| Bal Porsukları karşılaşmaya hazırlıklı geldiler. |
Fotoğrafta, Jamario Moon'u önde, Sessions ve Harris'i de arkada, alınan bir mola için kenara gelirken görüyoruz. Birisi, boş verin molayı, siz direkt soyunma odasına devam edin dese, hiçbiri itiraz etmez herhalde. 112-57 biten maçın sonunu beklemenin çok da anlamı yok neticede.
Cleveland Cavaliers'ın yıllardır başı böyle öne eğilmiyordu ama LeBron James'in The Decision'ının Cavs için The Downfall'a dönüşü çok uzun sürmedi. Geçen sezon yalnızca 21 kez mağlup olan Cavaliers'ın şimdiden 30 mağlubiyeti var. Galibiyet sayısı ise yalnızca 8. Ters çevirsen yine 8. Yani neresinden bakarsan bak, düpedüz rezillik.
Büyük yıldızlarını kaybeden takımların böyle çöküşler yaşadığına çok şahit olduk ama Cavs, yumuşak iniş yapmaya aday görülenlerden biriydi. Kazın ayağının öyle olmadığı ise çabuk anlaşıldı. Tabii ki takımın kazanma ritmini bu kadar çabuk kaybetmesinde üst üste gelen sakatlıkların etkisi de büyük. Anderson Varejao, Daniel Gibson, Anthony Parker ve Leon Powe, şu an takımdan ayrı olmasa üst üste 11 mağlubiyet gibi vahim bir tablo ortaya çıkmazdı sanırım.
Cavs'in sakatlıklar sebebiyle içinde bulunduğu durumu ve nasıl oyuncularla sahaya çıkmak zorunda kaldıklarını en iyi özetleyen ise Phoenix Suns'tan Jared Dudley oldu. 7 maçtır Cavs forması giyen Samardo Samuels'ı karşısında gördüğünde yaşadığı şaşkınlığı gizlemeyen Dudley, "Oyuna kurabiye canavarını, o koca adamı soktular. Adını bile bilmiyorum ama dev gibiydi" diyerek vahim tabloyu gözler önüne serdi.
Anlaşılan o ki Cleveland Cavaliers'ı sezon boyunca bu tarz durumlara maruz kalırken göreceğiz. Henüz ocakta bu sezona noktayı koydular. Bundan sonraki kaderleri ise draft piyangosunun insafına bağlı olacak.
Bu arada Cavaliers'la ilgili ilginç bir not: Bundan önceki 5 sene boyunca takımın koçluğunu yapan Mike Brown şu sıralar, oğlunun da oynadığı okul takımında Amerikan futbolu antrenörlüğü yapıyor ve kontratı gereği, Cavaliers'tan almaya devam ettiği yıllık 2 milyon doların tadını çıkarıyor.
Kadınlar Şampiyonlar Ligi'nde mücadele eden üç takımımız gruplarını lider bitirdi. A Grubu'nda yer alan Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom (daha ne kadar isim almayı planlıyorlar acaba) 6'da 6 yaparak bir üst tura çıktı. Gruptaki takımların genel olarak Vakıfbank'tan güçsüz olduğunu söyleyebiliriz ama böylesine net bir performans göstermesi bizler adına sevindirici. Glinka ve Nikolic gibi iki önemli oyuncusuyla Vakıfbank'ın önünün açık olduğunu düşünüyorum.
B Grubu'ndaki temsilcimiz Fenerbahçe Acıbadem ise oynadığı 6 karşılaşmadan 5 galibiyetle ayrıldı. Tek mağlubiyeti, grubun bir başka 5-1 galibiyet oranlı Dinamo Moskova karşısında aldı. Grupta, geçen senenin şampiyonu Bergamo da bulunmaktaydı. Onların kupadan elenmesi de şok oldu. Dünya Kulüpler Şampiyonu ve geçen senenin Şampiyonlar Ligi finalistinin bu sene de iddialı bir şekilde turnuvada yer aldığını söylemek yanlış olmaz.
C Grubu'nda yer alan Eczacıbaşı Vitra, Fenerbahçe Acıbadem gibi, grubunu 5 galibiyet 1 mağlubiyet ile kapadı. Mirka Francia ve Neslihan Darnel gibi iki önemli oyuncusu bulunan takım tek yenilgisini, son maçta grup ikincisi Volero Zurih karşısında aldı. Grubunu ilk iki sırada tamamlayan ve en iyi iki üçüncü takım 12'li playoff grubunda mücadele edecekler.
