TAŞRA BASKISI

İSTANBUL VE TAŞRA BASKILARI AYNI ANDA ÇIKAN BLOG

Hasan Babur l 9 Temmuz 2010 0 Yorum

"Biz, futbolcu almaktansa yetiştirmeyi tercih ediyoruz. İşte Real Madrid'in yapmadığı bu."

Joan Laporta

Ekonominin en basit kuralıdır, anlamak için ekonomi bilmek de gerekmez esasında: Kazandığından fazlasını harcayarak ömrünü sürdüremezsin. Bir önceki yıl transfere €50 milyon harcayan Barcelona, bu rakamı iki katına çıkartınca ve gelir / gider dengesi de -%8 olunca mali sorunlar baş göstermeye başladı. Hafta ortasında kulübün sitesinden açıklama yapan Başkan Rosell, iflasın söz konusu olmadığını söylüyor. Ancak açıklamasını irdeleyince pek de 170.000 üyeyi rahatlatacak şeyler çıkmıyor ortaya.

2006'da MediaPro ile imzalanan 7 yıllık sponsorluk anlaşmasının altında €1 milyar yazıyordu. Lakin geçen ay, şirketin batma tehlikesi geçirdiği ve ödemelerin bir süre erteleneceği açıklanınca çanlar çalmaya başladı. Yine 2006'da ve yine 7 yıllığına, €1.1 milyar karşılığında yayın haklarını MediaPro'ya devreden Real Madrid'in bu krizden etkilenmemesi, üyelerin ayaklanmasına sebep oldu. Sıkıntı şu ki; kulüp, sitesinden MediaPro'nun ödemelerini yapacağını duyursa da bunu kredi almak istediği bankalara teminat olarak gösteremiyor. Zira ortada yazılı bir taahhüt yok! Takımın adı Barcelona olsa dahi, rakamların büyüklüğünü düşününce nakit akışı ister istemez duruyor. Guardiola'nın takımda kalmasını istediği, geçen yıl Shaktar'dan transfer edilen Chyhrynskiy ile birlikte Yaya Toure'nin satışından €43 milyon kazanarak başladılar nakit sıkıntısını gidermeye. Büyük kısmını oyuncu maaşlarının oluşturduğu sıcak para ihtiyacını ortadan kaldırmak için €135 milyon'a daha ihtiyaç var. Fabregas için Afrika'ya giden Rosell, "Her yıl, minimum €50 milyon transfer bütçemiz var. Buna bir de satışlardan elde ettiğimiz gelirleri eklersek, aramıza yeni isimlerin katılacağını söyleyebilirim." demişti. Barcelona Fabregas'ı böylesine isterken ve Fabregas da gitmeye hazırken Arsenal'in eli iyice güçleniyor. Bu ise €60 milyon gibi bir rakamın konuşulmasını sağlıyor ki Barcelona'nın teklifinin neredeyse iki katı.

Laporta'nın sözü şu Barca için geçerli değil. Hayal mi? Elbette hayır. Bir kaç yıl sonra tamamen altyapı üretimi 11'le sahaya çıkabilir Barcelona. Lakin Real Madrid hali hazırda Adan, Arbeloa, Casillas, Granero, Guti ve Raul gibi altyapısından çıkarttığı oyuncuları kadrosunda barındırırken ve Barcelona da forvet hattını €135 milyon'a kurmuşken bu lafları etmek komik kaçıyor.

Bir Real Madrid taraftarının serzenişiyle bitirelim: "Dmytro Chyhrynskiy gibi bir adama hem de €25 milyon verip transfer ettiklerinde medya; top class, yıldız adayı, dünya starı demişti. Aynı transferi Perez yapmış olsa ayıplanır, parasını ona buna saçmakla suçlanırdı..."

Serhat Gürcan Gündüz l 1 Yorum


Yukarıda gördüğümüz üçlü, önümüzdeki sezon Miami Heat forması giyecekler... Evet evet, günlerdir beklenen "karar" 10 dakika önce açıklandı. Wade ve Bosh'tan sonra Pat Riley inanılmaz bir başarıya imza attı. LeBron James artık Miami Heat forması giyecek...

Günlerce ne dedikodular çıktı, Cavaliers'ta kalıyor, Boozer'ın yanına Bulls'a gidecek diye. Fakat "kral" seçimini Miami şeklinde kullandı. Boston Celtics'e elendiklerinde, K. Garnett basın toplantısında kendisine aynen şunları söylemişti; "Aidiyet bazen can yakabilir çünkü gençliğinizi geri alamazsınız". Açıkça söylemişti işte, "Yoluna devam et LeBron, yüzük kazanabileceğin bir yere git, Cleveland'da yaşlanıyorsun". LeBron bu tavsiyeye kulak verdi. Peki bundan sonra ne olabilir?

Jermaine O'neal, Micheal Beasley gibi oyuncularında bu takımda olduğunu hatırlayalım önce. Haslem gibi bir uzunda takımlarında. Oyun kurucu rotasyonunda çok fazla sıkıntı yaşıyorlar. Aslında takım içinde şu anda 2 sorun çıkabilir. Birincisi top dağılımı nasıl olacak? Bosh hücum oynamayı çok seven bir oyuncu, LeBron desek o da aynı, Wade ise her şutu kendi kullanmak isteyen bir oyuncu. Hadi bu oyuncular egolarını yendi ve topu paylaşmayı kabul etti. Peki bu top dağılımını dengeli olarak yapabilecek oyun kurucuyu nereden bulacaklar? Eric Spoelstra'nın çözmesi gereken en büyük problem bu. Aslında çok da önemli değil diyebiliriz bu sorun için. Lakers'ın "showtime basketball" zamanının yaratıcısı olan Pat Riley takımın başında. Buna bir çözüm bulacak ve bu sayı makinelerini yan yana oynatmayı başaracaktır. Chalmers takımda kalacaktır. Fakat o da bu iş için doğru oyun kurucu değil. Savunma yapmayı çok iyi bilen, dengeli top kullanan kaç tane oyun kurucu var derseniz, üstelik bu şişmiş salary cap'e rağmen alınabilecek, pek yok derim. Hatta şuanda alınabilecek çok az sayıda oyun kurucu var. O'neal'ı takas olarak kullanabilirler oyun kurucu için. Fakat buda takımın incelmesine sebep olur. Bosh - Beasley - LeBron - Wade dörtlüsü pota altında Bynum gibi, Perkins gibi uzunlara karşı çok zayıf kalır. Beasley takası olur mu? Bu da mümkün gibi gözüküyor. O'Neal'ı takımda tutup, sorunlu ve bencil bir oyuncuyu göndermeleri daha mantıklı olur. Kyle Lowry yada Jason Kidd gibi bir oyun kurucu ile takas edilecekse Beasley hemen gönderilmeli. Hatta Jason Kidd yaşlı bile olsa, Beasley takasına sıcak bakacaktır Dallas. Tabi ki Pat Riley bununda bir yolunu bulacaktır. Belkide Chalmers'ı en iyi 10 guard arasına sokar bu sene.

Önümüzdeki sene yine bir Miami Lakers finali izleyebiliriz. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Geçen sezonun açık ara en kötü takımı New Jersey LeBron, Bosh, Wade, Boozer, Lee gibi oyuncularla görüştü. Boozer Bulls'ta, LeBron - Wade - Bosh Miami'de, Lee Golden State Warriors'da. Bu kadar çok harcayacak para varken, Outlaw ile anlaşmakta büyük bir başarı olsa gerek.

Kemal Mardin l 8 Temmuz 2010 1 Yorum


Dün Salsa Basket hakkında yazdığım yazıda, bazı yanlış anlaşılmalardan ve hatalı bilgilendirmelerden ötürü ağır ve gerçeği yansıtmayan ifadeler kullanmışım. En azından niyetin iyi olduğunu ancak haberi yapma tarzının benim iddia ettiğimle paralel olduğunu öğrendim. Sitenin işleyişi hakkındaki genel düşüncelerim ve iddialarım devam etse de menajerlerle ilgili Furkan'ın transferi özelinde yazdıklarımın geçerliliği yoktur. Kamuoyuna duyurulur...

Efe Yılmaz l 1 Yorum


Bugün Adnan Polat bir basın toplantısı düzenledi. Haldun Üstünel'in istifasından, Yiğit Şardan meselesine kadar bir çok konu hakkında konuştu. Adnan Polat'ın sevdiğim ender özelliklerinden bir tanesi sezon sonlarından şeffaf bir şekilde kendini değerlendirmesi. Medyaya yaptığı yanlışları bu kadar net söylüyor, bu demek ki en azından yaptığı hataların bir kısmını fark edebiliyor. Neyse gelelim takım ile ilgili kısma. 5 yerli oyuncu alında, 5 yabancı oyuncu alınacak dedi Adnan Polat.


