TAŞRA BASKISI

İSTANBUL VE TAŞRA BASKILARI AYNI ANDA ÇIKAN BLOG

• Cengiz Bahadır Özdemir l 13 Ocak 2011 0 Yorum

Efes Pilsen'in isminin değişeceği artık kesinleşti. İlk olarak önerdikleri isimler Anadolu Efes ve Efes Spor Kulübü oldu. Sonuçta Efes markasını yaşatmak istiyorlar. Bu alkol ve tütün markalarının sporda yer alamamasını anlamakta zorluk çekiyorum. Spor-alkol/tütün tezat gibi gözükebilir. Ama bu markaların, spora verebilecekleri desteği göz ardı edemeyiz. Yasakçılar, spora aktarılacak para ile nice yeteneklerin ortaya çıkabileceğini düşünemiyorlar. Madem alkol/tütün ürünlerinin yaygınlaşmasını istemiyorsunuz, o zaman toptan yasaklayın bunların üretimini ve ithalatını. Hem muallakta bir şey kalmaz hem de niyetler anlaşılır. Bu konuyla ilgili 5 Mayıs tarihinde eski blogumda bir şeyler karalamıştım. Ufak düzeltmelerle burada yayınlamak istedim. O zamanlar "Yok lan, tasarıda düzenlemeler yapılır" umuduyla yazmıştım yazıyı. Ne yazık ki düzenleme olmadı. Aynen çıkardılar yasayı. Şimdi o yazıyla baş başa bırakıyorum sizi:


Kaç kişiye basketbolu sevdirmişlerdir? Kaç insana futbol dışında başka bir sporun da popüler olabileceğini göstermiştir? Peki bizler hayatımızda kaç defa Avrupa Kupası görmüşüzdür? Bunları bizlere sağlayan Efes Pilsen Spor Kulübü kapanmanın eşiğine geldi. Neden? Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu'nun hazırladığı taslakla alkollü içeceklerin sportif faaliyetlerde sponsor olması yasaklanıyor. Yasak, sigara firmaları üzerinde uygulanıyordu. Yeni düzenleme alkolü de işin içine katıyor. Peki bu yeni tasarı yönetmelik halini alırsa ne olacak? Efes Pilsen ismi spordan silinmiş olacak. Kendilerine 1 sene süre tanınacak ve bu süre sonunda Efes Pilsen ismi spor sahnesinden silinecek. İnsanın aklına türlü sorular geliyor. Efes Pilsen, rekabet açısından diğer firmaların önünde olabilir. Ancak spora yaptıkları katkıyı kimse göz ardı edemez. Efes Pilsen sadece bira markası değildir. Onun arkasında çok daha farklı anlamlar var. Efes Pilsen denince akla Koraç Kupası gelir, Ufuk Sarıca-Volkan Aydın-Tamer Oyguç gelir, Naumoski'nin alın terini silişi gelir, Aydın Örs gelir, Drobnjak ve Kambala gibi iki önemli uzun gelir, Hidayet ve Mirsad'ın NBA'e gidiş hikayesi gelir. Tüm bunları acaba o kuruldakiler biliyor mu? Efes Pilsen'i sadece alkol üreticisi olarak görüp IV. Murat tedbirleri almalarını doğal mı karşılıyorlar. Sigara yasağını televizyonlara komik bir şekilde getiren adamlar, şimdi de sporu komedi unsuru haline mi getirmek istiyorlar? Sporda yaşanan rekabete, devletin bazı adamlarının karışması ne kadar etik? 

Yapılan açıklamalara göre Efes Pilsen cephesinde endişe hakim. Kulübün kapanması anlamına gelecek olan kararın çıkmamasından yanalar. Ancak karar çıkarsa kesin olarak nasıl bir yol izleyecekleri belirsiz. Belki başka bir isimle yola devam ederler. Efes Pilsen gibi başta basketbol olmak üzere pek çok spor branşında hizmet eden bir kulübün başka bir isimle yola devam etmesi bana sıcak gelmiyor. Ancak halktan pek çok kesim de bu fikirden yana. Bazı şeyleri kolay zannediyorlar. Efes Pilsen Spor Kulübü 35 senelik bir markadır. Eğer belli bir seviyeye gelip uluslararası camiada da saygınlıkla anılıyorsa bu isim sayesindedir. Şimdi markalaşmış bir ismi hemen değiştirip yola devam edilmesi gerektiğini savunanların anlayamadıkları şey bu. Ayıptır, yazıktır. Tuncay Özilhan'ı çok sevmesem de bu konuda mağdur durumda olan kişi şu anda. Eğer Efes Pilsen, sırf bu saçma sebeplerden dolayı kapatılırsa Türk sporu kaybeder.