Erkekler Şampiyonlar Ligi'ndeki tek temsilcimiz olan Fenerbahçe Acıbadem, grubunda 1 galibiyet 4 mağlubiyet alarak bir üst tura çıkma hakkını mucizelere bıraktı. Son maç bugün 20:30'da Sisley Treviso ile oynanacak.
CEV Cup erkeklerde Ziraat Bankası 16'lı finalde, Avusturya temsilcisi HotVolleys Vienna'yı iki maçta da yenerek bir üst tura çıkmayı başarmıştı. Buradaki rakibi ise güçlü Casa Modena oldu. İlk maçı geçtiğimiz hafta oynayan Ziraat Bankası, maçı 3-1 kaybetti. İkinci maçı kendi evinde oynayacak olan Ziraat Bankası maçı kazandığı takdirde altın sete geçilecek. Bu seti alan ise dörtlü finale çıkacak. Yani umutlar sürüyor. Maç bugün 18:30'da oynanacak.
CEV Cup kadınlarda ise Beşiktaş ve Galatasaray Medical Park'ın mücadele ettiğini görüyoruz. Beşiktaş ilk turda Sırp takımı Tent Obrenovac'ı altın set sonucunda geçti. 16'lı finalde ise İsviçre'nin Volley Koniz takımı ile karşılaştı. İlk maçı İstanbul'da 3-0 kazanan Beşiktaş'ın ikinci maçı da kazanması ya da kaybetse dahi, altın sette rakibine üstünlük kurması gerekmekte.
Galatasaray Medical Park ise ilk turda Yunan Olimpiakos'u iki maçta da 3-0'lık setlerle geçti. 16'lı finalde ise Boşnak Jedinstvo Brcko'yu ilk maçta deplasmanda 3-0 yendi. İkinci maç bugün 18:30'da oynanacak. Galatasaray tura daha yakın olan taraf.
Challange Cup erkeklerde İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Arkas'ın yer aldığını görüyoruz. İkinci turda Sloven Calcit Kamnik'i, sonraki turda İsviçre'nin Lozan ekibini 3-0'lık ikişer setlerle geçen İstanbul BB, bugün Belçika'nın Prefaxis Menen takımıyla oynayacak. İlk maçı kendi evinde 3-0 kazanan İBB, ikinci maçta da favori olan taraf.
İzmir temsilcisi Arkas ise ikinci turda Sloven Marchiol Vodi'yi iki maçta da yendi. Sonraki turda Fin Raision Loimu ile karşılaşan Arkas, iki maçı da 3-0 kazanmayı bildi. 16'lı finalde Belarus temsilcisi Stroitel Minsk'i ilk maçta 3-0 yenen Arkas bugün 18:00'da ikinci maça çıkacak.
Voleybol tarihimizde, kulüpler bazında böylesine büyük bir başarıya ilk defa ulaşmış durumdayız. Özellikle kadın voleybolu gittikçe daha iyi bir seviyeye geliyor. Bunda emeği olan herkese teşekkür etmek zorundayız. Umarım bugünkü maçlarda da bir aksilik çıkmaz ve takımlarımız daha üst düzey maç oynamaya devam ederler.
Çok önce yazılması gereken bu yazı bugüne kaldı işin özü. Blogu tekrar hareketlendirme salvoları atarken haberi okuyunca bu topa girmek gerektiğini düşündüm. Sondan başlamak gerekirse finale kalan üç Barcelonalı'dan her hangi birinin kazanması da değiştirmezdi düşüncelerimi. Messi, en hak etmeyeniydi bunu da ekleyelim. Evet süper bir sezon geçirdi Barça ile La Liga'da tıpkı Xavi ve Iniesta gibi, yeterli bir Şampiyonlar Ligi performansı sergiledi yine Xavi ve Iniesta gibi ve çok kötü bir Dünya Kupası yaşadı Xavi ile Iniesta'nın aksine. Özet geçersek gözleri yormadan Xavi ve Iniesta ondan daha çok hak etmişti ama unutulmasın bu isimlerden de daha çok hak eden biri vardı.
Adaletin çoktan terk ettiği Zurich'deki FIFA organizasyonu Altın Top ödülünü Messi'ye verirken 2009-2010 yılının en iyi futbolcusu Wesley Sneijder'i sadece sezonun onbirine seçmekle yetindi.