Gelen ve giden isimlerin kim olduğuna bakmadan, her sene bu kadar değişimin yaşanması düşündürücü. Kalli, Skibbe ve Rijkaard ile yeniden yapılanmalar yaşadık. Bu sezon umarım bu sen yapılanmamız olur. Bireysel anlamda çok iyi transferler gördük, taraftar olarak Özhan Canaydın döneminde yaşadığımız kabuslar son buldu belki, ama sağlıklı bir takıma sahip olamadık. Eğer bu önümüzdeki 5 sene için son yapılanmamız olacaksa, ne mutlu bize.

Gelelim Lorik Cana transferine. Aslında söylenecek çok fazla şey yok. Lider özellikli, yetenekli, kavgacı yani tam ligimize göre bir orta saha oyuncusu aldık. Geçen sene Sarp ve Barış gibi yetenek fukaralarıyla uğraşan taraftar için ilaç olacaktır. Diğer gelecek ve gidecek isimlere de bakmak lazım, ama belki de bu sezon 4 3 3 bile terk edilecek. Tek başına bakıldığında süper transfer denilecek bir isim, ama yanına gelecekler ve gideceklerle daha sağlıklı bir kadro analizi yapılabilir. Dediğim gibi eğer bu son yeniden yapılanma ise taraftar olarak sabır gösterilebilinir. Ama eğer seneye de yeniden yapılanma olacak ise kabak tadı verir, şimdiden söylemek lazım.

Kadir Ar l 0 Yorum

Paraguay ilk kez çeyrek final görüp, sadece 2 gol yediyse en önemli paylardan biri de bu adama ait. 1.84'lük boyuna rağmen hava toplarındaki üstünlüğü, savunmada risksiz ama sakin oyunu, topu şişirmeden, ayağa paslarla oyuna sokması kupada gözümüze takılan en önemli özellikleriydi. İtalya maçında attığı golden sonra dikkatimi çekince internetten yaptığım kısa bir araştırma sonucu kupa öncesi, Haziran'da bitecek kontratının avantajıyla, Wigan'la ön sözleşme yaptığını öğrenmiştim. Wigan'ın Valencia, Palacios, Rodellega gibi Amerika kıtasından transferlerdeki başarısını düşününce Alcaraz konusunda da nokta atışı yaptıklarını söylemek yanlış olmazdı. Ama bugün Alcaraz tarafından yapıldığı söylenen bir açıklama beni bu yazıyı yazmaya itti.

Ülke basınına yaptığı bir açıklamada Alcaraz, kendisine İspanya ve İtalya'dan da cazip teklifler olduğunu, Wigan'la sözleşme yapmış olsa da başka fırsatları değerlendirebileceğini, kendisiyle ilgilenen her kulübe gitme ihtimalinin olduğunu belirtmiş. Ben de umuyorum ki ülkemizden bir kulüp kendisiyle ilgilenir ve transferini gerçekleştirir.

Alcaraz aslında 19 yaşındayken Fiorentina'ya transfer olmuş ama kulübün alt liglere doğru serbest düşüşe geçtiği kriz zamanına denk geldiği için Beira Mar'a atmış kendisini. Portekiz'de geçen 4 sezon ve yükselinen kaptanlıktan sonra Brugge'e transfer olmuş. 3 yıl boyunca da Belçika'da başarıyla oynamış.

İlk golünü attığı İtalya maçı onun milli takımdaki 7. maçıydı sadece. Bu yüzden Dünya Kupası'nda parlayıp, sonrasında sönecek bir yıldız gözüyle de değerlendirmek mümkün. Ama bana göre, sözleşmesinin sona ermiş olmasının da avantajıyla, mantıklı bir transfer hamlesi. Henüz izlememiş olanlar varsa, oyun stili olarak Inter'li Cordoba'ya çok benziyor. Hem de daha uzunu:)

Efe Yılmaz l 0 Yorum


2 sene önce EURO 2008 finalinde karşılaşan iki takım, bu sefer Dünya Kupası yarı final maçında rakip oldular. O zamanlar Barcelona soslu İspanya tartışmasız en iyi futbolu oynayan takımdı. Futbolları zirveye çıktı ve bunun doğal sonucu olarak oynadıkları futbola antitezler üretilmeye başlandı. Zaman zaman bazı kulüp takımları Barcelona'yı durdurma başarısını gösterirken, bazı milli takımlarda bir şekilde İspanya'yı durdurmayı başardı. Çıtayı zirvenin tepesine koyan takım olarak, şimdi zaman zaman burun kıvıranlar oluyor oynadıkları futbola. Yani onların ivmeleri iniş yönünde.


2008 yazında ise Almanya finalde İspanya karşısında pek varlık gösterememişti. Teknik direkötür değişti, kadro değişti. Bu ikisinin sonucu olarak oynanan futbol değişti. İngiltere ve Arjantin gibi iki önemli takımı da dörtleyince Almanya bu eşleşme daha ilginç bir hal aldı. Sıkıcı futbollarını terk eden Panzerler kabul etmek lazım, sonuç odaklı düşünmeyen futbol tutkunlarının gözünde bu turnuvadaki takımlar içinde en iyisi. Futbolları yükselişteydi ve bu maç öncesi en az Boğalar kadar iddialı olan taraftı.

Topa sahip olmayı seven İspanyollar maça topa hakim olarak başladılar. Sonuçta takımdaki en etkisiz oyuncu olarak göze batan Basquets bile ligimizde Evliya Çelebi sayılacak bir isim. Onlar pas oyunlarında top ileri taşırken, Almanya özellikle maçın ilk yarısında alan savunması dersi veriyordu. Orta sahada Khedira ve Schweinsteiger gerekli bozuculuğu yapıyor, defansın göbeğindeki Mertesacker ve Friedrich pasları kusursuz kesiyordu. İlk yarıda defansın arkasına Villa bir defa sarktı o pozisyonda da Almanya kalecisi Neuer zamanında kalesinden çıktı. Almanya ise yeni yıldızı Müller'den yoksundu. Bu yoksunluk topu hızla ileriye taşıyamama konusunda fazlasıyla büktü Panzerler'in belini.

İkinci yarıya ise İspanya oyuncu değişikliği yapmadan başladı, ama Xabi Alonso stoper önü bekçiliğinden orta saha oyunculuğuna terfi ettirilmişti. Topu kaleye taşırken kullanılan fazladan bir pas alternatifi, geçilmez gözüken Almanya savunmasında delikler oluşturmaya başladı. Uzaktan şutlar, ceza sahasına dalışlarla gol arayan İspanya golü bulamasa bile, oyunun hakimiyetini ele geçirdi. Tam bu sırada yeni model Panzerler bu turnuvada yaptıkları en iyi işi denediler, ve hızlı bir atak sonucu Kroos kaçırılması zor bir pozisyona girdi. Ve bence Almanya adına maçın kırılma anı bu oldu. Kroos takımının maç boyunca girdiği en net gol pozisyonunu harcadı. Top ustası İspanyollar, Almanya'yı kornerden buldukları bir golle mağlup ettiler. Maçın geri kalanına yönelik en akılda kalan sahne ise, Pedro'nun sorumsuzca topu ayağında tutarak, İspanya'nın farkı ikileyip maçı bitirme şansını kullanamadığı pozisyon oldu.
2 senede aslında değişen çok şey oldu iki takım adına. İki takımında farklı teknik direktörleri var.

O turnuvanın kahramanı Torres iken, bu turnuvanın golcüsü Villa oldu. Almanya gençleşti ve keyif veren futbol oynamaya başladı. Asıl merak ettiğim şey şu. Bu turnuvadan sonra kazanmak için eski sıkıcı futbollarına dönecekler mi, yoksa kupalara hasret kalmayı göze alıp biz güzel futbol aşıklarına bu keyfi yaşatmaya devam edecekler mi?

Finalde garip bir maç bizi bekliyor. Romantik futbolu terk eden Hollanda ile 2008'e göre daha garantici bir takım haline gelen İspanya karşılaşacak. Bakalım yeni ucubemiz ahtapot Paul konuyla ilgili neler söyleyecek.


Kemal Mardin l 7 Temmuz 2010 5 Yorum


Transfer sezonunun hareketlenmesiyle daha önce masasının önüne koyulan Cemal Nalga haberiyle İnternette Yılın Spor Gazeteciliği ödülünü kazanan meşhur blogumuzun işleri yine açıldı. İliştirilmiş gazetecilik kavramına epey aşinayız ama iliştirilmiş blogçuluğun örneklerine bu salsa soslu olduğunu iddia eden haddinden fazla menajer sosuna bulaşmış blog sayesinde şahit oluyoruz.

