporcunun silkmede 187,5'luk dünya rekoru ile geriye düşmüştü. Kilo avantajı bulunan Naim'in yapması gereken tek şey aynı kiloyu kaldırmaktı. O da bunu başardı ve toplamda 335 kg kaldırıp dünya rekorunu kırmış oldu. Son hakkındaki kaldırışı buradan izleyebilirsiniz. Gelelim o zamanın biraz daha geride kalan ismine.Halil Mutlu'nun ikinci olimpiyatıydı. İlkinde beşinci olabilmişti. Burada ise çok daha iyi bir mücadele sergileyerek birinci olmuştu. Koparmada 132,5 kg kaldırarak dünya rekoru kıran ''post-modern cep herkülü'' silkmede 155 kg'ı kaldırarak birinci olmuştu. Böylece halterde iki altın madalya kazanarak dördüncü oluyorduk. 
Güreşte Türkiye yine hünerlerini sergiliyordu. 57 kg'da Harun Doğan şanssız bir şekilde ilk turdan yenilse de represaj mücadelelerinde müthiş bir performans sergileyerek bronz madalya mücadelesine çıkıyordu. Ancak Kuzey Koreli rakibine yenilerek oyunları dördüncü tamamlıyordu. Sabahattin Öztürk ise İranlı tecrübeli güreşçi Amer Reza Khadem ile üçüncülük maçı yapmıştı. Çekişmeli geçen mücadelede taraflar üstünlük sağlayamamıştı ve hakem kararıyla İranlı sporcu galip sayılmıştı. Serbest stilde işler iyi gitmiyordu. Son günde ise Mahmut Demir mindere çıkıyordu. 130 kg'da mücadele eden sporcumuz rakiplerini yenerek altın madalyanın sahibi oluyordu. Greko-Romen'de ise çok şey beklediğimiz Şeref Eroğlu ve Nazmi Avluca müsabakalardan çok kötü bir şekilde elenen isimlerdi. Yüzümüzü güldüren isimlerden biri Mehmet Akif Pirim olmuştu. İlk turda elenen sporcumuz, represaj mücadelelerine katılarak madalya şansını arttırdı. Buradaki tüm maçlarını kazanan güreşçi üçüncü olarak bronz madalyanın sahibi oldu. Asrın güreşçisi Hamza ise ilk turu bay geçtikten sonra bütün rakiplerini yenerek altın madalyanın sahibi oldu. Güreşin sonunda o meşhur taklasını atıp zaferin tadını çıkarmıştı. Böylece Türkiye güreşte iki altın bir bronz madalya ile dördüncü sırada yer almıştı. Geçmişimizin hiç de fena olmadığı boksta ise Malik Beyleroğlu finalde Kübalı rakibine 11-3 yenilerek gümüş madalya kazanıyordu. Böylece Türkiye, dördü altın olmak üzere, altı madalya alarak oyunları Danimarka ile 19. sırada tamamlıyordu. ABD 101 madalya kazanırken, Rusya 63 madalyada kalıyordu.

Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

Dünya Halter Şampiyonası'nda beşinci günü geride bırakırken Erkek Milli Takımımız sonunda şanssızlığını kırdı ve altın madalya kazanmayı başardı. Dün yapılan 69 kg mücadelelerinde podyuma çıkan Mete Binay koparmada 160 kg kaldırarak tartı avantajıyla birinci oldu. Dünya rekoru olan 166 kg'ı son hakkında deneyen haltercimiz ağırlığı kaldıramadı. Silkmede ise 175 kg'ı kaldırdıktan sonra 181 kg ve 182 kg denemelerinde başarısız oldu ve 10. sırada kaldı. Toplamda kaldırmış olduğu 335 kg ise ona bronz madalya getirdi. Uzun zamandır yarışmayan Ekrem Celil ise B serisinde mücadele etti. Koparmada 135 kg, silkmede 175 kg ve toplamda 310 kg kaldıran sporcumuz 13. sırada müsabakayı tamamladı.
Bu kategoride iki dünya rekoru vardı. Çinli Hui Liao silkmede 198 kg kaldırarak yeni rekorun sahibi oldu. Toplamda 358 kg kaldırmış olan Çinli sporcu, burada da rekor kırmayı başardı. Koparmadaki 160 kg'ı ise kendisine gümüş madalya getirdi. Olimpiyat ve Dünya şampiyonu sporcu, kariyerine bir Dünya şampiyonluğu daha kazandırmış oldu. Toplamda ikinci olan Romen Ninel Miculescu ise son Avrupa şampiyonu olarak burada yarıştı. Koparmada 157 kg kaldırarak bronz madalya alan halterci, silkmede 180 kg kaldırarak beşinci oldu. Avrupa ve Olimpiyat ikincisi olarak buraya gelen Fransız Vencelas Dabaya ise koparmada ve silkmede sıfır çekerek hayalkırıklığı yarattı.
Bir önceki günse kadınlar 63 kg heyecanı vardı. Podyumdaki sporcumuz Sibel Şimşek'ti. Koparmada 108 kg kaldıran Sibel, ikinci hakkında 111 kg'ı kaldırırken kolundaki çekmeden dolayı barı bırakmak zorunda kaldı. Son hakkında ise aynı ağırlığı kaldırdı ve gümüş madalya kazandı. Silkmede ise daha büyük şanssızlık kendisini bekliyordu. 130 kg'ı kaldıran sporcu, ikinci hakkında 135 kg kaldırırken son anda sağ dirseğini kırıp barı bıraktı. Sağ dirseğindeki sorun son hakkında da devam etti ve 136 kg'ı kaldıramayan Sibel silkmede tartı dezavantajıyla dördüncü oldu. Toplamdaki 241 kg ise ikinciliği getirdi.
Dünya şampiyonu olarak buraya gelen Kazak Maiya Maneza ise unvanını korudu. Koparmada 104 kg kaldıran sporcu dördüncü oldu. Ancak asıl mahareti silkmedeydi. 143 kg'lık kaldırışı ile dünya rekorunu kıran Kazak sporcu, toplamda da 246 kg kaldırarak birinci oldu. Çinli Quyang Xiaofong koparmada 112 kg kaldırıp birinci oldu. Silkmedeki 129 kg'lık kaldırışı ise beşinciliği getirdi. Toplamda 241 kg kaldıran sporcu bronz madalya kazandı. Artık şampiyonanın yarısını tamamlamış bulunmaktayız. Sporcularımızın bu başarıları, 2012 Olimpiyatları için umut vermeye devam ediyor.

Cengiz Bahadır Özdemir l 21 Eylül 2010 2 Yorum


Yukarıdaki iki fotoğraf Photoshop tekniği ile düzenlenmemiştir. Sanki Gerard sabitlenmiş de, diğer unsurlar değiştirilmiş gibi duruyor. Ancak öyle değil. Fotoğraflar, geçtiğimiz haftasonu Manchester United-Liverpool maçına ait. 3-2 Kırmızı Şeytanlar'ın üstünlüğü ile biten maçta Gerard duran toptan iki gol attı. Gerek penaltıda gerek frikikte sol ayağının konumuna dikkat çekmek istiyorum. Büyük futbolcu olduğunu sadece şu iki fotoğraftan anlayabiliriz. (Frikikte, toptan kaçan Fletcher da sıradan bir orta saha olarak kalmaya devam edecek).
Aynı maçta Berbatov üç gol attı. Attığı ikinci gol muhteşemdi. Ancak fotoğrafta gördüğüm kadarıyla topa bakmadan vuruşunu yapmış. Gerçi top ayaktan çıktıktan birkaç saniye sonra yakalanmış bu kare. Yanılabiliriz de.

Serhat Gürcan Gündüz l 20 Eylül 2010 0 Yorum





Rondo hapiste fakat suçlu olduğu için değil. Bir enerji içeceği firmasının Amerika'da düzenlediği King Of the Rock etkinliği çerçevesinde kazanana ödülünü vermek için Alcatraz'daydı Rondo. Kaçmanın imkansız olduğu söylenen hapishanenin artık müze olan bölümlerini gezerken demir parmaklıklar arkasında bir resim çektirmek istemiş All Star guard. Umarız bu resim gerçeğe dönüşmez...





Alican Keser l 0 Yorum



Süper Lig'e nezire yaparcasına İzmir'de de derbi heyecanı vardı bu hafta. Altay, Atatürk Olimpiyat Stadı'nda Karşıyaka'yı konuk etti. Baştan söylemeliyim ki her iki takımı da tutmuyorum fakat İzmir'de olduğum için bu derbi de kaçmazdı. Koyu Karşıyakalı Kemal arkadaşımın affına sığınarak maçla ilgili notları paylaşmak istedim.

Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynanan maçta kapalı tribün, Altaylı taraftarlara ayrılırken açıkta ise Karşıyakalılar vardı. Karşılaşmaya hızlı başlayan taraf Altay'dı. Sezonun üç haftasında golle tanışamayan siyah-beyazlı ekip ilk ve en değerli golünü atmak için Karşıyaka kalesine yüklendi. İlk on dakika geride kaldıktan sonra oyunu dengeleyen kırmızı-yeşilli ekip özellikle ölü toplardan bulduğu pozisyonları değerlendiremedi. Kırkıncı dakikada yine bir ölü top organizasyonunu değerlendiremeyen Karşıyaka'nın kalesin yüklenen Altay, penaltı kazandı, vuruşu Burak gole çevirdi. Burak golü atarken takımının bu sezonki ilk golüne imza atan isim oldu. 

İlk yarı bu skorla biterken ikinci yarıya hızlı başlayan Karşıyaka oldu. Sağ kanatta Erçağ'ı çıkaran takım yerine Roni'yi alarak oyunda üstünlüğü ele geçirdi. 64. dakikaya kadar tek kndale oynayan kırmızı-yeşillilerin bu süreçte Roni'nin bir golü de sayılmadı. Altay kalesin yüklenen rakibi karşısında yakaladığı kontratakta Cenk Ahmet'le sonuca giderek farkı ikiye çıkardı.

Golden sonra oyundan iyice kopan Karşıyaka skora razı olurken kötü gidişini de sürdürmüş oldu. Maçtan sonra Karşıyaka dört maçta iki puanla 17. sırada bulunurken Altay'da dört maçta beş puanla 7. sıraya yükseldi.

Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

İlk iki günde fırtına gibi estiğimiz Dünya Halter Şampiyonası'nda üçüncü günde istediğimiz sonuçları alamadık. Erkekler 62 kg mücadelelerinde Erol Bilgin ve Bünyamin Sezer podyuma çıkan isimlerdi. Özellikle Avrupa şampiyonu olmuş Erol'un buradan altın madalyalar ile ayrılmasını bekliyordum. Koparma müsabakaları başladığında Bünyamin ile üzülüyorduk. İlk hakkında 138 kg'ı kaldıramayan milli sporcumuz ikinci ve üçüncü haklarında da bunu başaramayınca turnuvadan erken elenmiş oldu. Olimpiyat oyunları öncesi kötü bir haberdi. Erol ise 138 kg'ı ilk hakkında kaldırdıktan sonra 143 kg'a geldi. Bir anlık konsantre eksikliği ile ikinci hakkını başarısız geçen Erol, son hakkında 143 kg'ı kaldırınca ikinci oldu ve gümüş madalya kazandı. Silkmede ise Bünyamin ilk hakkında 150 kg'ı kaldıramadı. Sonraki haklarında 150 kg ve 155 kg'ı kaldıran Bünyamin yarışmayı dereceye giremeden tamamlamak zorunda kaldı. Erol ise ilk hakkında 166 kg'ı kaldırmayı başardı. İkinci hakkında belinden bir rahatsızlık geçirdi ve herkesi korkuttu. Ancak üçüncü hakkında, ikincide kaldıramadığı 171 kg'ı kaldırarak beşinci oldu. Toplamdaki 314 kg ise ona dünya üçüncülüğünü getirdi.