Inter ile İtalya Ligi, İtalya Kupası ve Şampiyonlar Ligi kazanıp ardından da Dünya Kupası'nda Hollanda'yı finale taşıyan Sneijder'i yeterli görmemişti. FIFA final için bile. Aynı başarıları elde eden Mourinho'yu ise Messi kadar başarı kazanan Guardiola'nın önüne koydular. Ödül kriterlerini de kendisine benzetti FIFA. Son olarak yılın onbirine gelelim. Balık baştan kokar ya hani daha kaleci de bitirmiş olayı sevgili FIFA. Julio Cesar dururken Casillas'a verilmiş kale ki Valdes'i de alabilirlerdi beterinde beteri var dedirtmek için bize. Savunmanın soluna bir bek bulamamış yaşlı amcalar ki bende bulamadım o yüzden buradan vuramıyorum kendilerine. Ama her takımın defansif orta sahası kadar konuştuğu günümüz futbolunda bir tane isim akıllarına gelmediğinden ve yılı kupasız hatta finalsiz kapatan Ronaldo'yu kürsüye çıkartıp Forlan ve Milito'yu es geçmelerinden yeteri kadar suçlayabilirim kendilerini. Neyse yazının başındaki öfkem sona yaklaşınca biraz dindi. Sonuçta bu ödül bizleri değil de sponsorları tatmin etmek için yapılan bir organizasyon olduğundan üzerine bu kadar kelime dökmek bile anlamsız geldi noktayı koyarken. TARAF = )
2011'deki ilk yarış her zamanki gibi İsveç Rallisi olacak. Takvimdeki tek kar pisti olan İsveç'te 60 yıldır İskandinavların üstünlüğü var. 60 yılda sadece bir kere bölge dışındaki biri bu yarışı kazandı. 2004'te Sebastien Loeb, çok çekişmeli bir yarışın ardından ufak bir farkla birinci olmuştu. 10-13 Şubat tarihleri arasında koşulacak yarışa 130 araç katılacak. İlk yarış için etkileyici bir sayı.
Sebastien Loeb ve Sebastien Ogier ikilisinin olduğu Citroen Total World Rally Team her zamanki gibi iddialı durumda. Gerçi İsveç'te Sebastien Loeb 7 kere yarıştı ve bunlardan 2'sinde yarışı tamamlayamazken sadece 1'inde mutlu sona ulaştı. Ogier ise 2 kere yarıştığı İsveç'te en iyi derecesini geçen sene beşincilikle kazandı.
Mikko Hirvonen ve Jari Matti Latvala'nın Ford Abu Dhabi Rally Team burada birincilik için mücadele edecekler. 2006'dan beri İsveç'te kazanan takımın bu sene de burada mutlu sona ulaşması bekleniyor. Hirvonen büyük hayalkırıklıkları altında geçen 2010 senesinde sadece burada birinci olmuştu. Latvala ise geçen sene üçüncü olurken, 2008'de bu yarışı kazanmıştı.
Formula 1, NASCAR, WRC derken sonunda rallide karar kılan Kimi Raikkonen ise Citroen aracıyla burada olacak. Ancak Citroen Junior ile değil de, ICE 1 Racing ile yarışacak. Alının bilgilere göre Raikkonen hala Citroen Junior'da ama İsveç Rallisi özelinde ICE 1 Racing etiketiyle yarışacak.
Citroen'le yarışacak bir başka isim Petter Solberg olacak. Geçen sene, son yarışlarda olağanüstü bir performans sergileyip sezonu üçüncü bitiren kurt pilot yine kendi takımıyla yarışacak. İsveç Rallisi'ni 2005'te kazanmış olan Norveçli bu sene de iddialı.
İsveç'te ilk defa yarışacak olan Monster World Rally Team'den Ken Block, bu sene ilk defa yarışlara girecek olan FERM Power Tools World Rally Team'den Dennis Kuipers, Birleşik Arap Emirlikleri destekli Khalid Al Qassimi ve tecrübeli Henning Solberg M-Sport Ford Rally Team desteğiyle yarışacak diğer pilotlar olacaklar.