Sebebi çemkirmemi hemen açıklayayım. Birkaç gündür Karşıyaka'nın genç basketbolcusu Furkan Aldemir hakkında çıkan haberlere denk gelmişsinizdir ama süreci takip edemeyenler için adım adım gidelim. Öncelikle Galatasaray, Furkan'ı transfer etmek için Karşıyaka ana yönetimiyle görüşmelere başlıyor ve basketbol şubenin itirazlarına rağmen büyük ölçüde anlaşmaya varılıyor. Anlaşma Furkan'ın karşılığında para artı futbolcu şeklinde. Yalnız bu noktada şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Furkan gibi bir oyuncunun Efes veya Fener dururken hem de böyle kofti bir anlaşmayla Galatasaray'a transfer olması. Ne yapılıyor? Tabii ki anlaşma hemen salsa üzerinden bütün detaylarıyla sızdırılıyor. Doğal olarak piyasa kızışıyor ve Fenerbahçe devreye giriyor. Bunun üzerine Fenerbahçe'nin de teklifi yine salsa üzerinden sızdırılıp piyasanın iyice kızışması hedefleniyor. Ancak bir şeyi hesap etmeyi unutuyorlar. Piyasayla beraber Karşıyaka camiası da kızışıyor ve üst üste açıklamalar gelmeye başlıyor. Camia içinde giderek büyüyen tepki baş edilemez hale geliyor ve transfer suya düşüyor. Yani Midyat'a pirince gidilirken eldeki bulgurdan olunuyor.

Aslında bu transfere başından beri anlam veremiyordum. Çünkü olayın şöyle bir arka planı var. Daha geçtiğimiz sezon Karşıyaka yönetimi Furkan'ı nasıl elimizde tutacağız diye kara kara düşünürken babası Furkan'ı kolundan tuttuğu gibi kulübe getirip, "Bu çocuk burada iyice pişecek, İstanbul'a öyle gidecek. Oraya gidip de bençi ıslatmasını istemiyorum. Şimdi kazanacağı para umurumda değil. İleride zaten kazanır" diyerek kulübe dört yıllık anlaşma yapmak istediklerini söyledi. Yani aslında Furkan'ın kafasında gitmek gibi bir düşünce yok. Hele ki Karşıyaka'nın yıllar sonra Avrupa'da mücadele edeceği bu yılda. Olay tamamen Furkan'ın menajeri Ati Koç'un kışkırtmasından ibaret. Ne var ki bu sefer baltayı taşa vurdu. Menajerlerin yayın organı salsa sayesinde kazanacağı parayı arttırmaya çalıştı ama koparmaya çalıştığı, Türkiye'de basketbola en gönülden sahip çıkan camianın en sıkı tutunduğu dal olunca gücü yetmedi. İbret olsun.

Kadir Ar l 0 Yorum


10 yıl önce Birleşik Arap Emirlikleri'nde çalışacağını söyleseniz, Bowyer ve Woodgate'i de yanına alıp size temiz bir dayak atardı. Kewell'lı, Radebe'li, Bridges'li, Nigel Martyn'li kadrosuyla hem Premier Lig'in hem de Avrupa kupalarının favorilerindendi. Futbolu bıraktıktan 1 yıl sonra George Graham'in yanında, futbolu bıraktığı Leeds'in yedek kulübesine geçmişti. 2 yıl sonra Graham'in Tottenham'a geçmesiyle de, henüz 40 yaşında teknik direktörlüğe başlamıştı.

Onunla birlikte kulüp yapısı da değişti. Genç ve yetenekli oyuncuları bünyesinde barındıran, imrenerek bakılan bir kulübe dönüştü Leeds United. O'Leary'nin ilk sezonunda Premier Lig 4. sırada bitirildi. Ertesi sezon gelen 3.lük Şampiyonlar Ligi'nin habercisiyken, Uefa Kupası'nda gelen yarı final beklentileri en üst seviyeye taşıdı. Bu beklentilerin karşılanacağından emin olan başkan Ridsdale O'Leary'nin verdiği garantiyle 60 milyon poundluk bir kredi çekti. Karşılığında da teminat olarak gelecek sezonların stadyum gelirlerini temlik altına aldırdı. Sadece Rio Ferdinand ve Robbie Keane transferleri için 30 milyon poundun üzerinde para harcandı ki Ferdinand'a ödenen 18 milyon o zamanlar için Premier Lig rekoruydu. İlk kez girilen Şampiyonlar Ligi'nde Leeds o sezon yarı finale kadar yükseldi. Ama ligi Şampiyonlar Ligi potasının dışında 5. olarak tamamlamaları Ridsdale'in tüm planlarını alt üst etti. 60 milyonluk borcun altına Şampiyonlar Ligi'nden gelecek gelirlere güvenerek giren Ridsdale'in borçlanarak büyüme planı ilk yılında başarısız oldu. Yine de yarı final karşılığında elde edilen gelir lig 5.liğini bir sezon daha tolore edebilirdi.

Şampiyonlar Ligi'ne katılım hedefiyle başlanan yeni sezonda Ocak geldiğinde liderlik koltuğundaydı Leeds. Sonrasında ise yaşanan büyük bir düşüşle sezon 5. sırada bitirildi. 4 sezonda harcanan 100 milyonun üzerinde para karşılığında 1 tane bile kupa kazanılamaması, borçların ödenmesi için tek umut olan Şampiyonlar Ligi'nin dışında kalınması Ridsdale'in sabrını taşırdı ve borçları ödemek için ilk olarak Rio Ferdinand'ı sattı. Ardından da bu satışa karşı çıkan O'Leary'i kovdu. 9 ay sonra da Ridsdale başkanlık koltuğunu devretti. Bıraktığı sırada kulübün borçları 103 milyon civarına ulaşmıştı. En büyük hatasının da O'Leary'ye güvenip bu kadar para harcanmasına izin vermek olduğunu söyledi.



Bir yıl boşta bekleyen O'Leary Aston Villa'nın başına geçti. Onun boş geçirdiği sezonu Leeds Woodgate, Keane, Kewell, Bowyer gibi para eden oyuncularını satarak tamamladı. O'Leary'nin önderliğinde Aston Villa sezonu 6. tamamlarken, Leeds satılan oyuncular ve değişen menajerler sebebiyle Championship'in yolunu tuttu. Orada geçirdikleri 2 sezondan ve kaybedilen bir play-off finalinden sonra da 3. kademe olan League One'a düştüler. Bu düşüşte en büyük etken, biriken borçlar yüzünden federasyonun verdiği -10 puanlık cezaydı. Nihayet bu sezonda tekrar Championship'e dönmeyi başardılar.

O'Leary mi? Sonraki sezonu 10., diğerini ise 16. tamamlayarak kovuldu. Ve aynı Leeds'de olduğu gibi ondan birkaç ay sonra da kulüp başkanı değişti ve kulüp Randy Lerner'a satıldı. 4 yıl boyunca kendisine gelen birkaç teklifi beğenmeyerek geri çeviren O'Leary, işsizliğe daha fazla dayanamadı ve Pazar günü Al Ahli ile sözleşme imzaladı. Yeni sezonda Cannavaro'yla beraber BAE takımını başarıya ulaştırmaya çalışacaklar.

Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum



Maçın bütün heyecanını son üç dakikalık uzatmaya sığdırmayı başaran Hollanda-Uruguay yarı finalinin kazananı 3-2'lik skorla Portakallar oldu. Portakal klişesini kullandıktan sonra çizgimizi koruyalım. Ertesi gün maçı izlememiş biri gazeteyi açtığında "Vay be, ne maç olmuş!" diyecektir. Ama biz izleyenler biliyoruz ki karşılaşma sadece anlık parlamalardan ibaretti.

Bu kadar karaladığımız bir 90 dakikanın içinde Dünya Kupası'nın en güzel gollerinden ikisini de gördüğümüzü belirtelim. Özellikle Van Bronckhorst'un gölü gerçekten de unutulmazlar arasına girdi. Milli formayı bırakmasına sadece bir maç kala takımı için çok önemli bir gol attı kaptan. Çünkü eksiklerinin verdiği çekingenlikle Uruguay maça tedirgin başlamıştı. tam kendilerine gelip, karşı kaleye giderken golü kalelerinde gördüler. Turnuvanın başladığı günden bu yana takımını sırtlamaktan yorgun düştüğü belli olan Forlan son kurşunu ile Hollanda kalecisi Stekelenburg'u avlayamasa çok daha erken belli olabilirdi ilk finalist.

Uruguay devrenin sonunda bulduğu golle oyuna geri dönebildi. Fakat maçın içinde çok fazla gitgeller yaşıyorlar. İkinci yarıya iyi başladıktan sonra tekrar düştüler. Riske girip tek defansif orta sahaya dönen Hollanda'ya nedense teslim oldular. Van Der Vaart'ın girişi ile özlenen pas trafiğini yapan Hollanda biraz da şansının yardımıyla Sneijder ile öne geçmesini bildi. Üç dakika sonra Robben'in kafasıyla iyice abandone oldu Uruguay. Ömer Üründül gibi bizde maçın sonunun geldiğini düşünürken Hollanda finali neden kaybedeceğini bize hatırlattı. O kadar kötü bir defans hatları var ki böyle bitmiş bir maçı bile yeniden başlatabiliyorlar.

3-2'ye gelen skor ile maçın 90 dakikasında yaşayamadığımız heyecanı üç dakika olarak gösterilen uzatmalarda yaşadık. Sahanın en iyisi olan Özbek hakem de bizim gibi gerilimi seviyor olacak ki tansiyonu bir buçuk dakika daha arttırdı. Keyfimizi iyice uzattıysa da beklediğimiz gol gelmedi. Belki Forlan'ın yerine giren Fernandez karambolde topu kontrol etmek yerine direk vursaydı geri dönüş fanatikler olan bizleri daha mutlu edebilirdi.

