
Fenerbahçe, Kadıköy'de Bursaspor'u ağırladı bugün. Her ne kadar maça Kuddusi Müftüoğlu'nun düdükleri damga vursa da, heyecanlı ve güzel bir maç izledik. Bu yüzden maçın her dakikasında gol arayan Fenerbahçe'yi ve "Şampiyonluk yarışında bende varım" demek için aslanlar gibi mücadele eden Bursaspor'u tebrik etmek gerekiyor. Hakem Kuddusi Müftüoğlu için ise söylenebilecek tek şey, açık ara MHK bünyesindeki en yüreksiz hakem olduğudur. Enteresan kararlara imza attı bu gece kendisi. Mesela önce tehlikeli olabilecek bir atağı oyuncu değişikliği yüzünden kesti, daha sonra yok durun vazgeçtim dedi. Faulün üzerinden 15-20 saniye geçtikten sonra ortada bir avantaj yokken "avantaj kaybolduğu" için faul düdüğü çaldı. Çalamadığı ve yanlış çaldığı düdüklerden bahsetmeye bile gerek yok. İtiraz dozunu bir hayli aşmalarına rağmen Alex ve Lugano'yu uyarmaya bile cesaret edemedi. Hatta Fenerbahçe'nin sert oyununa rağmen hatırladığım kadarıyla sadece Dos Santos'a kart çıkartabildi.
Aykut Kocaman'ın ise bugün en büyük yanlışı, orta sahada Özer - Mehmet - Christian üçlüsü ile başlamasıydı. Kenarda Gökay dururken, geçirdiği ameliyatlar sonrası halen kendini toparlayamayan Özer'le başlaması yanlış bir karardı. Orta sahada forvet arkasında oynamayıp, serbest oynayan tek oyuncu olmuş olabilir bu maçta Özer. Mevkisi neydi henüz çözebilmiş değilim. Hatta 5-6 arkadaş toplanıp nerede oynadığını bulamama riskimiz var. Sol kanatsız 45 dakika oynayan Fenerbahçe, Dia ve Caner'in girmesinden sonra hapsetti Bursaspor'u kendi sahasına. Bursaspor'da ise Sercan ve Altidore çok geç girdi oyuna. Fenerbahçe arka tarafta büyük boşluklar bırakmaya başladığında Bursa orta sahası henüz düşmemişti oyundan. Bundan yararlanamadı Ertuğrul hoca. Yinede İbrahim ve Serdar'ın kusursuz oyunu sahadan bir puan çıkarmalarını sağladı. Maçın adamı İbrahim, milli formayı çoktan hak ettiğini gösterdi.
Sonuç olarak Fenerbahçe, Trabzonspor'un iki puan gerisine düştü. 17'de 17 baskısından kurtulması en büyük artısı Fenerbahçe'nin. Şimdi önemli olan "kaçan" konumuna gelen ve Fenerbahçe tarafından "kovalanacak" Trabzon'un ne reaksiyon vereceği. İkinci yarının başındaki gibi seri puan kayıpları mı yaşayacaklar, yoksa bu yükü omuzlayıp şampiyonluk basamaklarını tek tek çıkmaya devam mı edecekler?
Bundan sonra ligde ne olabilir peki? Öncelikle şunu belirtmek lazım. Fenerbahçe'nin önümüzdeki iki hafta boyunca ligde oynayacağı rakipleri ile, Trabzonspor 2 hafta sonra oynayacak. Yani Fenerbahçe sırasıyla önce Eskişehirspor deplasmanına gidecek, daha sonra Gaziantep ile Kadıköy'de oynayacak. Trabzonspor ise TT Arena'da Galatasaray ile oynadıktan sonra Bursaspor ile içeride karşılaşacak. Sonraki iki haftada ise önce Eskişehir deplasmanı, ardından Avni Aker'de Antep'i ağırlayacak.
Önümüzdeki dört haftanın programı şu şekilde;
Eskişehir - Fenerbahçe
Galatasaray - Trabzon
Fenerbahçe - Gaziantep
Trabzon - Bursa
Buca - Fenerbahçe
Eskişehir - Trabzon
Fenerbahçe - İstanbul B.B.