• Serhat Gürcan Gündüz l 0 Yorum



Birkaç kere denemiş olsam da bu yazıyı yazmayı, gönlüm el vermedi hiçbir denememde. Bir Fenerbahçe'li olarak en az Galatasaray'lı arkadaşlarımız kadar üzüldüm açıkçası. Çünkü orası sadece Galatasaray'ın değil, Türk futbol tarihine geçen önemli başarıların kazanıldığı, deplasman takımı taraftarlarının da unutulmaz anılarının olduğu bir yerdi. Yıkılan sadece stat değil, oradaki anılardı...

İlk deplasman maçımdı Sami yen. 2000 - 2001 senesinde İstanbulspor- Fenerbahçe maçı Ali Sami Yen'de oynanmıştı. Kapalı üstte izlemiştik babamla maçı. O günden sonra benim için Mecidiyeköy Galatasaray, Galatasaray ise Mecidiyeköy oldu.

Şimdi yıkılıyor Sami Yen o hatıralarla birlikte. Galatasaray artık Aslantepe Türk Telekom Arena'da oynayacak maçlarını. Şunu söylemek bile zor geliyor adama. Peki Galatasaray taraftarı alışabilecek mi? Ne bileyim, yıllardır maça girmeden önce bozuk parası ile "dur bari çekirdek alayım" deyip girdiği bakkalı göremeyince ne hissedecek? Eskiden maça giderken kullandığı yoldan farklı bir yolda maç havasına girebilecek mi?

İnsan yıllarca yaşadığı evinden taşınıp, başka bir semte yerleştiğinde bile kendisini bir müddet oraya "ait" hissetmiyor. Ama şartlar bazen değişikliği gerektiriyor (tabi Sami Yen yıkılıp tekrar yapılamaz mıydı o da ayrı bir soru). Taşındığı semtte bir kaç kere kaybolsa da, yeni mahallesinin kasabına eski semtindeki kasabın adıyla hitap etsede alışıyor sonunda. Galatasaray taraftarı içinde aynı şey olacak belli ki. Maça gitmek için otobüs beklerken belki yanlışlıkla Mecidiyeköy otobüsüne binecek tekrar. Doğru otobüse bindiği zamanda farklı bir yoldan geçtiğini fark edince "acaba yanlış otobüse mi bindim?" diye soracak kendine. Biz Galatasaray'ın içeride mi dışarıda mı oynadığını hatırlamadığımız da "maç Mecidiyeköy'de mi?" diye soracağız farkında olmadan. Futbolcular bir kaç kez soyunma odasının yerini karıştıracak, hatta tünelin yeri eski tarafta sanıp hakem düdüğü çaldığında o tarafa doğru yönelecekler. Liradan altı sıfır atıldığında nasıl şaşırıp, "aman ne milyonu, üç lira işte" dediğimiz günler gibi olacak uzun bir süre.

Sonra bir jenerasyon gelecek, bırakın Sami Yen'de maç izlemeyi yanından bile geçmemiş olacak. O başarıların kazanıldığı maçları kasetlerden izleyecek. "Demek orada stat vardı eskiden" diye soracaklar birde. Tabi zaman içerisinde bizde alışıp, unutacağız Sami Yen stadını. Şaşırmadan tek bir seferde "Aslantepe'de maç" diyeceğiz. Galatasaray'ın maçlarını Sami Yen'de izlemiş olan taraftarlar ile o çimde oynayan oyuncuların kalbinde yaşayacak sadece. Birde tarihin tozlu sayfalarında.

Fenerbahçe stadı tamamen bittikten sonra maraton tribününde izlediğim ilk maç "olmamış abi" demiştim arkadaşlara. İnsan alıştığı şekilde göremeyince, ceylan derisi koltukta izlese de alışamıyor ilk önce. İnanın sırf alışamadığı için maça gitmeyen, gittiği zamanda açık tribünde maçı izleyen insanlar var hala Şükrü Saracoğlu'nda. Galatasaray tribünleri de hissedecek bu hisleri. Kabullenemeyecek, özleyecek, "nerede o eski Sami Yen'in kapalısı" diye soracak kendine. Umarım bu alışma sürecini birbirlerinden kopmadan, dağılmadan atlatırlar. Bizim yaşadıklarımız ortada...