Topun 70 dakika oyunda kaldığı, 5 golün atıldığı bu tatsız yarı finalin sonunda finale adını Hollanda yazdırdı. Rakiplerini bekleyecekler. Ne sakat ne de cezalıları var. Moral motivasyonları üst düzeyde ve finalin az yıpranmış tarafı onlar. Bunlar kazanmaları için yeterli olacak mı? Evet dersek gereğinden fazla iyimser olmuş sayılırız. Bana göre gerçek final İspanya-Almanya arasında bugün oynanacak...

Efe Yılmaz l 6 Temmuz 2010 2 Yorum



Garip bir sezon başlangıçı oldu Galatasaray için. Futbol şubesinden Haldun Üstünel koptu, Keita ile yollar ayrıldı. Taraftarın çok sevdiği bu iki ismin gidişinde bana çok büyütülecek bir durum yokmuş gibi geliyor. Dün dediğim gibi Haldun Üstünel'in gidişi mesele deği, Adnan Sezgin'in kalışı meseledir. Buna benzer bir durum Keita meselesinde de geçerli bence. Eğer futbolcuya iyi bir teklif geliyorsa, satmakta bir sakınca yoktur. Keita henüz Galatasaray taraftarı için Kewell kadar özel bir oyuncu olmadığında, saha içinde zaman zaman çocuk zekasının ürünü olan sorumsuzluklar yaptığından ve gelen teklifin 8 milyon avro oluşundan dolayı kağıt üzerinde satışı normal gösteren koşullar. Ama birilerinin çıkıp Keita taktiğe uymuyor demesine tahminimce mantıklı insanalar ağızlarını bırakıp başka yerleri ile gülerler.

Gelelim olayın vahim boyutuna. Dos Santos ve Kewell'ın durumu belirsizliğini koruyor Arda, Serdar Özkan ve belki Elano dışında kanat oynayacak oyuncu bulunmuyor. Adnan Polat 5 yıldız ile anlaşıldığını söylüyor. Gelen 5 yerli oyuncu, giden oyuncular ve gelecek yabancılar düşünülünce gene yeniden yapılanılacak bir sezon var ufukta. Bir düzen kurulmayalı ve kurulan düzenin üzerine bir taş koyulmayalı çok uzun süre oldu Galatasaray'da. Mesele Keita'nın gidişinden öte, Florya'dan mantığın gidişi meselesidir. Bakalım ufukta nasıl günler bekliyor Galatasaray taraftarını.

Efe Yılmaz l 5 Temmuz 2010 0 Yorum


Zaman zaman taraftar olarak tuttuğumuz takımın idari işlerine çok fazla kafa yoruyoruz. Gereğinden fazla paralar dökülerek yapılan transferlere, idari anlamda yapılan hatalara, yahut alt yapıda harcanan gençlere isyan ediyoruz. Hala kafamda çözemedim bir taraftar kulübün içine ne kadar girmeli, neleri eleştirmeli. Ama ben tercih hakkımı gördüğüm saçmalıkları söylemekten yana kullanacağım.


Bir süredir belliydi Haldun Üstünel'in futbol şubesindeki görevlerini bırakacağı. Garip bir şekilde devre arası yapılan kötü transferlerin faturası ona kesildi. Aslında 3 isim geldi, 1 buçuk isim yerinde transferdi. Gitmesi için yerli bir sebep miydi? Bence değildi. Ama sezon sonu yaşanan hayal kırıklığında birilerinin feda edilmesi lazımdı. Her sene teknik direktöre vuran piyango bu sene Haldun'a patladı. Ben şahsen Haldun Üstünel'in görevden alınmasına üzülmedim. Tamam belki transferlerde büyük isimlere imza attırdı, ama takımın kaptanı gözümüzün bebeği Arda'nın geçen sene taraftarlar tarafından linç edilmesini engellemedi. Benim itirazım bu işlerin başına getirilen kişinin Adnan Sezgin olması.

Galatasaray'ı yensin diye teşvik primi almış, yerli oyuncu transferlerinde usulsüzlüğü kendine tarz olarak belirlemiş, bu takımı zaten ben şampiyon yaparım hocaya ne gerek var zihniyetinde birisinin Futbol Şubesi'nin en yetkili yöneticisi olması beni düşündürüyor.

Adnan Polat yıllardır bu garip adam konusundaki ısrarını sürdürüyor. Sorulunca Türkiye'de ondan iyisi yok, varsa bana söyleyin onu göreve getireyim diyor. Gerçekten garip işler oluyor Galatasaray'da. Keşke Haldun Üstünel ile birlikte Adnan Sezgin'de görevi bıraksaydı. Herhalde normal sayılabilecek bir yönetim anlayışına hiç bir zaman sahip olamayacak Türk takımları. Her zaman kısa vadeli başarıya odaklı, gerçek hedefleri Türkiye ile sınırlı, günü kurtarmak için ucuz hamleler yapan yöneticiler olacak futbolun içinde. Biz taraftarlarda renklere duyduğumuz aşkı, bu ucube adamlara rağmen sürdürmeye devam edeceğiz.

Atilla Nesipoğlu l 1 Yorum


İkinci dakikada Podolski, Otamendi’nin üzerine gidip faulü aldı. Topun başına gelen Schweinsteiger'in ortaladığı topa son anda kafasının ucuyla adeta teğet geçiyor Müller ve gol. Kimsenin dokunamayacağına o kadar inanmış olacak ki kaleci Romero yönü çok az değişen topa müdahele edemiyor. Aslında bir refleks ile topa dokunuyor. Belki o hareketi yapmasa ayaklarına çarpacak top kale çizgisini geçemeyecek.

Asıl hikaye ise buradan sonra başlıyor. Dünya Kupası’nın ilk gününden beri her ne kadar rakipleri zayıfta olsa ilk 25 dakika müthiş bir tempo ile ile saldıran Arjantin abandone oluyor. Eğer futbolda havlu atmak olsaydı, eminim ki Maradona çok sevdiği Arjantin daha kötü hallere düşmesin diye bu kuralı uygulardı. Benim derdim sahada olanlarla değil, maçın bitimi ile başlayan ben demiştimcilerle. O kadar ince bir çizgi ki bu futbol, adamı vezir de ediyor rezil de. Arjantin elenince başladı bugünün vezirleri “Zaten Cambiasso ve Zanetti’siz olmazdı” diye.

16.dk’da Almanya korner kullandı. Ceza sahası dışına düşen topu Messi aldı. İki kişi arasından çıkarttı topu. Bir üçüncü Alman karşısına dikilinceTevez’i gördü. Orta sahayı hızlı geçmişti Arjantin. Tevez tekrar boşa çıkan Messi yerine topu Di Maria’ya gönderdi. Bir kötü kontrol ve harcanan bir pozisyon daha. Tevez o pası tekrar Messi’ye verebilse maçın sonunda başka vezirler konuşuyor olacaktı belki de.

Tamam Maradona Hoca değil. Peki ya Dunga? G.Amerika elemelerinde kusursuz bir futbol ve bununla birlikte kazanılan Konfederasyon Kupası’nın hiç mi anlamı yok? Alışılagelmişin dışında sağlam bir defans hattı ve topu evelemek yerine direk kaleye giden bir Brezilya. Herkes hayran. Karşılarındaki en azından benim izlediğim en kötü Hollanda. Daha maçın başından itibaren defans hattı dağılmış Portakallar’ı koruyan ise Kaka. İki kez karşısına aldığı kaleye zeka dolu şutlar çıkartmasına rağmen Brezilyalı bir türlü fileleri havalandıramayınca rüzgar terse dönüyor.

Hızlı kullanılan bir serbest vuruş sonrası Melo-Cesar anlaşmazlığı ile skora dengeye gelir. 55 dakikayı futbol oynayarak geçiren Brezilya 1, aynı süreyi rakibini faullerle durdukmakla geçiren Hollanda 1. İzleyenler gibi ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, bir de üzerine ikinci gölü de kalelerinde görünce Brezilyalılar adeta tükendiler. Son kalan umut taneciklerini bitiren isim ise maçın oyuncusu(!) Melo oldu. Kırmızı kart görerek rakiplerine desteğe tam gaz devam ediyordu orta saha oyuncusu. Bu yaşananların sonucunda tamamen dağılmış durumdaki Brezilya’ya karşı farkı ikiye çıkaracak golü atabilecek yetenekten uzak Hollanda günün kazananı oldu.

Bugün Dunga kovulurken, Marwijk kahraman. Tatsız tutsuz bir bir futbol ile gelinen yarı final. Vasat kalecileri, kötü savunma hattı, yorgun orta sahası ve henüz gol atamamış forvetleri ile gelinen yarı final. Sanırım Ömer Üründül haklı futbol gerçekten enteresan bir oyun.

Övgüler düzüyor vezirlerimiz Hollanda’ya. Nedeni ise Total futboldan vazgeçip, modern futbol oynamalarıymış. Marwijk’in takımını iyi yönetmesiymiş. Her dünya kupasında sahaya çıksınlar diye beklediğimiz Hollanda’nın hangi maçını keyifle izledik 2010’da soran yok.