Trabzon - Gaziantep
Bu dört haftayı hangi takım kayıpsız geçerse şampiyon olacak gibi duruyor. Yinede Trabzon'un işi daha zor. Hem Galatasaray, hemde Bursa maçlarını kayıpsız geçmeleri gerekiyor. Çünkü kalan fikstürüne bakarsak, Fenerbahçe'nin puan kaybetmesi en muhtemel maçlar Eskişehir ve Antep maçları.
Ligin 33. haftası şampiyonu ilan edecek hafta bana göre. Yani ya İstanbul'da Fenerbahçe, yada Avni Aker'de Trabzon taraftarları ligin bitimini beklemeden şampiyonluk sevincini yaşayacaklar 90 dakika sonunda.
Bursaspor'un ise halen şansı devam ediyor. Onlar için belirleyici maç ise Trabzonspor maçı olacak. Burada kaybedilecek puanlar onları şampiyonluk yarışından iyice uzaklaştıracak. Bursa'nın kalan maçları ise sırasıyla şu şekilde; Antalya, Trabzon (D), Manisa, Kayseri (D), Beşiktaş, Kasımpaşa (D), Gençlerbirliği.
Lig sonuna kadar çok keyifli bir yarış bizi bekliyor yani. Yinede kesin olan, ve olmaması kıyamet alameti sayılacak tek şey hakem hataları ve yöneticilerin yıllardır değişmeyen demeçleri olacak.
Scuderia Ferrari (Alonso-Massa)
Pistin en hızlılarından biri olan Ferrari, aynı zamanda en hızlı pilota da sahip. Alonso en fazla tur atan pilotlardandı. Aldığı başarılı sonuçlar ve kendine güveni de onu bir adım öne çıkarıyor. Massa yine ikinci pilot olarak görevini yapacak. Yeri geldiğinde yol verecek, yeri geldiğinde gaza getirilip podyum kovalayacak. Son yarışını 2 sezon önce kazanmış birinin hala Ferrari'de olmasının mantığını anlamak zor tabi. Son senesinde en iyisini yapmaya çalışacak.
Red Bull Racing (Vettel-Webber)
Rekabet üzerine kurulu bir takım Red Bull. Vettel-Webber çekişmesi takım için zararlı gibi gözükse de bence başarının sırrı bu ikiliyi kapıştırmakta. Vettel şampiyon pilot olarak bu sezona başlayacak ve üstündeki yük de ağır olacak. Webber ise kariyerinin sonunda şampiyonluk istiyor. En başarılı senelerini burada yaşadı ve bu sene de iddialı açıklamalarıyla dikkat çekiyor. Araç için söylenecek fazla bir şey yok. Pistin en hızlısı ama en dayanıklısı olacak mı, onu da yarışlarda göreceğiz.
McLaren Mercedes (Hamilton-Button)
Testlerde en fazla sorun çıkaran araçlardan birine sahip McLaren. Hamilton bu durumdan hoşnutsuz olduğunu defalarca dile getirdi. Son olarak "En iyisi olmak için buradayım, birkaç yarış kazanmak için değil" diyerek durumu çok net bir şekilde özetledi. Button ise daha iyimser. Yeni aracın, yeni lastiklerle yarışmasının ve iyi performans göstermesinin zaman alacağını söylüyor. Sonunda da Red Bull'un bu sezonun en iddialı takımı olduğunu itiraf ediyor. Eğer testlerin daha ilerisine gidemezlerse, yerlerini Mercedes'e kaptırabilirler.