Mücadelelerde Kuzey Koreli Kim Un Guk koparmada 147 kg (altın), silkmede 173 kg (gümüş) ve toplamda 320 kg kaldırarak birinci oldu. Asya Oyunları şampiyonu böylece Dünya şampiyonu oldu. Çini Jie Zhang ise koparmada 141 kg (bronz), silkmede 174 kg (altın) ve toplamda 315 kg kaldırarak ikinci sırayı aldı.
Kadınlar 58 kg mücadelesinde, B kategorisinde mücadele eden sporcumuz Bediha Tunadağı koparmada 89 kg, silkmede 111 kg ve toplamda 200 kg kaldırarak 13. sırada yer aldı. Birinci ise Çinli Wei Deng oldu. 2010 Gençler Şampiyonu sporcu, koparmada 102 kg (bronz), silkmede 135 kg (altın) ve toplamda 237 kg kaldırarak birinciliği kazandı. Belaruslu Nastassia Novikava ise koparmada 103 kg (altın), silkmede 130 kg (bronz) ve toplamda 233 kg kaldırarak ikinci oldu. Son iki senenin Avrupa şampiyonu ve 2009 Dünya ikincisi bir kez daha aynı sonuca ulaştı. Kuzey Koreli Chun Mi Jong ise koparmada 100 kg (dördüncü), silkmede 130 kg (gümüş) ve toplamda 230 kg kaldırarak üçüncü sırayı aldı. Olimpiyat şampiyonu Kuzey Koreli Pak Hyon Sun ise koparmada 103 kg kaldırıp altın madalya kazanırken, silkmede sıfır çekerek dereceye giremedi.

Cengiz Bahadır Özdemir l 19 Eylül 2010 0 Yorum

Siyah-Beyaz renklere sahip bir takımı renklendirecek iki oyuncu var kadroda. Q7 ve Guti. Bu geceki maçta ise Q7'ye ekstra motive olan taraflar Guti'yi unuttular. Gerek maçın başında, gerek takımı yenik durumdayken, gerek en kritik pozisyonu gole çevirirken aynı yüz ifadesiyle sahadaydı. Ne yapacağını bilen ve aklı ayaklarına hükmeden bir adam vardı Beşiktaş'ta. My Name Is Earl'ü izleyenler bilirler; Randy'nin böyle bir sorunu vardı. Her işi, yanındaki Earl sayesinde yapıyordu. Bunu da ''Aklım, ayaklarıma söz geçiremiyor'' diye açıklarmıştı. İşte bu gece Guti, Beşiktaş'ın aklıydı ve takımının ayaklarını yere bastırıp ilerlemesini sağladı. Düşünün ki, adamın yorgun hali bu. Diri halinde neler yapabileceğini sezonun ilerleyen maçlarında göreceğiz.

Maçın içine girip de işleri bulandırmak istemem. Hakem kötüydü, teknik direktörlerin tercihleri kötüydü, kalecilerin çıkışları kötüydü... Fenerbahçe seyircisi, takımının oyununa dalıp uyudu. Beşiktaş seyircisi saygı duruşunda küfürler savurdu. Yani futbolcular dışındaki unsurlar (kaleciler dışında) derbiye hazır değillerdi. Oynayan futbolculardan ise daha istekli, daha saldırgan (futbol sınırları içinde), daha olumlu oynayan taraf kazandı. Evet, bu maçın aslında kazananı vardı. Volkan, Gökhan Gönül, Niang, Guti, Ernst, Zapo gibi oyuncular bugün kazandılar. Çünkü bizlere iyi futbol sergilediler. Bizlere hak ettiğimiz değeri biraz olsun gösterdiler. Diğerleri de ayak uydursa çok daha güzel olacaktı.

Korktuğum başıma geliyor. Beşiktaş gittikçe diğer iki İstanbul takımına benzemeye başladı. Beşiktaş'ın, diğer iki İstanbul takımıyla oynadığı maçlar her zaman farklı bir tat bırakmıştır. Bugünkü maçta ise Galatasaray-Fenerbahçe derbisi izler gibiydim. Eğer su şişeleri de atılmaya başlanırsa, İstanbul'da derbi izlemek anlamsız bir hale gelecek. Dilerim Guti gibi daha pek çok yıldız isim, bizlerin ağızlarında hoş bir tat bırakmaya devam eder. Rıdvan da, ağzından düşüremediği Xavi-Iniesta-Messi üçlüsünden birine benzeyen bir orta saha oyuncusunu canlı canlı izleyebiliyor. Bu bile güzel.

Atilla Nesipoğlu l 1 Yorum


Ligimizin en önem verilen derbisi F.Bahçe-G.Saray olabilir ama futbol olarak en doyuranı kesinlikle Beşiktaş-F.Bahçe arasından oynanı. Hani iki takım birbirini tartıyor diyerek izlediğimiz dakikalar bile olmuyor bu maçlarda. Bugünde diğerlerinden farklı olmadı. F.Bahçe'nin Emre, Selçuk'la, Beşiktaş'ın Aurelio, Ernst'le tutmaya çalıştığı orta sahalar 90 dakika boyunca yol geçen hanı oldu.