Gelelim son Avrupa şampiyonu İspanya’ya. İsviçre’den aldığı ders ile başladıkları Dünya Kupası’nda akıllanmaya niyetleri yok. Afrika’daki takımların belki de en zayıfı olan Honduras’ı 2-0 ile geçmeleri dışında net galibiyetleri yok. Beş maç sonunda attıkları gol sayısı sadece “6”. Paraguay’a karşı elenmeye adeta göz kırptılar. Casillas eve erken dönmelerine engel oldu. Şimdi şampiyonanın en iyi takımı onlar deniliyor. Doğru! Buna itirazı olan çok az kişi çıkar. Ama elenen Şili, ABD ve Gana onlardan daha fazlasını verdiler bizlere. İşler iyi gittiği sürece vezirlerin sesi çıkmayacaktır. Elenmedikleri sürece en iyi futbollarını yenildikleri İsviçre’ye karşı oynadıklarını söyleyen de olmayacaktır.

1994 Amerika benim uzak ara favorim izlediğim Dünya Kupaları arasında. Romanya, Bulgaristan, İsveç, Hollanda o turnuvanın müthiş takımlarıydı. Fakat finali oynayanlar bize en çok heyecanı yaşatan bu ülkeler olmadı. Toplam 12 maçta 19 gol atabilen İtalya ve Brezilya oynadı. 12 maçta 25 gol atan Bulgaristan ve İsveç’e ise üçüncülük maçı kaldı. İtiraz etmemin nedeni bu, vezirlerin kazananı hep haklı kaybedeni ise suçlu ilan etmesi. Ve bunun futbolsever yığınlar tarafından bile kanıksanmış olması! Medyada görmeye alışmıştık ama alternatif medya bloglarda da görünce gelecek için korkar oldum.

Umarım derdimi azda olsa anlatabilmişimdir bu uzun yazıda...

Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

Wimbledon'da kazanan Nadal oldu. Grand Slam.ler içerisinde en prestijli turnuva olan Wimbledon'ı, 6-3 7-5 ve 6-4'lük setlerle 3-0 kazanan Rafael Nadal buradaki ikinci zaferini elde etti. Hatırlanacağı gibi 2008 yılında da Federer'le unutulmaz bir maç yapmış ve turnuvayı ilk kez o sene kazanmıştı. Tomas Berdych ise katıldığı ilk Grand Slam finalinden mağlubiyetle ayrılmış oldu. Djokovic ve Federer gibi isimleri elemeyi başaran Çek raket, finaldeki baskıyı kaldırmakta zorlandı.
Maça şöyle bir bakarsak, ilk sette Nadal'ın daha üstün olduğunu görebiliriz. Son derece soğukkanlı bir şekilde maça başlayan İspanyol raket servis kırdıktan sonra daha çok morallendi ve bu seti 6-3 kazanmayı başardı. Bu sette Berdych için tek iyi şey file önündeki oyunlarıydı. File önünde aldığı sayılarla ayakta durmaya çalıştı ancak Nadal'a karşı bunu sürdürmesi çok zordu. İkinci sette ise oyun başabaştı. Stresi üstünden atan Berdych attığı acelerle rakibini durdurmayı başardı. Bu sette Nadal'ın öldürücü forehandlerini de bol bol izledik. Servislerde Berdych'in daha üstün, winnerlarda ise Nadal'ın daha iyi olduğunu gözlemlediğimiz bu seti Nadal 7-5 kazandı. Bu andan sonra Berdych'in geri dönmesi çok zordu. Nadal gibi bir isim karşısında, finalde, 2-0 geriye düşmüşseniz yapacak fazla bir şey yok demektir. Üstelik, çeyrek ve yarı finallerde önemli isimleri eleyen birinin set bile kazanamayacak olmasının getirdiği baskı da olacaktı üzerinde. Öyle de oldu. Üçüncü set de ilk set gibi Nadal'ın rahat ve üstün oyunuyla geçildi. Berdych'in file önündeki aktif oyunu da ortadan kalktı ve Nadal'ın seti alması kolaylaştı. Son seti 6-4, maçı da 3-0 kazanan İspanyol sporcu böylece Wimbledon'ı kazanmış oldu.

Bu arada, benim hayal meyal hatırladığım Jana Novotna ve aklımdan çıkaramadığım Martina Hingis gibi eski tenis yıldızları da maçı seyredenler arasındaydılar. Böylece bizler de eskiye doğru ufak bir nostalji yapmış olduk. İkisinin de belalısı Steffi Graf ise ortalarda gözükmüyordu.

Efe Yılmaz l 4 Temmuz 2010 0 Yorum


Bir futbol filminde dün ardı ardına kaçan iki penaltı olsa, hepimiz o sahneleri izlerken yok artık deriz, üzerine Pedro’nun şutunun direkten dönüp, peşinden Villa’nın şutu iki direğe çarpıp gol olduğunda, yönetmenin ve senaristin işin suyunu çıkardığını düşünürüz belki. Ama bütü
n bunlar bir futbol maçında olunca, hepsi hayat kadar gerçek oluyor.

Paraguay en iyi bildiği işi yapmak için çıkmıştı sahaya. Karşılarında bir kulüp takımı olmuş İspanya vardı. Sağdan Ramos, karşısında zayıf defans kurguları bulduğu zaman, ileri çıkışlarla çok ciddi bir silah oluyordu. Solla Villa, 10 yıllık kanat oyuncusu gibi oynuyordu. Orta saha bıkmadan yinelediği paslarla, rakibin içine kadar sızıyordu. Ama Paraguay bunları o kadar iyi ezberlemiş ve önlemlerini almıştı, ilk yarı İspanya’yı durdurdular. Torres, Iniesta ve Villa üçlüsünün bağlarını kopardılar. Evet atağa çok az çıkıyordu Paraguay, ama ilk yarı biterken attıklar gol, gene bir hakem hatası sonucu iptal ediliyordu.

İkinci yarıya takımlar ilk yarıdaki düzenlerini bozmadan başladılar. Oyunda gene aynı tutuklukla başladı. Derken Del Bosque ilk hamlesini yaptı. Formsuz ve etkisiz Torres oyundan çıkıp yerine Fabregas girdi. Kağıt üzerinde sistemde bir değişiklik yoktu ama bir pas ustası daha giriyordu sahaya. Ve maç hareketlenmeye başladı. Paraguay yavaş yavaş açıklar veriyor, ama ufak adımlarla da olsa İspanya kalesine doğru ilk yarıdakinden daha fazla ziyarette bulunuyordu. Ferahlayan oyunda peşi sıra iki penaltı oldu. Birisini Cardozo inanılmaz kötü bir şekilde kullandı. Diğer ise filmimizin en çılgın sahnesiydi. İlk kullanılan penaltı gol oldu ama hakem ceza s
ahasına giriş ihlali nedeniyle iptal etti golü. İkinci penaltı ise kaçtı ve tekrarlarda gözüktü gene ihlal vardı. İşin daha garibi Alonso’nun tekrarlanan penaltısında olan ihlalin benzeri Cardozo’nun penaltısında da vardı. Yani maçın hakeminin verdiği kararları için ciddi tutarsızlıklar vardı.

72. dakikada Santa Cruz, oyuna girdi ve Paraguay 4 5 1’den 442’ye döndü. Ve İspanya artık
sazı eline aldı. Iniesta inanılmaz bir dripling sonucu Paraguay savunmasının dengesini bozdu, Pedro’nun direkten dönen şutunu Villa tamamladı. Top iki direğe çarparak ne kadar nazlı
olduğunu gösterdi, ama sonunda ağlarla buluştu. Maçın son dakikalarında Paraguay yakaladığı son fırsatıda değerlendiremey ince, turu geçen taraf İspanya oldu. Maç sonunda Cardozo başka olmak üzere, bütün Paraguaylılar yıkıldı. İspanyollar hem sevindi, hem de Paraguaylıları teselli
etti. 2010 Güney Afrika’nın en garip maçlarından birisi daha bitti. Önümüzde bu futbol şöleninin bitmesine sadece 4 maç kaldı. Umarım o 4 maçta en az çeyrek final maçları kadar heyecanlı ve hikayeli olur.

Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum


Fransa Bisiklet Turu'nun ikinci etabı bugün geçiliyor. Biraz geç kaldık. Her ehtap sonunda takip edebildiğim ölçüde düzenli yazmaya çalışacağız turu. İlk yazının içeriği takımlar ve kadrolarına yönelik. Cumartesi günü zamana karşı geçilen Prolog etabıyla Rotterdam'dan başlayan yarış 25 Temmuz'da Paris'de son bulacak turun favorileri geçen yılın kazananı Alberto Contador, Fransa Bisiklet Turu'nun efsanesi Lance Armstrong ve yine geçen senenin ikincisi Andy Schleck.