Yazımıza İsveçli yarış güvenlik görevlileri ile son verelim:
Formula 1'de yeni sezon 2 aydan daha kısa bir süre içinde başlayacak. Testler önümüzdeki günlerde yapılacak. Geçen seneki gibi efsane bir sezon olması en büyük dileğimiz. 2011 testleri ve yarışları başlamadan önce 2010'u bir daha hatırlayalım. FIA'nın düzenlediği galada güzel bir tanıtım filmi yayınlandı. Blogla tekrar ilgilenmeye başlayınca eklemek istedim. İşte 2010'un can alıcı anları.

ESPN'in haberine göre Nets - Nuggets - Pistons arasında dudak uçuklatacak bir takas gerçekleşmek üzere. Tam 15 oyuncunun içinde bulunduğu, Draft haklarının havada uçuştuğu bir takas olacakmış. Şuan için takasın önündeki tek engel Pistons'ın Johan Petro'nun önümüzdeki üç sene 10 milyon doları geçen kontratını istememesi. Bu arada takası ayarlayan kişinin Hamilton, Anthony ve Chris Paul gibi isimlerin menajeri Leon Rose olduğunu belirtelim.(Carmelo'nun yazın gerçekleşen düğününde, Paul'ün "Amare ve Melo ile New York'ta oynamak istiyorum" dediğini hatırlıyorsunuzdur.)
Kim nereye gidecek?
Carmelo, Billups, Anthony Carter ve Shelden Williams Denver'dan Nets'e gidecek.
Devin Harris, Derrick Favors, Anthony Morrow, Ben Uzoh, Stephen Graham, Quinton Ross Nets'in iki draft hakkıyla birlikte Nuggets'a gidecek.
Hamilton ise Detroit'ten Nets'e gidecek.
Johan Petro ve Troy Murphy ise Nets'den Pistons'a gidecek.
Şuanda gerçekleşmesi durumunda NBA tarihinin en geniş çaplı takası olarak tarihe geçecek. Tabi Petro'nun iki takımda da kalmayacağının kesin olması, takasın daha da büyüyeceği anlamına geliyor. Çünkü Petro ile ilgilenen başka takımlarda var.
Carmelo'nun yakın arkadaşları Paul ve Amare ile birlikte Knicks forması altında oynamak istediğini söylemiştik. Geçtiğimiz yaz Denver'ın teklifini bu yüzden kabül etmemişti. Fakat Knicks Denver'ın isteklerini karşılayamadı. Carmelo ise free agent olarak garanti alacağı parayı riske atmak istemedi ve Nets takasını kabül etti. Çünkü yazın daha düşük bir kontrata imza atma olasılığı da var.
Billups defalarca basketbolu Denver'da bırakmak istediğini söylemişti. ESPN, Yahoo ve TNT yorumcuları Carmelo'nun liderliğinde, eski takım arkadaşı Hamilton ve Brook Lopez gibi önemli bir uzunla Brooklyn'de oynama fırsatının onu cezbedeceğini düşünüyorlar. Fakat Yahoo'ya "Ailem burada; annem, babam, çocuklarım, dedelerim, bütün herkes burada. Burada yaşamak istiyorum" demişti. Billups lisede iken Denver'da bir yıldızdı zaten. Çocuklarının onun mezun olduğu okuldan mezun olmasını istiyor. Çocukluk arkadaşlarının çoğu Denver'da. Eski okulunun mezunlar komitesinde de oldukça aktif. Zaten bir başka söyleşide "Denver'a takas olduğum gün, kariyerimin burada biteceğini biliyordum" demişti. Seneye 14.2 milyon dolar kazanacak olması da bir diğer kalma sebebi. Çünkü kurallara göre bu sene takas olursa, onu alan takım kontratının 3.4 milyon dolarını ödeyerek onu bu yaz free agent yapabilir. Billups garantiye aldığı kontratını riske etmekte istemiyor. Nets ise ona garanti olarak bir sonraki sene alacağı parayı da peşin olarak ödemeyi düşünüyor.
Bu takastan en karlı çıkan Nets olacak gibi duruyor ama gerçek öyle değil. Detroit önümüzdeki sene için kontrat boşaltmaya çalışıyor. Hamilton'ın Denver'a, T-Prince'in Warriors'a gitmesi 50 milyon dolara yakın bir bütçe yaratacak Detroit'e. Murphy ve Petro'nun kontratları ise yarısı bile etmiyor bu rakamın. Bu arada Warriors'ın hem Zach Randolph, hem T. Prince, hemde Andre Igoudala ile ilgilendiğini belirtelim.