Önce İsmail sonra Nobre ile pozisyonlar yakaladı Beşiktaş. Her ne kadar Schuster'in tercihleri hepimizi şaşırtmış olsa da Beşiktaş maçın hakimiyetini bir şekilde eline almayı başardı. Sonrasında yükselen tansiyon her derbi maçında olduğu F.Bahçe'ye yaradı. Rüzgar bir anda  F.Bahçe'ye döndü. Gökhan, Niang, Alex gol kaçırma yarışına girdikleri dakikaların ardından Niang karambol sonucu doğan pozisyonda doğru vuruşu yapınca F.Bahçe öne geçebildi.

Yükseldikçe yükselen tempoya sinirleri de erken gerdi. İki ceza sahası arasında gidip gelen hakem ya pozisyonlardan uzak kaldı ya da kondisyonu yetersiz kaldı. Bir türlü pozisyonları doğru süzemedi. Verdikleri ve vermedikleri oyuncular tarafından devamlı tartışıldı saha içinde. Açıkcası futbolcular da en ufak pozisyonda başına üşüşerek Cüneyt Çakır'a hiç yardımcı olmadılar. 

Sakatlıklardan dolayı mecburi olarak 2 oyuncu değişiklik hakkını da kullanınca Schuster hamle şanslarını da yitirdi. Sadece bir kez oyuna müdahale edebilecekti ve bunu Bobo ile kullandı. Yorulan Guti ve maç boyu yokları oynayan Nihat yerine Aurelio'yu kenara alarak her zamanki riskli anlayışına sadık kaldı. Diğer tarafta ise 3 oyuncu değişiklik hakkında verim alamayan Aykut Kocaman vardı. Rakibin savunmasını ve orta sahasını boşalttığı anlarda Alex-Selçuk değişikliği ile F.Bahçe'yi geriye yaslamaya tercih etti. Devre arasında Emre'nin yerine Özer'i almasının nedeni ise hala gizemini koruyor benim için. Kısacası derbiye yön veren tecihleri ile Schuster olurken, Aykut Kocaman seyirci olmaktan öteye geçemedi.

Kazandırdığı penaltı ile maçı çeviren adam Bobo olarak görülebilir ama 90 dakikanın genelinde Beşiktaş'ı kaleye götüren ve sarı-lacivertli savunmayı devamlı yıpratan isim Querasma oldu. Eğer maçı asist yapmadan tamaladıysa bu Nobre'nin bir türlü ona yardımcı olmamasından kaynaklandı. Sonuçta deplasmanda ve maç içinde yaşadığı şanssızlıklara rağmen bir puan almayı başaran Beşiktaş gecenin kazananı oldu.

Serhat Gürcan Gündüz l 0 Yorum



Derbi öncesi inanılmaz olaylar yaşandı. Taraftarlar birbirine girdi, emniyet inanılmaz bir hata yaparak Fenerbahçe'li taraftarlara engel olamadı. İlk yarısında inanılmaz gerilen maçı kontrol edemeyerek saçma kararlar alan Cüneyt Çakır'da hata yapanlar arasındaydı. Schuster'in de hataları vardı. Peki kim yaptı en büyük hatayı? Aykut Kocaman...

Fenerbahçe senelerdir derbiler de yaptığı gibi geride kabul etti maçı. Sert ve agresif oynayarak ilk 15 dakika oldukça etkili olan Beşiktaş'ı durdurmayı başardı. Şanssız bir şekilde sakatlanarak oyundan çıkan Hakan Arıkan'ın inanılmaz hatasıyla öne de geçti. Emre ve Selçuk orta sahayı Fenerbahçe'nin ele geçirmesini sağladı. Boşa çıkmak ve top almak için sürekli koşan Guti oldukça yoruldu ilk yarıda. İkinci yarıda etkisiz olmasının nedeni de buydu. Quaresma nerede top alırsa alsın iki oyuncu hemen üzerine gitti. Ekrem'de sakatlanıp yerine hiç alışık olmadığı bir mevkide oynamak zorunda kalan İbrahim Üzülmez oyuna girince, Fenerbahçe ipleri tamamen eline aldı. Niang, Dia ve Alex girdiği pozisyonları gol olarak değerlendiremeyince ilk yarı 1-0 Fenerbahçe lehine sonuçlandı.