ASTANA






Kazakistan merkezli Astana takımı Lance Armstrong, Levi Leipheimer, Andreas Klöden, Yaroslav Popovych, takım direktörü Johan Bruyneel ve 8 bisikletçinin Team Radioschack’a geçmesi ile büyük bir sarsıntı yaşamasına rağmen Alberto Contador’u takımda tutmayı başardı. Yeni takım direktörleri Yvon Sanquer’in yoğun çabaları ile Contador’un etrafında İspanyol bisikletçilerin ağırlığında kuvvetli bir ekip kurdular. Contador’un varlığı ile birlikte bu yıl da Fransa Bisiklet Turu’nun en büyük favorileri onlar.

Alberto CONTADOR
David DE LA FUENTE
Andriy GRIVKO
Jesus HERNANDEZ BLAZQUEZ
Maxim IGLINSKIY
Daniel NAVARRO
Benjamin NOVAL GONZALEZ
Paolo TIRALONGO
Alexandre VINOKOUROV


Sportif Direktör: Giuseppe Martinelli

TEAM SAXOBANK






Takım 1998 sezonu için Team Home-Jack & Jones adı altında kurulan takımın ana sponsoru Danimarkalı Jack & Jones olur. 2001'de CSC-Tiscali ismini aldılar. İlk kez 2000 yılında çağrıldıkları Fransa Bisiklet Turu’nda 2004’de podyum gördüler. Team Saxobank ismini alarak sponsor değişikliğine gittikleri 2008’de Carlos Sastre ile turu kazanmayı başarmış ve Dünya sıralamasında dördüncü sıradalar ve geçen yılın ikincisi 25 yaşındaki Lüksemburg’lu Andy Schleck ile kazanmaya adaylar.

Andy SCHLECK
Matti BRESCHEL
Fabian CANCELLARA
Jacop FUGLSANG
Stuart O’GRADY
Frank SCHLECK
Chris SORENSEN
Nicki SORENSEN
Jens VOIGT

Sportif Direktör: Torsten Schmidt

TEAM RADIOSCHOCK 






Amerika'nın önde gelen elektronik eşya perakende zinciri RadioShack’ın sponsorluğunu yaptığı takım, Astana’dan ayrılan bisikletçilerin bir araya gelmesi ile 2010 yılında kurulan yeni bir takım. Takımlar sıralamasında liderliği elinde tutan ekip, genç yetenek Janez Brajkovic ve tecrübeli Lance Armstrong gibi efsanevi bir ismi kadrosunda bulunduruyor. Team Radioshack turun favorilerden. 39 yaşında olmasına rağmen geçen yıl sakatlığından dolayı iyi hazırlanamadığı yarışa Amstrong bu kez sorunsuz gelmiş durumda. Bir kez daha kazanabilecek mi? Hep beraber göreceğiz.

Lance ARMSTRONG
Janez BRAJKOVIC
Christopher HORNER
Andréas KLÖDEN
Levi LEIPHEIMER
Dmitriy MURAVYEV
Sergio PAULINHO
Yaroslav POPOVYCH
Gregory RAST

Sportif Direktör: Johan Bruyneel

SKY PROFESSIONAL CYCLING TEAM 






Tura Wild-Card ile katılan ve 2010 yılında kurulmuş takımlardan bir diğeri de Sky. Öncelikli hedefleri Fransa’da başarılı olup, kazandıkları bu hakkı ileriki yıllara taşıyabilmek. Güçlü bir grup sürüşüne sahip ekibin en önemli kozları Bradley Wiggins  Juan Antonio Flecha, Simon Gerrans, Thomas Löfkvist. Güçlü sponsorları ve başarılı bisikletçileri ile bir sürprize imza atabilirler.
Bradley WIGGINS

Michaël BARRY
Stephen CUMMINGS
Juan Antonio FLECHA
Simon GERRANS
Edvald BOASSON HAGEN
Thomas LÖVKVIST
Serge PAUWELS
Gerain THOMAS

Sportif Direktör: Sean Yates


LIQUIGAS-DOIMO






Liquigas-Pata takımı ilk olarak 1999'da ikinci sınıf bir takım olarak kuruldu. 2000'de takım Davide Rebellin ve birçok güçlü İtalyan bisikletçinin gelmesi ile birinci lig kategorisine yükseldi. 2005'de Liquigas takımın ana sponsorluğunu üstlenir ve takımın ismi tekrardan Liquigas-Bianchi olarak değiştirilir. Pro Tour genel klasmanda birinciliğe oturmuş bir takımlar. 2008'de Daniele Bennati ile anlaşan Liquigas, Bennati’nin sakatlığı sonrasında Ivan Basso'yu transfer etti. 2009 yılını 17 zaferle geçirmiş olan takım Fransa Bisiklet Turu’nun önemli ekiplerinden. Turun genç yeteneklerinden Kristjan Koren ise dikkat edilmesi gereken isimlerden.

Ivan BASSO
Francesco BELLOTTI
Kristjan KOREN
Roman KREUZIGER
Aleksandr KUCHYNSKI
Daniel OSS
Manuel QUINZIATO
Sylvester SZMYD
Brian VANDBORG

Sportif Direktör: Stefano Zanatta

GARMIN–TRANSITIONS






Takım 2004'te genç Amerikalı bisikletçiler yetiştirme amaçlı kurulur. 2008 için takım ünlü bisikletçiler kiralar; David Zabriskie, David Millar, Christian Vandevelde,Tom Danielson ve eski Paris-Roubaix kazananı Magnus Backstedt.Takımın genişletilmiş anti doping programı sayesinde içlerinde Paris-Nice,Tour of Flanders,Ghent-Wevelgem ve Paris-Roubaix'in bulunduğu birçok büyük yarışa çağırılır. Haziran 2008'de Fransa Bisiklet Turu başlangıcında Garmin ana sponsorluğunu üstlendi. Takımdan Christian Vande Velde genel klasmanda yarışı 5. sırada bitirir. 2010’un podyum hedefleyen takımlarından biri de onlar. Vandevelde’nin liderliğinde turda öne çıkması beklenen takımlardan biri de onlar.

Christian VANDEVELDE
Julian DEAN
Tyler FARRAR
Ryder HESJEDAL
Robert HUNTER
Martijn MAASKANT
David MILLAR
Johan VAN SUMMEREN
David ZABRISKIE

Sportif Direktör: Matthew White

FRANÇAISE DES JEUX 






Takım 1997'de Amerikalı Chris Horner etrafında kurulan bir takım. 2003'te takımın adı DFJeux.com olarak değiştirilir. 2004'te de böyle devam eder. Fakat sonra sözde takımın kötü şanstan kurtulması için adı tekrar Française des Jeux olarak değiştirilir. Takım eski profesyonel bisikletçi ve iki kere Paris-Roubaix kazananı Marc Madiot tarafından yönetilmektedir. Takımın en büyük Tour de France başarısı 2003'te Avustralyalı Bradley McGee'nin prologu (giriş yarışı) kazanmasıyla gelmiştir. Takımın başarısı daha sonra Baden Cooke'nun yeşil mayo savaşıyla devam eder. Takım son birkaç yıldır genç bisikletçiler yetiştirme üzerinde yoğunlaşmış durumda.

Christophe LE MEVEL
Sandy CASAR
Rémy DI GREGORIO
Anthony GESLIN
Matthieu LADAGNOUS
Anthony ROUX
Jérémy ROY
Wesley SULZBERGER
Benoît VAUGRENARD

Sportif Direktör: Thierry Bricaud

KATUSHA TEAM






Katusha Rusya'dan şirketlerin oluşturduğu bir koalisyondur. Takım 2007'de kurulur.İki başarılı yıldan sonra, takıma Rusya'daki şirketlerden akın akın yardım gelmeye başlar. Artan bütçe ile takım Filippo Pozzato, Robbie McEwen, Vladimir Karpets ve Gert Steegmans'ın da olduğu birçok ünlü bisikletçiyi bünyesine katar. Vladimir Karpets kaptanlığında yarışacak takımın önemli isimlerinden biri de İspanyol bisikletçi Joaquin Rodríguez.

Vladimir KARPETS
Pavel BRUTT
Serguei IVANOV
Alexandr KOLOBNEV
Robbie MC EWEN
Alexandr PLIUSCHIN
Joaquin RODRIGUEZ
Styn VANDENBERGH
Eduard VORGANOV

Sportif Direktör: Serge Parsani

AG2R LA MONDIALE






1992'de Vincent Lavenu daha yeni emekli olmuş profesyonel bir bisikletçidir ve Chazal'ı ana sponsor olarak alır ve profesyonel bir bisiklet takımı kurar.1992'den 1995'e kadar Chazal takımın ana sponsorluğunu üstlenmiştir.1996'da Petit Casino, süpermarketlerin içinde kurulu olan bir kahve dükkanları zinciridir, takımın ana sponsorluğunu üstlenir.Bu olayda takımın Classics gibi daha büyük yarışlara katılmasına imkan sağlar.Bu sırada Alexandre Vinokourov ve Joan Kirsipuu takımın yıldız bisikletçileri olurlar. 2000'de sigorta firması olan AG2r Prevoyance takımın ana sponsorluğunu üstlenir.2006'da takım UCI ProTour'a katılır. Fransa Bisiklet Turu’nun başarılı ekiplerinden olan AG2R’de 2010 yılındaki umudu 23 yaşındaki Maxime Bouet.