Umarım hızlı geçer bu adaptasyon süreci ve eski Sami Yen tribünlerinden daha iyi, daha coşkulu olur telekom arena tribünleri. Zor günler geçiren ebedi dostumuz, ezeli rakibimiz dileriz eski günlerine geri döner bu statta. Fenerbahçe taraftarı olarak ilk Telekom deplasmanını iple çekiyor olacağım (Telekom deplasmanı deyince insan telefon faturasını yatırmaya gidecekmiş gibi hissediyor). Stat ile ilgili yapılması gereken eleştiriler yok mu? Elbette fazlasıyla var ama onlar başka bir yazıya artık. Son olarak İstanbulspor - Fenerbahçe maçının fotoğrafını ekleyelim. Son bir gönderme olsun bizden sizlere (:

• Serhat Gürcan Gündüz l 1 Yorum



NBA draftlarına henüz 162 gün olsa da, ara ara bu şekilde oyuncuları tanıtmak istiyorum. Hem NCAA basketbolunu takip edenler, hemde draft olması muhtemel oyuncuları tanımak isteyenler için güzel bir fırsat olacaktır.

Perry Jones III, 21 Eylül 1991 Winssboro, Louisiana doğumlu. Liseyi Duncanville'de tamamlayan Jones, daha ilk senesinde NBA'e seçilmesi muhtemel olduğundan mıdır bilinmez, peşinde koşan onca üniversiteye rağmen Baylor Bears'ı seçti. Bu tercihinde Baylor Üniversitesinin pek çok tanınmış atlet yetiştirmesinde etkisi var mı merak etmiyor değilim. İki gün önce oynanan Oklahoma Sooners maçında gösterdiği performans ile bütün NBA'in dikkatini üzerinde toplamayı başardı. Big 12 içerisindeki en kötü 2. takım durumundaki Oklahoma karşısında oyunda kaldığı 35 dakika içerisinde 25 sayı, 4'ü hücum olmak üzere 7 ribaund, 1 asist ve 2 blok ile geceyi tamamladı. Big 12'nin bir diğer kötü takımı konumundaki Texas Tech karşısında da buna yakın bir performans göstermişti.

İlk maçına çıktığı Gram St. maçında 7 top kaybetmiş fakat 8 ribaund alarak "bana dikkat edin" der gibi oynamıştı. İkinci maçı olan La Salle karşısında ise double-double yaparken, 4 blok ile gecenin yıldızı oldu. İlk iki maçını izledikten sonra "şutlarını geliştirirse yeni bir Durant daha kazanır NBA" diye düşünürken, buna pek ihtiyacı olmadığını Jackson St. karşısında gösterdi. Daha sonra çok az maçını izleyebildim. Fakat istatistiklerini takip ederken önce Florida St.(4 sayı), ardından Texas Southern Tigers karşısında ki 0 sayılık performansı dikkatimi çekti. Tabi bu karşılaşmada 4 faul aldığı için sadece 15 dakika oynayabildiğini söyleyelim.

Geride kalan 15 karşılaşmada inişli çıkışlı bir performans gösteren Jones'un, henüz lige alışamadığını düşünüyorum. Fiziksel özellikleri fazlasıyla iyi. Boyu 2.11 cm ve - sıkı durun- kanat açıklığı 220 cm. Kollarının uzunluğu nedeniyle "Drantula" lakabını alan Kevin Durant'ın ise 224 cm. Kıyaslamanız açısından bunu da belirtmiş olayım. İlk adımı oldukça hızlı. İçeri penetre etmeyi seven bir oyuncu olduğundan, bu özelliği ani dönüşleri kolayca yapmasına ve savunmacısını rahat bir şekilde geçmesine olanak sağlıyor. Şut seçimleri ilk başlarda kötü olsa da, bunu düzeltmeye başladı. Rakip savunmayı iyi okuyup, harika paslar atabiliyor. Zaten ellerinin büyük olması, top hakimiyetinin yanında pas atabilme özelliğini de bir üst seviyeye çıkarıyor. Hem kollarının uzun, hem ilk adımının çok çabuk olması yetmezmiş gibi, birde oldukça atletik bir oyuncu. Bu özellikler tahmin ettiğiniz gibi onu hücumda durdurulamaz kılıyor. Savunmada ise kafası maçta ise, tuttuğu oyuncu basketboldan soğuyor. Sırtı potaya dönük oyunda ise repertuvarında pek fazla silahı yok. Fakat gücü ve çevikliği sayesinde bu açığını kapatıyor. Yaşı da henüz çok genç, elbette bunları zaman içerisinde öğrenecektir, tıpkı şutlarını geliştireceği gibi. Özellikle de uzak mesafeli şutlarını.