Mercedes GP (Schumacher-Rosberg)
Ross Brawn mucizesi bu sene gerçekleşir mi? Mercedes bu sorunun cevabını arıyor. Bir efsane pilot, bir umut vaat eden pilot ve sağlam bir araç. Şampiyonluk, en azından birkaç yarış kazanmak için daha ne gerekir? Barcelona'daki testlerin en iyilerinden biri oldular. Schumacher bu sene podyumda sürekli yer almak için yarışacaklarını söylüyor. Geçtiğimiz sene hep ihtiyatlı konuşmuştu. Bu sene iddialı demeçlere başladıysa bildiği var demektir. Rosberg de çok yetenekli olduğunu geçen sezon gösterdi. İlk üç arasına gireceklerini düşünüyorum.
Renault Lotus (Heidfeld-Petrov)
İsmi bir garip, rengi bir değişik, en iyi pilotundan yoksun bir takım izleyeceğiz. Pistteki performansları sezon öncesinde iyiydi. Formula 1'in Hikmet Karaman'ı olmaya aday pilotu Heidfeld için Renault büyük şans. Bir Kubica değil ama hızlı bir pilot. Sınırları zorlamayı seviyor ve bu sene de kendisinden beklenen puan alması. Petrov ise son şansını kullanıyor. Geçen sene yarış tamamlamakta zorlandı. Bu sene önündeki Heidfeld'le çekişecek. Kendisini göstermesi için önemli bir fırsat.
Williams Cosworth (Barrichello-Maldonado)
Barcelona'da sorunlar yaşayan takımlardan Williams. Buna rağmen, pistin en eskilerinden Barrichello'ya sahipler. Usta Brezilyalı yine aracından maksimum performans alacaktır. Ama gözler Maldonado'nun üzerinde olacak. İlk önce sponsor pilotu diyerek burun kıvırmıştım ama testlerde o kadar da kötü bir pilot olmadığını gösterdi. Her ne kadar sorunlu yarışlar çıkarsa da bence bu sene Maldonado önemli bir aşama kaydedecek.
Sauber (Kobayashi-Perez)
Sezon başında beklentilerin üzerinde olan takımlardan biri oldu Sauber. Kobayashi gibi bir pilota sahipler. Geçen seneki performansı -özellikle son yarışlardaki- inanılmazdı. Akıllara Takuma Sato'yu getirmiş olsa da, ondan çok daha iyi. Muhtemelen birkaç yarış daha olsa, o gazla Kobayashi ilk 5'i zorlardı :) Ama yanında bir başka hızlı pilot olacak. 1981'den beri Formula 1'deki ilk Meksikalı olan Perez, testlerdeki performansıyla herkesi hayran bıraktı. Sauber bu senenin sürprizi olabilir. Yeter ki araçları sorun çıkarmasın.
Force India (Sutil-Di Resta)
Sezona kötü başlayan takımlardan. Testlerdeki süreleri çok iyi değil. Pilotlara bakınca da umutlanmak zor. Sutil'in orta sıra pilot olduğunu geçen sene gördük. Orta sıralardaki rekabet için ismi yazılabilir. Ama Di Resta'nın son sıralarda debeleneceğini düşünüyorum. Eğer araçları dayanırsa birkaç puan toplayabilirler. Onun dışında bu sezon sonlarda kalacaklar.
Toro Rosso (Buemi-Alguersuari)
Geçen sene alt sıraların en iyileriydiler. Bu sene de önemli zamanlara imza atarak sezona başladılar. İki genç pilotun daha iyi performans göstermesi bekleniyor. Yeni aracın daha rekabetçi olacağını görüyoruz. Alt sıralardan, orta sıra takımı olmamaları için hiçbir sebep yok.
Team Lotus (Trulli-Kovalainen)
Yemyeşil rengiyle gerçek Lotus görünümünde olan Team Lotus bu sene daha iddialı. Geçen seneki geri dönüş pek iyi olmamıştı. Hatta 500. yarış tam bir hayal kırıklığıydı. Ancak bu sefer biraz daha umutlular. Renault motoruyla Red Bull kanatları eğer uyumlu çalışırsa Lotus'un puanlar kazanmaması için hiçbir sebep yok. Bir de Kovalainen'in düzelmeyen performansı var ama o konuya girmeyelim.