Nicolas ROCHE
Maxime BOUET
Dimitri CHAMPION
Martin ELMIGER
John GADRET
David LE LAY
Lloyd MONDORY
Rinaldo NOCENTINI
Christophe RIBLON

Sportif Direktör: Vincent Lavenu

CERVELO TEST TEAM






Cervélo Kanadalı bir bisiklet üreticisidir. Saxo Bank'ın 2009 sezonu için Specialized ile antlaşma yapması üzerine Cervélo kendi takımını kurdu. Kadrosunda 2008 Fransa Bisiklet Turu kazananı Carlos Sastre ve 2006 yeşil mayo sahibi Thor Hushovd’a sahip takım yeşil ve sarı mayolar için güçlü iki yarışmacıya sahip olmasına rağmen tecrübesiz bir ekip olmanın sıkıntısını tur boyunca yaşayabilir.

SASTRE Carlos
Xavier FLORENCIO
Volodymir GUSTOV
Jérémy HUNT
Thor HUSHOVD
Andreas KLIER
Ignatas KONOVALOVAS
Daniel LANCASTER
Daniel LLOYD

Sportif Direktör: Jean-paul Van Poppel

OMEGA PHARMA – LOTTO






1985’de Lotto ismi ile bisiklet yarışlarına katılmaya başlayan takımı Belçikalı Marc Sergeant ve Geert Coeman yönetiyor. 2005’den bu yana ProLig’de mücadele eden Omega Pharma-Lotto geçen yılki hayalkırıklığını 2010’da unutturmak istiyorlar. Belçikalı Jurgen Van Den Broeck’in Omega Pharma-Lotto liderliğini üstleniyor.

Jurgen VAN DEN BROECK
Mario AERTS
Francis DE GREEF
Mickael DELAGE
Sebastian LANG
Matthew LLOYD
Daniel MORENO FERNANDEZ
Jürgen ROELANDTS
Charles WEGELIUS

Sportif Direktör: Herman Frison

TEAM COLUMBIA






Takım 1988 yılında Stuttgart şehrinin sponsorluğuyla eski dünya şampiyonu Hennie Kuiper tarafından kurulmuştur. Takımın o zamanki adı Stuttgart-Merckx-Gonsor idir. Takım ilk Tour de France davetini 1995'te aldılar. 1996 ve 1997 yılları takımın zirve yaptığı zamanlardır.Bjarne Riis 1996 Tour de France birinciliği alır,Jan Ullrich ise ikinciliği. 1997’de Tour de France'da Jan Ullrich baskın bir şekilde birinci gelir. Aynı zamanda takım birinciliği de gelir.  2006'da Puerto Operasyonu'nda adı geçen Jan Ullrich ve Oscar Sevilla yüzünden takım kopma noktasına gelir ve Fransa Bisiklet Turu’ndan atılır. 9 Temmuz'da takım direktörü Rudy Pevenage doping verme ile olan bağlantıları yüzünden kovulur. 2007 Kasım ayında Deutsche Telekom AG profesyonel bisiklet camiasından tamamen ayrıldığını açıklar ve sponsorluğu keser. Takım 2008 yılında ana sponsoru olmadan Team Highroad adıyla devam eder. Daha sonra kayıtlı olduğu ülkeyi Almanya'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne çevirir. Haziran 2008'de Columbia Sportswear ana sponsorluğu üstlenip, 3 yıllık antlaşma imzadı. Katıldığı her Fransa Bisiklet Turu’nda ön sıralarda yer alan ekip bunu bir kez daha tekrarlamak isteyecektir.

Mark CAVENDISH
Bernhard EISEL
Bert GRABSCH
Adam HANSEN
Tony MARTIN
Maxime MONFORT
Mark RENSHAW
Michael ROGERS
Kanstantsin SIVTSOV

Sportif Direktör: Brian Holm

BMC RACING TEAM






2007 senesinde kurulan takım, o günden bu yana yarışlara BMC Racing sponsorluğunda yarışlara katılıyor. Takımın yöneticiliğini Gavin Chilcott yapmakta. Takım 2010 sezonu için ciddi yatırımlar yaptı. İçlerinde 2009 Dünya Şampiyonu ve iki kez Fransa Bisiklet turunda ikinci olmuş Cadel Evans'ın, George Hincapie, Alessandor Ballan ve Karsten Kroon gibi yarışçılara sahip takım, Fransa'ya iddalı gelen ekiplerden.

Cadel EVANS
Alessandro BALLAN
Brent BOOKWALTER
Marcus BURGHARDT
Mathias FRANK
George HINCAPIE
Karsten KROON
Steve MORABITO
Mauro SANTAMBROGIO

Sportif Direktör: John Lelangue


QUICK STEP






Quick Step Büyük Britanya, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletlerinde satış yapan bir laminant parke üreticisidir. Quick Step takım menejeri Patrick Lefevere tarafından yönetiliyor. Spor direktörleri Alvaro Crespi, Luca Guercilena, Serge Parsani ve Wilfried Peeters. Takım 2003'de, 90'larda Classic'lerde ortalığı kasıp kavuran Mapei takımından arta kalır ve Quick Step-Davitamon ismiyle ortaya çıkar. İlk takım lideri Paolo Bettini 2003 ve 2004 dünya kupasını kazanır. 2010 yılına geldiğimizde takımın lideri Sylvain Chavanel.

Sylvain CHAVANEL
Carlos BARREDO
Kevin DE WEERT
Dries DEVENYNS
Jérôme PINEAU
Francesco REDA
Kevin SEELDRAYERS
Jurgen VAN DE WALLE
Maarten WYNANTS

Sportif Direktör: Wilfried Peeters


TEAM MILRAM






Milram 2006'nın başlarında Domina Vacanze takımının küllerinden doğdu. Takım ünlü sprinterler Alessandro Petacchi ve Erik Zabel üzerine kurulur ve Alman ve İtalyan bisikletçilerden oluşur. Milram'ın ilk senesi Giro d'Italia'nın 3. etabında Petacchi'nin dizini sakatlaması üzerine zor bir yıl olarak geçer. 2007'de Petacchi geri döner,Giro d'Italia'da 5 etap kazanır ve Paris-Tours yarışında birinci gelir.Takım 2007 Giro d'Italia sırasında büyük bir aksilik yaşar ve sıkıntıya girer.Petacchi'nin salbutamol test sonuçları pozitif gelir.Petacchi'nin astım tehlikesi yüzünden salbutamol kullanma izni vardır fakat test sonuçlarında bu UCI limitlerinin üzerinde çıkar.6 Mayıs 2008'de tahkim mahkemesi şüpheli durumu yüzünden Petacchi'yi Ağustos sonuna kadar uzaklaştırma kararı alır.16 Mayıs'ta ise Milram, Petacchi'yi kovar.2008'de Milram Almanya kayıtlı bir takım olur ve Fransa Bisiklet Turu’na  odaklanır. Alman bisikletçilerin çokluğunun hemen göze çarptığı Milram, eski günlerini arıyor. Ekibin liderlik görevi Linus GERDEMANN üstlenmiş durumda.

Linus GERDEMANN
Gerald CIOLEK
Johannes FRÖHLINGER
Roger KLUGE
Christian KNEES
Luke ROBERTS
Thomas ROHREGGER
Niki TERPSTRA
Fabian WEGMANN

Sportif Direktör: Ralf Grabsch


BBOX BOUYGUES TELECOM






Bouygues Telécom Fransız bir cep telefonu firmasıdır. 1984'de kurulan takım 1985'de dağılır. 1986'da Cyrille Guimard direktörlüğünde geri döner, Guimard beraberinde Laurent Fignon'u da getirir. 1990'da Castorama da takımın ana sponsorluğunu üstlenir. 1995'te eski bir profesyonel yarışçı olan Jean-René Bernaudeau takım direktörü olur ama 1996'da takım amatör statüsüne düşer ve Fransa'nın Vendée bölgesindeki yarışlara Vendée U adıyla katılır.
2000'lere geldiğimizde Jean-René Bernaudeau yönetimi altında olan takım Bonjour adıyla tekrar profesyonel kategoriye yükselir. 2003'de Brioches La Boulangére takımın ana sponsorluğunu alır ve son olarak 2005'de Bouygues Télécom takımın ana sponsoru olur. En iyi başarısını 2004 Fransa Bisiklet Turu’nda Thomas Voeckler'e 10 gün boyunca sarı mayoyu giydirerek elde eder. 2006'da Pierrick Fedrigo takımın ilk Fransa Bisiklet Turu etap birinciliğini getiren isim olur.