Üzerindeki baskıdan dolayı bazı maçlarda bocalıyor. Mental olarak henüz NBA'e hazır değil. Yazının içerisinde de belirttiğim gibi bazı maçlarda konsantrasyon kaybı yaşıyor ve bu da tabi ki oyununa kötü olarak yansıyor. Birde koçunun çizdiği oyunları pek anladığını sanmıyorum. Set hücumlarında bazen olduğu yerde bekleyebiliyor. Savunmacısına perdeleme yapması için yanından geçen takım arkadaşına bakmadığı bile oluyor. Oyunu Allah vergisi yeteneklerinden dolayı çok iyi okuyor fakat oyun bilgisi 0. Gözlemcilerin yazdıklarına göre, lisede fizik üstünlüğü sayesinde çok rahat oynamış olması bunun en önemli sebebi sanırım. NCAA'de oynayan Doğuş'ta maalesef aynı sıkıntılar yüzünden ilk turdan seçilemeyebilir. Gerçi onun durumu farklı bir yazı konusu.

Şuan için draftlarda ilk beşten seçilmesi en muhtemel oyunculardan birisi Jones. Zaten kulislerde bu sene draftlara katılacağı konuşuluyormuş. Bu kadar özelliğinin yanında mental olarak hiç hazır olmaması yüzünden bence bir sene daha en azından NCAA'de oynamalı. Hani Kaan Kural ve Murat Murathanoğlu hep der ya "mental özelliklerini geliştirememiş" diye, işte bunu geliştirmenin tek mümkün olduğu yer NCAA. Hem kişilik bakımından, hemde oyun bakımından. Çünkü Jones henüz kafa olarak hazır değil NBA'de ki mücadeleye. Mutlaka ama mutlaka ilk 5 sıradan seçilecektir, bundan bir şüphem yok ama kalıcı olmak ve yıldızlar arasına girmek istiyorsa acele etmemeli. Evet Kevin Durant ilk senesinde draft oldu fakat, kendisinin ne kadar olgun bir oyuncu olduğunu, takımı için her şeyini ortaya koyduğunu, maçlara nasıl konsantre olarak çıktığını daha ilk maçlarında gösteriyordu. Jones henüz AP Top 25 içerisindeki takımlardan hiçbirine karşı oynamadı. Özellikle bu maçlarda göstereceği performans onun hakkında daha net bir fikir yaratacaktır kafamızda. Şuanda AP Top 25 içerinde bulunan takımlara karşı ilk maçına Kansas Jayhawks karşısında 17 ocak tarihinde çıkacak. Takip etmek isteyenler için şimdiden belirtelim.

• Onur Saygın l 12 Ocak 2011 1 Yorum



Her veda hüzünlüdür. Hala doğduğu evde yaşayan biri olarak taşınmanın getirdiği hüznü düne kadar anlayamamıştım. Olimpiyat'a gittiğimiz sene bu kadar içimiz burkulmamıştı. Ne de olsa bir gün geri gelecektik ama bu sefer öyle de olmadı.

Ali Sami Yen'e dair en eski anım tarihini tekrar aramama rağmen bulamadığım İrlanda ile oynanan maçtır. İlk ve son defa numaralı tribünde seyretmiştim maçı. Amigo Orhan henüz Mustafa Denizli'ye kafa atmamış, Abdullah Ercan hala Trabzonspor forması giyiyordu. Ne maçın skorunu, ne de oynanan futbolu hatırlıyorum. Tek hatırladığım hayran hayran kapalı tribünü seyrettiğimdi.


Ailedeki tek Galatasaraylı olmanın kötü yanlarından biri de kendi başına maça gidebilecek yaşa gelene kadar Galatasaray maçına gidememek oldu. Sonra bu açığı kapattığımı düşünsem de PSG maçında orada olamamak hala içimde uktedir. 2001-2002 sezonuyla beraber başladı mesaim tribünde. Sonrası Olimpiyat tekrar Ali Sami Yen ama Mecidiyeköy'ün yeri hep ayrı oldu bende.