Hispania Racing Team (Karthikeyan-Liuzzi) ve Virgin Racing (Glock-D'Ambrossio)
İki takımı da bir arada değerlendirmek istememin sebebi, testlerdeki kötü performansları. Umut verici bir pilot yok. Belki Liuzzi'nin geçen seneki ortalama performansıyla öne çıktığını görüyoruz ama bunun dışında iki takımın bazı yarışlara çıkamayacağını düşünüyorum. Sebebi de, birazdan açıklayacağım %107'lik kural. Yarışsalar da puan alırlar mı, o da bir başka sorun tabi.
Kurallar:
Pirelli artık Formula 1'de. Yepyeni 6 lastik seçeneği sunuyor. Bunları sert, orta, yumuşak, süper yumuşak, ıslak ve geçiş lastikleri şeklinde sıralayabiliriz. Farklı renklerdeki lastikler sayesinde bizler de hangi takımın, hangi lastiği kullandığını görebileceğiz.
Sert - Gümüş
Orta - Beyaz
Yumuşak - Sarı
Süper Yumuşak - Kırmızı
Islak - Turuncu
Geçiş - Mavi
Araçlarda da büyük değişiklik var. KERS yeniden devrede. Frende ortaya çıkan kinetik enerjinin saklanıp istenildiği zaman bu enerjinin kullanımını sağlayan sistem, daha önceden pahalı ve herkesin kullanamayacağı bir teknoloji olduğu için yasaklanmıştı. 2 senedir mühendisler bu sistem üzerinde çalışıyor ve iyi kullanan takımlar bariz bir avantaj kazanacaktır.
%107'lik kural ise küçük takımların pek çok yarışı kaçırmasına sebep olacak bir kural. Cumartesi günü en hızlı turu atan pilotun, %107'si kadar yavaş olan pilot pazar günkü yarışa katılamayacak. Bu da, sonda bahsettiğim takımları epey bir etkileyecek.
Ayarlanabilir arka kanatlar da bir başka yenilik. Ancak ben bunu daha çok acayiplik olarak görüyorum. Bir tuş sayesinde arka kanatlarda boşluk yaratılıyor ve geçişi kolaylaştırıyor. Ancak bunu her noktada değil, sadece izin verilen yerlerde yapabiliyorsunuz. Ayrıca ilk 2 turda bunu kullanmak yasak. Belirli noktalar ve ilk 2 tur dışında, pilotları bir de gereksiz tuşlarla uğraştırması açısından bence gereksiz bir kural olmuş. Şu anda sağlayacağı katkı merakla bekleniyor.
KERS geri geldi, F Kanal kaldırıldı. Bir başka saçmalık olarak gördüğüm F Kanal sisteminin kaldırılmış olması artı olsa da, ayarlanabilir kanatlar için bundan fedakarlık edildiğini düşünüyorum. KERS'in de tüm takımlarda olması durumunda nasıl bir sonuç yaratacağı önemli.
Takım emirleri artık serbest. Tabi bunu da adabıyla yapmak kaydıyla. Öyle doğrudan "Hacı, takım arkadaşına yol ver, o kazansın" gibi abuk bir cümle kurulamaz. Onun yerine "Felipe, Fernando is faster than you" demek daha mantıklı.
Son olarak, artık 4 yerine 5 vites kutusu kullanılacak. Sezon boyunca 4 vites kutusuyla yarışılan geçtiğimiz senede Red Bull çok zorlanmıştı. Artık bu sayı 5'e yükseltildi. İkinci bir pilot için fena olmayan sonuçlar görmeyiz umarım.
"Gel tezkere" şarkısı eşliğinde Avustralya GP'sini bekliyoruz.