İkinci yarıda henüz sarı kartı bile bulunmayan Emre'yi oyundan alarak ilk büyük hatayı yaptı Aykut Kocaman. Emre sakatlandı ve oyundan çıktıysa söylenecek pek bir şey yok tabi. Fakat kart görür diye çıkardıysa, biraz erken davrandı bence. Mehmet Topuz ve Selçuk ilk yarıda Fenerbahçe'nin elinde olan orta sahayı savaşmadan Beşiktaş'a devretti. Aykut Kocaman Quaresma'dan oldukça çekinmiş olacak ki, sadece Özer, Dia, Alex ve Niang ile ileride bir şeyler yapmaya çalıştı. Sağ bek İbrahim Üzülmez değilde, o mevkinin bir oyuncusu olsaydı beraberlik golü daha erken gelebilirdi. Fener'in belalısı Bobo oyuna girdiğinde çıkan oyuncu Aurelio oldu. Yaptığı hatadan dönmek isteyen Aykut hoca ise Christian Alex değişikliği ile orta sahanın hakimiyetini tekrar lehine döndürmek istedi. Bu dakikalarda Mehmet sağ kanada, Özer sol kanada, Dia ise Alex'in bölgesine geçti. İşte maçın en kritik hatasını burada yaptı Aykut Kocaman. Yorgun olan Dia ile Stoch'u değiştirse, karşısında defansa dönmekte zorluk yaşayan bir Beşiktaş bulacaktı genç oyuncu. Yorgunluğu yüzünden okunan Dia'yı oyunda tuttu. Beşiktaş'ta Bobo ceza sahasında Volkan tarafından düşürülünce Cüneyt Çakır penaltı noktasını işaret etti. Volkan Guti'nin kullandığı penaltıda köşeyi doğru tahmin edip topa dokunsa da, bu müdahale topu çıkarmaya yetmedi. Golün hemen arından Aykut Kocaman'ın Stoch'u alıp almayacağını merak ettim direk. Oyuncu değişikliği için İsmail Kartal'a döndü. Oyuna giren, Mehmet Topuz'un yerine Gökhan Ünal oldu.

Yani Fenerbahçe'de son 5 dakikada ileride Niang ve Gökhan Ünal'a topu getirecek 2 oyuncu vardı. Birisi pili bitmiş Dia, ötekisi ameliyattan sonra bir türlü kendini toplayamayan Özer. Şu maçın Quaresma ile birlikte anahtar oyuncusu Stoch ise kenarda kaldı.

Aykut Kocaman'a hep destek verilmesi gerektiğini savundum. Yaptığı işlerin aslında doğru olduğunu, transferlerin başarılı olduğunu söyledim. Fakat bugün yaptığı hatayı çözmek gerçekten çok zor. Kovulmalı yada istifa etmeli demiyorum. Fakat takımın dinamikleriyle oynamaktan vazgeçmeli. Bugün Stoch'un neden oyuna girmediğini bana kimse açıklayamaz. Aykut Kocaman bile gelip anlatsa, inanmam. Takımın en dinç, en hızlı oyuncusunu, rakip yorulmuş, geri koşmakta güçlük çekerken yanında oturtmasına anlam veremem. Sakat değil Stoch bildiğimiz kadarıyla. Tek bir izahı var Stoch'u kenarda oturtmasının. O da Stoch 11 başlamayınca sorun çıkartması, Aykut Kocaman'a bağırması, camı çerçeveyi indirmesi. Böyle bir şey yapan oyuncu kadro dışı kalır fakat Stoch kenarda oturdu.

Son olarak şunu belirtmem lazım. Perşembe günü maç yapan Beşiktaş'ı pazar günü Kadıköy deplasmanına yollayan TFF son derece hatalı bir karar almıştır. Neredeyse Beşiktaş'ın mağlubiyetine neden oluyorlardı. Hem mental olarak, hemde fiziksel olarak çok zorlu bir 90 dakika oynadı Beşiktaş perşembe günü. Zaten Beşiktaş'lı oyuncuların sinirli olmaları da ne kadar yorgun olduklarının kanıtı. Salı günü Valencia ile oynayan Bursa'nın maçının ise pazartesiye verilmesi oldukça düşündürücü. Federasyon yine ilginç kararlara imza atmaya başladı. Hadi hayırlısı...

Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

Dünya Halter Şampiyonası'nda ilk iki gün tamamlandı. Sporcularımızın aldıkları madalyalar ve kırdıkları rekorlar bizleri epey mutlu etti. İlk gün podyuma çıkan iki sporcumuzdan Nurcan Taylan 48 kg mücadelelerinde, koparmada 93 kg, silkmede 121 kg ve toplamda 214 kg kaldırarak üç altın madalya birden kazandı. Sporcumuzun silkmedeki 121 kg'ı dünya rekoru olarak tarihe geçti. Avrupa ve Olimpiyat şampiyonluğu yaşamış Nurcan'ın, böylece eksik kalan Dünya şampiyonu unvanı da tamamlanmış oldu. Aynı kategoride yarışan sporcumuz Sibel Özkan ise koparmada 90 kg ve toplamda 205 kg kaldırıp iki gümüş kazandı. Silkmede ikinci hakkında 115 kg kaldıran sporcumuz, son hakkındaki 119 kg'ı kaldıramayınca bu alanda bronz madalya ile yetindi. Henüz 17 yaşındaki Tian Yuan ise silkmede gümüş, koparmada ve toplamda bronz madalya alarak müsabakayı tamamladı. Geçtiğimiz yaz gençlik oyunlarında altın madalya kazanan sporcunun çıkışı devam ediyor.
Bugün yapılan kadınlar 53 kg mücadelelerinde Aylin Daşdelen ve Ayşegül Çoban ülkemizi temsil ettiler. Avrupa şampiyonu unvanı ile buraya gelen Aylin, Çinli Chen Xiaoting ile müthiş bir mücadeleye girdi. Koparmada 90 kg kaldıran sporcumuz bu alanda bronz madalya ile yetindi. Ardından yapılan silkme müsabakasında, son hakkında 121 kg kaldırdı. Ancak Çinli rakibi 122 kg kaldırınca Aylin bu alanda gümüş madalya aldı. Toplamda da 211 kg kaldırmış oldu ve bir gümüş madalya daha kazandı. Dünya üçüncüsü unvanı olan Dominikli Yudelquis Maridalin koparmada 93 kg kaldırarak gümüş madalya aldı. Toplamdaki 206 kg'lık derecesi ise bronz madalya almasını sağladı. Japon Hiromi Miyake ise silkmede 113 kg kaldırdı ve kilo avantajı ile bronz madalya aldı. Ayşegül Çoban ise B serisinde yarıştı ve toplamda kaldırdığı 163 kg ile 20. sırada mücadeleleri tamamladı.
Akşam seansında ise erkekler mücadelesi başladı. Ülkemizi B serisinde temsil eden Gökhan Kılıç toplamda 246 kg kaldırarak 19. sırada kendine yer buldu. Bu bölümde de müthiş bir mücadele vardı. 2009 yılındaki çekişmeyi bu sene bir kez daha izleme fırsatı bulduk. 56 kg'da yarışan iki Çinli sporcu Wu Jingbiao ve Long Qingquan rekabetini bu sene Jingbiao kazandı. Koparmada 132 kg, toplamda 292 kg ile iki altın madalya alan sporcu, silkmede ise 160 kg kaldırıp gümüş madalya ile yetindi. Long ise koparmada 127 kg kaldırıp üçüncü oldu. Silkmedeki 161 kg ise ona altın madalya kazandırdı. Toplamda 288 kg kaldırarak bir de gümüş madalya kazandı. İkilinin geçen seneki durumlarına bakarsak, Wu'nun kendini biraz daha geliştirdiğini söyleyebiliriz. 2007'nin şampiyonu Kuzey Koreli Cha Kum Chol koparmada 130 kg kaldırıp gümüş madalya alırken, toplamda da 280 kg kaldırarak Dünya üçüncüsü oldu. Silkmedeki bronz madalya ise sürpriz bir isme gitti. B serisinde mücadele eden Kolombiyalı Carlos Berna silkmede 152 kg kaldırdı. Bu yaz yapılan Pan-Amerikan Oyunları'nda iki bronz alan sporcunun bu başarısı herkesi şaşırttı.