Herkesin binlerce maç anısı vardır benim gibi. Ama belki de en şanslı Galatasaraylılardan biriyim. Ali Sami Yen çimlerine çıkıp, kale boş olsada gol atabilmiş biri olarak dün gece ışıkların kapanmasıyla benim de anılarımdan birinin ışıkları kapandı. İtfaiye kapısından içeri girişim, hemen Yeni Açık tarafına koşuşum hala en güzel rüyalarımda yer bulur kendine. Sadece 2 kere şut çekebildim güvenlik gelip saha kenarına çıkartana kadar. Oysa ki 10 yaşında çocuktum ne yapabilirdim ki çimlere. Tribünler boştu zaten Pazartesi günü, maç olmayan bir günde kim olur ki tribünde. Ama vurduğum top filelere temas ettiği anda dolmuştu o tribünler. Davulların sesini duyabiliyordum, meşalenin dumanı görüşümü bile engellemişti. Keşke o güvenlik biraz daha geç gelseydi Yeni Açıktaki tel örgülere tırmanabilseydim. Ama bu kadarı bile yetti üstünden neredeyse 15 sene geçti ama hala hayatımın en mutlu anıdır o gol.

Yaşlanıp bunayınca ufak çocukları hayattan bezdirircesine sürekli anlatacağım bir anım yıkılıyor şimdi. Hem de sadece lüks içinde maç seyredebilmek uğruna. Hiç bir zaman ısınamayacağım Seyrantepe'ye. Hala maç önceleri sokağa gidip ordan geçicem maçlara. Umarım yıllar içinde sahiplenirim Seyrantepe'yi de. Yoksa insanın evinde kendini oraya aitmiş gibi hissedememesi kadar kötü hiç bir şey olamaz.

• Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum




Büyük takım şu Neurosport! Hem saha içinde hem saha dışında türlü türlü dertlerle boğuşuyorsun. Bunlar da yetmezmiş gibi ezeli rakibin karşısına çıkma telaşı başlıyor. Ama işte tam da bu noktada kafalardaki soru işaretlerini siliyor Bal Porsukları. Önce bir araya geliyor takımın önde gelenleri, yatırıyorlar sorunları masaya vuruyorlar neşteri dertlere. Yanlış olmasın onu bunu kesip atmıyorlar kendilerine indiriyorlar neşteri ve tek vücüt oluyorlar. Durmuyorlar devam ediyorlar yola, içlerindeki enerjiyi de etrafa yayıyorlar. Kulaktan kulağa, kalpten kalbe akıyor Neurosport sevgisi, kimse kayıtsız kalamıyor. Sevenleri ne ertesi günkü işini düşünüyor ne dondurucu soğuğu. Birbirlerini sadece twitterdan tanıyan insanlar Fulya Şan Öktem Tesisleri’nde omuz omuza veriyor, onlarla sevinip yine onlarla üzülüyor. Sadece bir halısaha takımı olmadıklarını ve boşuna “Neurosport Türkiye’dir.” demediklerini kanıtlıyorlar bizlere. 

Salı gecesi çarşambaya bağlanmak üzereyken başlıyor “El Bombastico”. Hem de ne başlangıç gözler meşale şovuna takılmışken top da Koray Gök’ün hunharca aşırtması ile fileleri buluyor. Keyifli başlayan maçın devamı da aynı oluyor. Golün ardından maçı istediği tempoda götüren bir Neurosport izliyoruz, daha önceki maçlarda neredeydiniz sorusunu sorarken. İlk yarıda Ayazma tek pozisyonu Harun Tekin’in araya koşusu ile yakalarken, Onur Erdem gole izin vermiyor. Bal Porsukları ise İsmail Şenol ile iki kez gole yaklaşıyor. Birinde İsmail, Ender Özkahraman'ı geçemezken diğerinde de hakeme takılıyor. İsmail’in rakibinin şarjı ile ceza sahasında kendini yerde bulmasına devam diyen hakem, maçın kopmasına da engel olup tüm heyecanı ikinci yarım saate taşıyor. 

İkinci yarının başlangıç düdüğü ile belli ediyor terse dönen rüzgar kendini. Bağış Erten, takım savunmasını iyice öne çıkarmasının ödülünü, yorulan ve pas yüzdesi düşen Neurosport'u her geçen dakika kendi sahasına mahkum ederek alıyor. 