Evet, bugün (yani cuma) derbi maçı oynanacak. Ama benim dikkatimi çeken, maçın oynanacağı tarih. 18 Mart, yani Çanakkale Zaferi'nin olduğu günde futbol maçı oynanacak. Hem de Türkiye'deki en büyük derbi maçı (Bir Beşiktaşlı olarak bunu söylemekte sakınca görmüyorum). Takımların saha öncesinde pankartla çıkacağını tahmin ediyorum. Ama bundan daha öte bir şey olmalı. Bugünün anlamını ve önemini, güzel futbolla perçinlemeliyiz. Fenerbahçe ve Galatasaray bunu yapmaya mecburdur. Taraftarların birbirlerine güller atması, futbolcuların şakalaşması değil mesele. Sadece güzel futbol, sadece iyi mücadele. Belki bir Milli Takım maçı olsa bu söylediklerim daha anlamlı olabilirdi. Ama en fazla taraftara sahip, kendilerini en büyük gören bu iki takımdan 18 Mart anısı olarak güzel şeyler beklemek de benim için anlamlı.
Koreografi konusunda iki takım da Türkiye'de önemli işler yapmıştır. Belki Avrupa'dakiler kadar değil ama Türkiye standartlarında güzel şeyler hazırlamışlardır. Çanakkale Savaşı'nda hayatını kaybedenleri hatırlatacak bir düzenleme yapılamaz mı? Oraya atıfta bulunulacak bir çalışma çok mu zor? Peki bu yapılırsa derbinin havası kaçacak, futbolumuz büyük bir yara mı alacaktır?
Bugün 18 Mart. Bugün Galatasaray-Fenerbahçe maçı var. Benim aklıma kavga-gürültüden çok daha farklı şeyler geliyor. Umarım aklıma gelen bu güzel şeyler, sahada da karşılığını bulur. Tribüne de yansır bu düşünceler. 18 Mart'ı kavgalı, dövüşlü, sulu bir şekilde hatırlatmanın kimseye faydası olmayacaktır.
Bugün yine bir bayram günü diyecekler size Galatasaray ile Fenerbahçe karşılaşacağından. Hayır bayram değil, savaş var bugün. Yeni bir cephe açılıyor hatta Türk Telekom Arena'da. Kavgası, dövüşü eksik olmayacak. Tribünde küfür edeceğiz birbirimize hem de en ağır şeklinde. Maçın ardından TV başına geçip hakeme sayacağız. Sonrasında çok bilenleri dinleyeceğiz, hor görecekler sahadaki oyunun kalitesini. Bilmiyorlar ki bu 90 dakikada önemli olan futbol değil, anlayamazlar ki bizim Galatasaray'ı, Fenerbahçe'yi futboldan daha çok sevdiğimizi. Takımımızın rengine sevdalandığımız günden bu yana diğerinden nefret ettiğimizi.
Umurumuzda olmayacak maçın sonunda nasıl kazandığımız. "Şampiyon olayacak mıyız, seneye Avrupa'ya gidebilecek miyiz?" sorularını aklımızın ucundan geçirmeyeceğiz. Tek derdimiz Fenerbahçeli isek Galatasaraylı, Galatasaraylı isek Fenerbahçeli bulmak olacak yakınlarda. O yüzden hissedelim bu duyguyu bugün. Evet nefret edelim birbirimizden bugün, ertesi gün nasıl olsa yine birlikte yaşayan insanlar olacağız. Ama bugün değil! İlk düdükten itibaren ben Fenerbahçeli olacağım, babam Galatasaraylı, dostlarım Fenerbahçeli düşmanlarım Galatasaraylı. Ne puan durumu umurumda ne futbolun kalitesi, ne taktiği ne hakemi! Dünyanın en büyük derbisi de olmasın. Zaten diğerleri anlayamaz ki bunu dünya derbisi olsun. Ben bilmiyorum ki nedenini onlar anlasın. Biz hepimiz sarıya aşığız bizi bir araya getirdiği için. Ama bugün sarının yanındaki kırmızıdan nefret ediyoruz tıpkı Galatasaraylıların onun yanındaki lacivertten ettiği gibi.
Jean-Marc Bosman, Avrupa Adalet Divanı’nda açtığı mahkemeyi kazandığında, Avrupa futbolunun kaderini değiştirmişti. Futbolcuların Bosman kuralı adı altında serbest dolaşım hakkı kazanmasıyla, güç dengeleri alabildiğine değişti. Peki, Bosman kuralıyla gelen, sözleşmesi biten futbolcuyu serbest bırakan uygulama, spor sahnesinde ilk ne zaman görülmüştü?