Bu akşam bu haber ilk çıktığında Denver, New Orleans ile oynuyordu. Carmelo 15 dakikada sadece 2 şut kullanmıştı. Gazeteciler ise Denver ve Nets'in yöneticilerinin halen görüşme halinde olduğunun haberlerini yapıyordu. Carmelo'nun maç sonu istatistikleri 8 sayı, 5 ribaund, 5 asist ve 4 faul olunca, herkes bu istatistiklerin Carmelo'nun Denver'da ürettiği son rakamlar olduğunu düşündü. Maç bitiminde ise "Denver'ın sahibinin daha cazip bir teklif istemesi üzerine görüşmeler şimdilik donduruldu" haberi herkesi şaşırttı.
Knicks dışında 2-3 takımın daha Carmelo ve Billups ile ilgilendiğini biliyoruz. Yinede Brooklyn'e taşınmaya hazırlanan Nets en iyi teklifi veren takım. 45 gün içerisinde bundan daha fantastik bir teklif gelmez ve takas süresi dolduğunda Carmelo halen Denver forması giyiyorsa, bu Denver'ın çok şey kaybettiği anlamına gelir. Çünkü Carmelo yaz aylarında free agent olacak. Yani nazlansa da Denver Carmelo'yu Nets'e yollamak zorunda kalacak gibi gözüküyor.
Şunu ne başından belirteyim ki bu yazı Kazım'ın Hannover maçında gol atması üzerine yazılmıştır. Ben Fenerbahçeliyim bunu da bilmeyenlere hatırlatayım. Benim için her zaman iyi oyuncu oldu Colin Kazım diyerek de mevzuya gireyim. Kazım'ın, Galatasaray'a transferi sonrası herkes yazıp çizerken, ben iş yükünden fırsat bulamadım. Madem yarın izinliyiz biz de bir şeyler yazalım hem uzun süredir blog yazısı yazmamanın acısını çıkarmış oluruz.
Bir defa Kazım ve kelepçe geyikleri aldı başını yürüdü. Twitter başta olmak üzere orada burada ben de katıldım bu dalga geçmelere orası ayrı. Ama işin bir de anlatılmayan ve ülkemizde de pek fazla önemsenmeyen gerçek bölümü var. Herkes biliyor ki Kazım malum olaydan aklandı. O gece aleminin baş kahramanları ise bugün halen Fenerbahçe forması giyerken Kazım dışarı da kaldı. Neden diye sormayın çünkü cevabı çok basit. Çünkü sağ kanatta alternatif bol ama sol bekte sıkıntı var. Young Boys maçında (bence haksız yere) oyundan atıldı çift sarı karttan cezası kesildi hemen Kazım'ın ama daha beterini PAOK maçında yapan Stoch'a gözler kapandı. Klasik sarı-lacivert adalet ondan esirgenmedi.
Bir de olayın sarı-kırmızı boyutu var ki orası daha enterasan. Kabullenemedi Galatasaray taraftarı daha ilk günden Kazım'ı. Sebep: rakiplerinin eskilerini istemiyorlar! Örneğin Beşiktaş bu furyayı ilk başlatan takımdır Fenerbahçe'den Galatasaray'dan bir dünya adam almıştır. Hayrını görememiştir ama Fenerbahçe ile dibe vurmuş Yusuf'u, devre arasında Bursa'dan alarak şampiyon olmuştur. Güzel bir örnektir Yusuf olayı herkes dalga geçmiştir yaşlı ve büyük takım oyuncusu değil diyerek. Ama Yusuf Şimşek verilen ikinci şansı değerlendirmiştir. Demek istediğim Kazım'ın suçu Gökhan Zan'ın, Serdar Özkan'ın kötü transferler olmaları değil de ona verilen ikinci şansı kullanamaması olmalı. Ki kullanmak zorunda değil, bakınız Burak Yılmaz'ın aklı üçüncü denemede Trabzon'da başına gelmiştir.
Neyse dönelim Kazım'a, disiplinsizliği ve gereksiz kart görme alışkanlığı ile eleştirdiğimiz arkadaşa. İlk geldiği sezon Zico yönetiminde tam 42 maça çıkmış Colin! Bunlardan 15'i ilk onbir ve sadece "3" sarı kartla tamamlamış sezonu. Ertesi yıl disiplinli Aragones ile 35 maç, 21 ilk onbir ve "1" kırmızı kart. 2009-10 sezonun da ise 18 maçta da ilk onbir ve yine "1" kırmızı kart. İlk geldiği yıl sadece 2 gol atarken takip eden senelerde 4 ve 5 gol atmış.