Thomas VOECKLER
Yukiya ARASHIRO
Anthony CHARTEAU
Pierrick FEDRIGO
Cyril GAUTIER
Pierre ROLLAND
Matthieu SPRICK
Sébastien TURGOT
Nicolas VOGONDY

Sportif Direktör: Didier Rous


CAISSE D’EPARGNE






Caisse d'Epargne uzun süre peleton koşan takımlardan birisidir ve kökleri 1980'lerde Reynolds takımına kadar uzar. Takım işe Reynolds ana sponsorluğunda ve José Miguel Echavarri Garcia'nın direktörlüğünde 1980 yılında başlar. 1990'da bir İspanyol bankası Banesto takımın ana sponsoru olur. Pedro Delgado hala takım lideridir fakat Miguel Indurain onun gölgesinden çıkıp kendini göstermeye başlamıştır.1991'de Indurain ard arda kazanacağı 5 Tour de France birinciliğinden ilkini bu yılda alır. Bu arada Indurain ayrıca 2 Giro d'Italia birinciliği,bir dünya zamana karşı ve 1996 olimpiyat zamana karşı birinciliği alacaktır.2001'de takımın ismi iBanesto.com olarak değiştirilir. 2003'de iBanesto.com takımla olan sponsorluğunu keser ve Illes Balears ana sponsor haline gelir.Caisse d'Epargne 2005'de ikincil sponsor olur ve takımın ismi Illes Balears-Caisse d'Epargne olarak değiştirilir.Takımın ismi daha sonra Caisse d'Epargne'nin ana sponsor olmasıyla Caisse d'Epargne-Illes Balears olarak tekrar değiştirilir. 2007'de Alejandro Valverde Tour de France'da genel klasmanda 6. olur. 2008'de takım büyük beklentiler içinde yarışa başlar, nitekim öyle olur ve ilk etabı Alejandro Valverde alır. Fakat daha sonra Valverde fazla dayanamaz ve Alpler’de geride kalır. Bu yıl takımın liderliğini Luis-Leon Sanchez yapsa da 39 yaşındaki Christophe Moreau ekibin en önemli ismi olarak göze çarpıyor.

Luis-Leon SANCHEZ
Rui Alberto FARIA DA COSTA
Imanol ERVITI
José Ivan GUTIERREZ
Vasil KIRYIENKA
Christophe MOREAU
Mathieu PERGET
Ruben PLAZA MOLINA
Jose Joaquin ROJAS

Sportif Direktör: Yvon Ledanois


COFIDIS LE CREDIT EN LIGNE






Renault-Elf,System U ve Castorama takımlarının eski direktörü olan Cyrille Guimard takımı 1996'da kurar.Guimard'a François Migraine'den yeni takım için mali destek gelir.Takım en başından beri adeta lanetlenmiş gibi bir görüntü çizer.Lance Armstrong'un takım lideri olarak kiralanmasından kısa süre sonra Lance'e kanser teşhisi konur. Atılım yaptıkları 2004 yılın üç dünya şampiyonu ile sağlam bir kadro kurulur. David Millar, Igor Astarloa ve Laurnet Gane. David Millar ve diğer takım bisikletçilerinin performans arttırıcı doping kullanmaları yüzünden takım dağılır. 2007 Tour de France 11. etap sonunda Christian Moreni'nin testosteron testleri sonucunda doping kullandığı ortaya çıkar ve takım yarıştan atılır. Geçmişinde böyle kötü anılar taşıyan ekibin bu yıl sonunda Pro Lig lisans süresi de doluyor.

Reine TAARAMAE
Stéphane AUGE
Samuel DUMOULIN
Julien EL FARES
Christophe KERN
Sébastien MINARD
Amaël MOINARD
Damien MONIER
Rémi PAURIOL

Sportif Direktör: Francis Van Londersele


EUSKALTEL






Uskaltel-Euskadi bir Bask telekomünikasyon firmasıdır fakat kısmen Bask hükümeti tarafından finanse edilir. Euskaltel-Euskadi takımı daha çok yarış kazanmaları değil fanatikBask taraftarlarıyla ünlüdür. Tour de France ne zaman İspanya'nın Bask bölgesinden geçse dağlar sıra sıra turuncu Euskaltel tişörtleri ve Bask bayraklarıyla dolar taşar. Bask yönetimi tarafından finanse edildiği için takımdaki her bisikletçi Bask bölgesinden olmalıdır. Takım 1994'te kurulmuştur ve 5 kere Tour de France koşmuştur, bu sırada 2 etap birinciliği almayı başarır. En büyük başarısını 2003'te Iban Mayo'nun Alp d'Huez etabını kazanması oluşturur.Bu onu bir anda yıldız yapar ve adı iddialı bisikletçiler listesine alınır. Maalesef Mayo hiçbir zaman büyüklere rakip olamaz.

Samuel SANCHEZ
Inaki ISASI
Egoi MARTINEZ
Juan José OROZ
Alan PEREZ LEZAUN
Ruben PEREZ MORENO
Amets TXURRUKA
Ivan VELASCO
Gorka VERDUGO

Sportif Direktör: Igor Gonzalez Galdeano


RABOBANK






Takım ilk olarak 1984'de TI-Raleigh takımının Jan Raas ve takım lideri Peter Post yüzünden ikiyi bölünmesiyle kurulur. Post beraberinde 7 takım arkadaşını alır ve Panasonic takımına gider. Geriye kalanlar ise Raas'ı takip eder ve Walter Godefroot'un takım liderliğini yaptıkları Kwantum takımına giderler. İlk yılında Kwantum takımı 1984 Tour de France'da bir etap birinciliği alır. O günden bu yana Superconfex-Kwantum-Yoko-Colnago, WordPerfect, Novell Software isimleri altında yarışlara katılan takım1996'dan bu yana Rabobank sponsorluğunda yoluna devam ediyor. Fransa Bisiklet Turu’nun başarılı ekiplerinden olan Rabobank 2007 yılında Rasmussen ile kazanmaya çok yaklaşsa da yaşanan doping skandalında dolayı tur devam ederken Rasmussen’i takımdan kovar. Her zaman için Fransa Bisiklet Turu’nun iddialı takımlarından olmayı başaran Rabobank bu yılda etap birincilikleri kazanmak için kendini zorlayacaktır.

Denis MENCHOV
Lars BOOM
Oscar FREIRE
Juan Manuel GARATE
Robert GESINK
Koos MOERENHOUT
Grischa NIERMANN
Bram TANKINK
Maarten TJALLINGII

Sportif Direktör: Adri Van Houwelingen


LAMPRE – FARNESE






Lampre ilk kez bisiklet dünyasına 1991'de Colnago-Lampre takımının ikincil sponsoru olarak girer. 1992'de takımın ana sponsorluğunu üstlenir. 1993'te Maurizio Fondriest Milan-San Remo yarışını kazanır. Lampre 1995'te takımın Ceramica Panaria-Vinavil ismini almasıyla sponsorluğunu çeker. 1999'da Lampre, Daikin takımına sponsor olarak bisiklet macerasına geri döner. 2001'de Gilberto Simoni'nin Giro d'Italia'yı kazanmasıyla Lampre-Daikin takımı başarıyı bulur. Daikin 2002'nin sonuna kadar ikincil sponsor olarak kalır. 2004'ün sonunda Lampre Saeco ile yeni ProTour'un taleplerini karşılamak için birleşir. 2006'da Fondital, Lampre takımına ikincil sponsor olarak katılır. Takımın ismi Lampre-Fondital olarak tekrardan değiştirilir. 2006 Fransa Bisiklet Turu’nda Damiano Cunego, en iyi genç bisikletçi yarışmasını kazanır. 2008'de takım lideri Damiano Cunego, Giro d'Italia'ya katılmaz ve Fransa Bisiklet Turunu kazanmak için hazırlanır. Fakat Cunego'nun geçirdiği bir kaza onu dağ etapları başlamadan onu yarışı terk etmek zorunda bırakır.

Damiano CUNEGO
Grega BOLE
Mauro DA DALTO
Francesco GAVAZZI
Danilo HONDO
Mirco LORENZETTO
Adriano MALORI
Alessandro PETACCHI
Simon SPILAK

Sportif Direktör: Maurizio Piovani

FOOTON-SERVETTO






Fransa Bisiklet Turu’nun İspanyol merkezli takımlarından biri de Footon-Servetto. 2004 yılında Saunier Duval-Prodir ismiyle kurulan takım o günden günümüze kadar Pro Tur yarışlarına katılmaktadır. 2008 yılında Fransa Bisiklet Turu’nda Ricordo Ricco’nun dopingli çıkması sonucunda zor anlar günler geçiren takımda, bu olaylar nedeniyle sponsorlarını katbetti. Şimdiki sponsorları Amerikalı bisiklet üreticisi Footon ve İtalyan mobilya firması Servetto’nun desteği ile halen yarışlara katılmakta olan ekibin hedefi temiz bir tur geçirip, fırsat yakalarlarsa da en azından bir etap birinciliği elde edebilmek.

Eros CAPECCHI
José-Alberto BENITEZ
Manuel CARDOSO
Arkaitz DURAN AROCA
Markus EIBEGGER
Fabio FELLINE
Iban MAYOZ
Aitor PEREZ ARRIETA
Rafael VALLS FERRI

Sportif Direktör: Jose Antonio Fernandez