Bu sorunun cevabı için 1969 senesine gitmemiz ve bizim buralarda pek rağbet görmeyen bir sporun, beyzbolun tarihine bakmamız gerekiyor. Stadyumda izlemesi en zevksiz spor olduğu iddia edilen beyzbolun Bosman’ını aradığımızda, karşımıza Curt Flood ismi çıkıyor.
Tam adıyla Curtis Charles Flood, kariyerinin neredeyse tamamında St. Louis Cardinals forması giyen bir dış saha oyuncusuydu. Dış saha oyuncusunu, vurucunun çok uzağa yolladığı topları havada yakalamak için yırtınan ve home-run’larda çaresiz gözlerle bakan oyuncu olarak tasvir edebiliriz.
Curt Flood, bu mevkide oynayan oyunculara verilen Altın Eldiven ödülünü, kariyerinin son 7 yılında aralıksız olarak kazanan başarılı bir beyzbolcu, ancak şöhretinin asıl sebebi, 1969 senesinde açtığı ve 1972’de Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi’ne taşınan bir davadan kaynaklanıyor.
7 Ekim 1969’da Cardinals, Curt Flood’u Philadelphia Phillies’e gönderir, ancak Flood, oldukça zayıf bir takım olan ve ırkçı taraftarlara sahip olduğunu iddia ettiği Phillies için oynamak istemediğini açıklar. Ayrıca, takas olduğu haberini, genel menajerden değil de orta seviye bir yöneticiden alması da onu oldukça öfkelendirmiştir.
Flood, ligin başkanı Bowie Kuhn’a serbest kalma isteğini belirttiği mektupta şu ifadelere yer verir:
“Ligde geçirdiğim 12 yılın ardından, kendimi, ne istediğine saygı gösterilmeden alınıp satılacak bir mülk olarak görmüyorum. Bu sonucu ortaya çıkartan sistemin temel haklarımı ihlal ettiğine ve Birleşik Devletler yasalarıyla çeliştiğine inanıyorum.
1970 sezonunda beyzbol oynamak istiyorum ve bunu yapabilecek durumdayım. Philadelphia’daki kulüpten bir kontrat teklifi aldım ama karar vermeden önce diğer kulüplerle de görüşme yapma hakkım olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple, ligdeki bütün kulüplere, bu konu hakkındaki hislerimi ve 1970 sezonu için anlaşma yapmaya uygun durumda olduğumu bildirmenizi talep ediyorum.”Bowie Kuhn’un Flood’un talebini reddetmesi üzerine, oyuncular birliğinin de desteğini arkasına alan Flood, davasını Yüksek Mahkeme’ye taşır. Ne var ki Yüksek Mahkeme’den de istenen sonuç çıkmaz ve Phillies’in ümidi kestiği Flood, Washington Senators’a takas olur. 1971 sezonunda, Senators ile son derece başarısız bir sezon geçirir ve emekliye ayrılır.
Flood, davasında başarısız olur ama ateş bir kere yakılmıştır artık. Kulüplerin, süresi dolan kontratları diledikleri gibi uzatabilmelerine olanak sağlayan kuralın değişmesi, oyuncular birliğinin öncelikli amacı haline gelir ve 1975’de, 1 yılını kontratsız olarak geçiren oyuncuların, 1976’da ise ligde 6. yılını dolduran oyuncuların serbest kalma hakkına sahip olacaklarına karar verilir.
Bu iki kararın açtığı kapı, bir daha kapanmayacak şekilde giderek açılır ve basketboldan futbola kadar diğer birçok spor dalını da etkileyerek bugün sahip olduğumuz serbest oyuncu düzenlemelerinin temeli atılır. 60’larda ABD’de yaşanan ırk ayrımcılığına başkaldırı hareketinden de etkilenen siyahi bir beyzbolcu, sporcuları meta olmaktan çıkaran özgürlük hareketinin babası olmuştur.