Gerçeği arayan gözler cevapları zaten bulurlar rakamlara dökmeye gerek bile yok. Kazım Fenerbahçe kariyeri boyunca her zaman istikrarlı oldu, ne güçsüz ne sakat oldu. Ondan faydalanmasını bilen Zico ve Daum'la çokta iyi maçlar çıkardı. Aragones ve Aykut'la başarılı olamadı. Ruhsuzlukla suçlanan son 10 yılın en başarılı Fener takımının kötü çocuğuydu, devamlı ipe çekilmek istendi. Çünkü Semih Şentürk gibi uslu çocuk değildi, basında sevenleri hayranları yoktu! Andre Santos ve Bilica ile kelepçeli partilere katılmadı ama onun adı yazıldı, orada olmadığını kanıtladı ama yine de gönderilen oldu. Şimdi Galatasaray'ın kapısından girdiğinde kuruldu idam sehpaları onun için. Ümit Karan'ın kaptanlık yaptığı takımın forması Kazım için fazla değerli bulunuyor ki Karan'ın onda biri kadar gece hayatı olmasına rağmen. Kendinden önce sarı-kırmızının hakkını veremeyenlerin cezasını yine Kazım çekiyor. Filmin sonu başlamadan belli. Sütten çıkmış ak kaşık olmayabilir bu Kıbrıs asıllı Türk pasaportlu oyuncu da ama bu kadar vurulmayı hak etmiyor. Belki talihi yanında olur da futbol oynaması için yaratılan bu adamın yolu Trabzon'a Şenol Güneş'in yanına düşer. İşte o zaman bu ülkede sorunun futbolcuların karakterlerinden öte onları yöneten teknik adam ve yönetimlerde olduğu gerçeğini bir kez daha tekrardan görme şansına sahip oluruz.
26.01.2011
25.01.2011
23.01.2011
22.01.2011
20.01.2011
Maccabi'nin normal sezonu 9-1'le tamamlaması yanılsamaya yol açmamalı. Bana göre en kolay gruptaydılar ve ucu ucuna kazandıkları birçok maç oldu. Tabii ki oldukça iyi bir kadroya sahipler ama Barcelona kalibresinde de değiller. Xavier Pascual'le sözleşme yenileyen ve Euroleague'de Saras'ın mucize yarattığı Rytas maçı hariç, son 5 maçının 4'ünü kazanan Barcelona ise epey iyi durumda. Gruptaki en ciddi rakiplerini yenerlerse ne kadar rahatlayacaklarının da farkındalar. İşi sıkı tutup handikabı aşarlar.
Barcelona -7,5
Olympiacos - Fenerbahçe
Olympiacos tempo yapmayı iyi başaran bir takım ama bu akşam karşılarında, buralara savunmasıyla gelen Fenerbahçe olacak. Spahija'nın şu an ısrarla, "Sabırlı ve sakin olmalıyız. Tempo yükselirse bu maçı alamayız" şeklinde uyarılar yaptığına eminim.
Alt 155,5
18.01.2011
Spurs -7,5
15.01.2011
14.01.2011
Pacers - Bulls
Bu sezon Chicago Bulls’un ‘contender’ olup olamayacağı tartışıladursun, Boğalar, United Center’dan ırak kaldıklarında, basketboldan da ırak kalıyorlar. Bu geceki Pacers maçına da 3 maçlık bir deplasman mağlubiyeti serisiyle (Nets, 76ers, Bobcats) geliyorlar. Bu takımlardan herhangi birinin Pacers’tan daha iyi olduğunu söylemek güç. Bulls’ta kafaların ister istemez, bir gece sonraki Miami Heat maçına gideceğini de düşünürsek Pacers’ın galibiyete yakın taraf olduğunu söyleyebiliriz. Bir diğer tercih de alt olabilir.
Indiana Pacers +1,5
Alt 191,5
Rockets - Hornets
Houston Rockets, hücum gücü yüksek ama savunmada da beş para etmez bir takım. Maçlarındaki toplam sayı ortalaması 213. New Orleans ise her ne kadar sakin sakin işini yapan bir takım olsa da tempoyu yükseltmeyi seven ev sahibinin dezavantajını kullanmayı ihmal etmeyeceklerdir.