Meksika'daki sokak yarışını Peter Sollberg kazandı. Guanajuato'daki yarışta Norveçli pilot en hızlı isim oldu. Loeb ve Ogier ise Norveçli'nin arkasında kaldılar. Diğer etaplarda ise Ogier'in üstünlüğü vardı. Fransız pilot ilk gün, 7 etabın 4'ünü kazandı. Loeb ise 3 etap kazanarak günü ikinci sırada tamamladı. Bu performanslarını ikinci gün de sürdürdüler ve Ford pilotlarıyla aradaki farkı açtılar. Üçüncü gün ise şanssızlık Ogier'in peşindeydi. Üçüncü günün ilk etaplarında aksını kıran Fransız sürücü yarış dışı kaldı. Bu da Loeb'ün liderliğe oturması demekti. Loeb ve Latvala'nın üst üste etap kazanmalarından sonra, son yarışta ekstra puan getirecek olan Power Stage'i Hirvonen kazandı. Böylece sıralama da belli oldu.
Yarışın dördüncüsü Peter Sollberg oldu. İsveç Rallisi'nin sürpriz ismi Ostberg beşinci, tecrübeli pilot Henning Solberg ise altıncı sırada yer aldı. Stobart Ford pilotları Matthew Wilson ve yeni transfer Evgeny Novikov yarışı tamamlayamayan isimler oldular. Kimi Raikonen ise Meksika Rallisi'nde yarışmadı. Sıradaki yarış 24-27 Mart tarihleri arasında, Portekiz'de yapılacak. Yarış öncesi pilotlar sıralaması şu şekilde olacak:
1- Mikko Hirvonen 46
2- Sebastien Ogier 37
3- Jari-Matti Latvala 31
4- Mads Ostberg 28
5- Peter Sollberg 23
6- Sebastien Ogier 15
Tribünler lig maçlarındaki doluluk ortalamasına göre oldukça boştu. Aslında bu vaziyet karşılaşmanın hafta içi olması, biletlere normalden fazla fiyat biçip, sonra düşürülmesi, hâla oturmayan ulaşım düzeni ve soğuk havayla açıklanabilir. Hatta stadı görme arzusunda olanların sayısındaki azalmayı da göze alırsak, bu durum biraz daha açıklığa kavuşur. Ancak her şeyi bir kenara koyarsak, bu müsabakanın taşıdığı değere baktığımızda tribünlerin boşluğunu anlamak mümkün değil.
KapakBir oyuncu çok kötü oynayabilir, her hareketi yanlış olabilir, hatta takımına yaptığı hatalardan büyük zarar verebilir. Ancak bir insana bu kadar şiddetli şekilde tepki gösteremez ve herşeyin sorumlusu olarak onu gösteremezsiniz. Üstelik bu oyuncu en önemli maçınızda ne olursa olsun kaptanınızsa. Evet Ayhan Akman'dan bahsediyorum. Ben hayatımda böyle basiretsiz, iradesiz insan topluluğu görmedim. Ve bu topluluk ne yazık ki 'Galatasaray taraftarı' olarak adlandırılıyor. Dün akşam tribünde Ayhan'a yapılanları, söylenenleri hatırladıkça hâla içim kalkıyor. Böyle bir haksızlığı kabullenemiyorum. Ayıp! Stadyum'da ilk 11'ler açıklanırken, Ayhan'ın ismi anons edildiğinde daha sahaya çıkmadan küfürler başladı. Öyle bir önyargılı yaklaşım vardı ki bu her halükârda tecrübeli futbolcuyu etkiledi. Üzerinde oluşan olağanüstü baskıdan ve taraftardan alamadığı güvenden dolayı sahada istenileni veremedi. (Tabi burada yaklaşık 1 aydır oynamayan Ayhan'a şans veren Hagi de sorgulanabilir ama konu bu değil.) Tepkilerin en yoğun olduğu yani Ayhan'ın oyundan çıktığı an ise tecrübeli futbolcu formasını öperek kendisini yuhalayanlara çok güzel karşılık verdi. Belki de bu reaksiyon en güzel cevaptı o kendini bilmez topluluğa.