Üst 196,5
Celtics - Bobcats
Kevin Garnett’tan yoksun oynayan Boston Celtics, Paul Silas’la çıkışa geçen ve son 4 maçını da kazanan Charlotte Bobcats karşısında handikapı aşamaz.
Bobcats +9,5
Knicks - Kings
Ligin en kötü iki takımından biri olan Sacramento Kings, Tyreke Evans’ın da yokluğunda, New York Knicks deplasmanından ağır mağlubiyetle döner.
New York Knicks -8,5
Nasıl, güzel fikir değil mi? Tabii ki evet ama karlı değil. Reklam değeri, yok denecek kadar az. Yani gerçekleşmesi mümkün değil. Peki mümkün olanlar neler? Barcelona ve Manchester ile başlayıp Euroleague'e uzanan ve son olarak Kobe Bryant'ın marka elçiliği ile taşlandırılan sponsorluklar.
Bir şirketin parayı nasıl harcayacağına karışmak haddimiz değil ancak, artık iş sevimsizleşmeye başladı. İlk başlarda imza attırılan kulüplerin isimleri karşısında gözlerimiz kamaştı, bol bol alkışladık ama biraz düşününce iyi de bunların bize faydası ne ki biz bu kadar seviniyoruz demeden edemiyor insan.
Şüphesiz, bu anlaşmalar THY'nin marka değerini arttırıyor ama bu şekilde Türk sporuna hizmet edildiği, yanılsamadan başka bir şey değildir. Kobe Bryant'la kaç paraya anlaşıldı bilmiyorum ama THY bu yıl tanıtıma 73 milyon dolar ayırmış. Bunun önemli bir bölümünü de futbol ve basketbol sponsorlukları oluşturuyor.
Maalesef bu büyük pastanın basketbol milli takımımıza ayrılan küçük dilimi dışında bize en ufak bir hayrı bulunmuyor. Halbuki çok daha ufak bir dilimle onlarca spor okulu açıp binlerce çocuğu basketbola kazandırmak mümkün. Mesela Garanti Bankası'nın desteğiyle sürdürülen 12 Dev Adam Basketbol Okulları, bu konuda feyz alınması gereken bir numaralı örnek. THY de bu şekilde bir yatırım yapmak zorunda mı? Değil ama bu veya benzeri bir proje gerçekleştirmeden, ben Türk sporu için büyük işler yapıyorum demek de hakkı değil.

Kemal'in Beşiktaş - Bursa maçından sonra yazdığı güzel yazıyı eminim hepiniz okumuşsunuzdur. Hani başlığında "Rüzgar eken, fırtına biçer!" diyordu Kemal. Biz sporda şiddet yasası çıksın diye beklerken, meclis tamda bu konuya zıt olarak silah bulundurma yaşını 18'e indiriyor. Üstelik tek bir silah için değil, 5 adet silah bulundurup iki tanesini de yanınızda taşımanız için bu yasa! Yani isteyen yanında iki adet silah ile birlikte gezebilecek.
Düşünsenize "yan baktın" kavgası yüzünden kaç kişi ölüyor, kaç kişi bıçaklanıyor ülkemizde? Birde şimdi futbol yüzünden çıkan kavgaları düşünün. Yakında çıkan kavgalarda taş, sopa, bıçak yerine silahta kullanılabilecek. Paranoya yapmak istemiyorum ama bildiğiniz çatışmalar çıkabilir maç kavgası yüzünden. Mesela bir spor yazarının yazdığı yazı bir kısım taraftarı memnun etmez ise ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.
Bundan sonra maçlara giderken yanınızda götürmeniz gerekenler sadece atkı ve bayrak değil. Bundan sonra çelik yelekte giymek zorundasınız. Deplasman maçına gelen bir "silah sever" her an rakip takımın taraftarı olduğunuz için sizi çekip vurabilir. Dediğim gibi; "çelik yelekleri hazırlayın".

Beşiktaş, Galatasaray ve Kayseri'nin kaybettiği, Trabzon'un kazandığı bir haftada çok önemli üç puanı bıraktı Fenerbahçe başkent Ankara'da. Deplasmanda İstanbul dışında sadece bir kez kazanarak devreyi kapatacaklar. Bunun yanı sıra mesaj maçlarını da kazanamayarak ligin ilk yarısını bitiriyorlar.