'Kaptan' Servet Ligin ilk yarısında Frank Rijkaard takımın başındayken, en çok eleştiri alan oyuncu olan Servet Çetin, nasıl oluyor da attığı 1 golle bu kadar övgü alabiliyor. Aslında bu bir kısım Galatasaray taraftarının basiretsizliğini ortaya koyuyor. Öyle bir topluluk ki takımda ne kadar çirkinliğe yol açarsan aç, attığın bir golle herşey düzene girebiliyor. Hatta kahraman olabiliyorsun. Ayhan'ın oyundan çıktığı anda yükselen tepkiler Servet kaptanlık pazubandını taktığı için için gösterilmeliydi. Galatasaray yönetiminin açıklığa kavuşturması gereken konulardan biri de bu kaptanlık meselesi. Öyle ki başındaki teknik adamı, formasıyla mücadele ettiği takımı sabote edenler bir süre sonra 'kaptan' olarak dümenin başına geçebiliyor.
Olayı bilmeyenler için; geçtiğimiz günlerde Ashley Cole idmana getirdiği havalı tüfeği ile bir kişiyi yaraladı. Olay elbette kazaydı (kötü nişancı da olabilir) ama antrenmana silah getirmenin mantığını kimse sorgulamadı. Bizde de Trabzonsporlu futbolcular yapardı bunu, hey gidi.
Gelelim Ford pilotlarına. Finlilerden hiçbiri 3. sıradan daha yüksek bir derece alamadılar. Mikko Hirvonen, İsveç Rallisi'ni kazanarak geleneği devam ettirdi. Meksika'da başarılı olacağını zannetmiyorum. Bu tip toprak yarışlarında sürekli hatalar yapan Hirvonen yarış öncesi nedense bana pek ümit vermiyor. Matti Latvala ise 2 hafta önce Portekiz'de test yarışlarında kaza geçirdi. Ford yetkilileri bu kazanın önemli olmadığını söylese de, Latvala'nın yeni araca alışması uzun sürecek gibi. Bir de not; İsveç Rallisi galibi Hirvonen de İsveç Rallisi öncesinde kaza geçirmişti. Belki bu kazalar Ford pilotlarının aklını başına getiriyordur.
İsveç Rallisi'nde sürpriz yaratan genç Ford pilotu Mads Ostberg ise burada ilk defa yarışacak. Yeni Fiesta'ya en çabuk adapte olan isim durumundaki Norveçli pilot burada sürpriz yaratma peşinde. Gerçekçi olmak gerekirse puan alması bile büyük başarı olur. Zaten ilk 5'te yarışı bitirirse, 2011 sezonunda yeni bir pilot kazanılmış olunur ve Ford'un ana takımına bir kişi daha eklenir. Al Qassimi, Wilson, Andersson, Block, Kuipers ve Henning Solberg diğer puan alma adayı pilotlar. Ve tabi Kimi Raikkonen. Her defasında "Ayrılacak mı acaba" diye sorulan Finli pilot inatla rallide yarışmaya devam ediyor. Burada geçen sene pek hoş anıları yoktu kendisinin. Yarışın ilk gününden aracını takla attırmış ve müsabakadan erkenden elenmişti. Yazının sonuna da bu pek hoş olmayan anıyı ekleyelim:
"İleride oyununu daha da geliştirecek ve eninde sonunda defansın soluna geri dönecek. Her geçen gün daha da tanınacağı ve hamleleri rakipleri tarafından daha fazla bilineceği için boş alan bulma konusunda problem yaşayabilir. Ancak defansın solunda oynarsa topu daha da geride, kendi yarı sahasında alarak istediği alanı kendisine yaratabilir."





















