Kırılgan bir takım Fenerbahçe. Maçların ilk yarısından sonra karakter gösteremeyerek panik yapıp oyundan düşen bir takım. Bu yüzden ilk yarısında 2 gol atmadığı maçları kazanamıyorlar. Rakip Ankaragücü, ilk yarı bir tane bile atak yapamamış. İkinci yarı ileri çıkarak sana daha fazla alan bırakıyor, fakat sen bunları kullanamıyorsun. Hava soğukluğundan, zeminin kayganlığından falan değil. Ayakları gitmiyor ikinci yarı Fenerbahçe'li futbolcuların. Bir salgın hastalık gibi yayılıyor bu panik havası ikinci yarılarda. Aykut Kocaman'ın çare bulması gereken konu sadece bu. Düşünün Alex De Souza Fenerbahçe tarihinde 100 gol barajını aşmış, 188 maça çıkarak en çok forma giyen yabancı oyuncu olmuş, gol krallığında ikinci sırada. İlk yarı geri gelip top alarak bir şeyler yapmaya çalışsa da, ikinci yarı sahadan siliniyor. Dia sol kanattan ilk yarıda yaldır yaldır giderken, ikinci yarı ortalarda gözükmüyor. Biraz Gökhan'la biraz Emre işte heyecanını koruyarak oynuyor.
Ankaragücü ise ilk yarı ne yaptı gerçekten bilmiyorum. Savunmadan çıkmadan 45 dakika mücadele ettiler. Aslında Ümit Özat'ın taktiği buydu. İlk 45 dakika Volkan'ın hareket etmesini engellemek ve soğuktan donarak reflekslerini kaybetmesini sağlamaktı. Nihayetinde Volkan yenen iki golde de hareket edemedi. Tabi ki bu bir şaka, fakat Fenerbahçe'lilerin en güvendiği isimlerden Volkan Demirel'de ki bu düşüş gözlerden kaçmamalı. Niang ise şikayetçi bu durumdan belli. Sürekli arkadaşlarını yanına çağırıyor, aralara kaçmaya çalışıyor. Fakat Fenerbahçe'de birileri araya top atmayı yasaklamış olacak ki, Niang'ın göstermesine rağmen kimse önüne top atmıyor.
Sonuç olarak Fenerbahçe'de bugün ikinci yarıda sınıfı geçen tek oyuncu Gökhan Gönül. İzlerken biz yorulduk evimizde. İlk yarı oynadığı futbolla da Christian geçer notu aldı bu hafta. Yinede onun bölgesinde Mehmet Topuz'un oynaması çok daha iyi olacaktır Fenerbahçe için. Unutmadan, Fenerbahçe kaçıncı kez soldan vurulan bir topta gol yedi sayısını unuttum. Caner Erkin hücumda verimli olamadığı zaman savunmada ne kadar çok sırıtıyor değil mi? İkinci yarının sonlarında artık savunmaya bile dönmeye gerek duymuyordu hatta. Eminim birçok kişi Vederson nerede demiştir bu akşam. Santos kadar yetenekli, Caner kadar hızlı olmasa da onun oynadığı dönemde Fenerbahçe sol kanadından bu kadar çok gol yememişti.
Şimdi haftaya Sivas maçı var Kadıköy'de. Büyük olasılıkla aynı senaryo tekrar edecek. Fenerbahçe ilk yarıda maçı alıp, ikinci yarı maçın bitmesini bekleyecek. Aykut Kocaman'a verilecek en büyük tavsiye ise şu: Takıma bir kimlik kazandır! Çünkü Fenerbahçe hiçbir mesaj maçını kazanamıyor yine. Zor bela şampiyonluk potasına girip, son hafta yine bir şampiyonluk maçına çıkarsa üçüncü kez son haftada şampiyonluğun gitmesine pek çok kalp dayanamaz. Peki nasıl yapacak Aykut hoca bunu? Çok kolay... Galatasaray karşısında ikinci yarı çevirilen maçı, Gaziantep karşısında ikinci yarı çevirilen maçı, Manchester United karşısındaki zaferi anlatarak. Oğuz'u, Rıdvan'ı, hatta Müjdat'ı anlatarak. Yani Fenerbahçe'nin gerçek kimliğini, savaşçı kişiliğini onlara göstererek.
P.s: Birde oyunun iki tarafınıda oynamayı başaran bir sol bek transferi de fena olmaz hani...



