Araya atılan bir topta da kaleci Onur Erdem kalesini zamanında terk etmekte gösterdiği başarıyı meşin yuvarlağı uzaklaştırmakta gösteremeyince Alican Keser'e çarpan top Serhat Barut’un önünde kaldı. Genç yeteneğe turnuvadaki dördüncü golünü atmak için hafif bir dokunuş yeterken Ayazma'da 1-1'i yakalıyordu. Skor dengeye gelmiş olsa da oyun hâlâ Ayazma lehinde işlemeye devam ediyordu. Bu dakikaları çokca oynamış olan Ayazma, tecrübesini konuşturuyor, Neurosport’un hem yorgunluğundan hem de toyluğundan faydalanıyordu. Üst üste harcanan fırsatlardan sonra galibiyet sayısını da Serkan Öz’ün, Hakkı Arpacıoğlu’nun ortasına yaptığı şık vuruşla buldu. Tribünlerin Neurosport’u ateşleme çabasının yetersiz kaldığı dakikalarda hakem sevest vuruş kararı vermese evine de üç puanla gidecekti. Kazanılan bir frikikte topun başına Emre Alayoğlu geçti. Sert vuruşu baraja da çarparak fileleri havalandırınca tekrardan hayat buldu Neurosport. Tüm hafta ve oynanan 60 dakika boyunca talihin hiç yanına uğramadığı Bal Porsukları bu golle sadece tabelayı değil ilerleyen haftaların da kaderini değiştirdiler. 

Bal Porsukları karşılaşmaya hazırlıklı geldiler.      
Maç sonu geldiğinde kafaya düşen ilk soru maçın hakkı bu muydu? İlk yarısını Neurosport’un ikinci devresini Ayazma’nın hükmettiği mücadeleden beraberlik çıkması olması gerekendi. Bu güzel rekabetin tek tatsızlığı ise İsmail Şenol’un sakatlığıydı. (Karşılaşmanın ardından yapılan kontrollerinde önemli ir sakatlığı olmadı öğrenildi.) 

Bir diğer soru ise "Neurosport’da kimi beğendim?". Herkesi. Tam bir takım oyunu oynadılar ve kendilerine yakışan karakteri oyunun genelinde sergilediler. Kenarda teknik direktör Erman Yaşar ile sahada Koray Gök, Onur Erdem, Emre Alayoğlu ile Mustafa Özdemir öne çıkan isimler oldu. Onur Salman her zamanki gibi kusursuza yakın bir oyun çıkardı. Saha dışının yıldızları ise belli: Yiğit Top ve İbrahim Koçyiğit. Gecenin sonunda iki puan kaybedilmiş olsa da Neurosport adına alınan bir puan çok daha fazla şey barındırıyor. Beraber hareket edebildiklerinde neler yapabileceklerini Boğaziçi maçının ardından Ayazma karşısında da gösterdiler. Zirveden bir eksikleri olmadığını biliyorlar şimdi sıra alttakilerden de puanları alıp olmaları gereken yere tırmanmakta. 



• Kemal Mardin l 0 Yorum


Fotoğrafta, Jamario Moon'u önde, Sessions ve Harris'i de arkada, alınan bir mola için kenara gelirken görüyoruz. Birisi, boş verin molayı, siz direkt soyunma odasına devam edin dese, hiçbiri itiraz etmez herhalde. 112-57 biten maçın sonunu beklemenin çok da anlamı yok neticede.

Cleveland Cavaliers'ın yıllardır başı böyle öne eğilmiyordu ama LeBron James'in The Decision'ının Cavs için The Downfall'a dönüşü çok uzun sürmedi. Geçen sezon yalnızca 21 kez mağlup olan Cavaliers'ın şimdiden 30 mağlubiyeti var. Galibiyet sayısı ise yalnızca 8. Ters çevirsen yine 8. Yani neresinden bakarsan bak, düpedüz rezillik.

Büyük yıldızlarını kaybeden takımların böyle çöküşler yaşadığına çok şahit olduk ama Cavs, yumuşak iniş yapmaya aday görülenlerden biriydi. Kazın ayağının öyle olmadığı ise çabuk anlaşıldı. Tabii ki takımın kazanma ritmini bu kadar çabuk kaybetmesinde üst üste gelen sakatlıkların etkisi de büyük. Anderson Varejao, Daniel Gibson, Anthony Parker ve Leon Powe, şu an takımdan ayrı olmasa üst üste 11 mağlubiyet gibi vahim bir tablo ortaya çıkmazdı sanırım.

Cavs'in sakatlıklar sebebiyle içinde bulunduğu durumu ve nasıl oyuncularla sahaya çıkmak zorunda kaldıklarını en iyi özetleyen ise Phoenix Suns'tan Jared Dudley oldu. 7 maçtır Cavs forması giyen Samardo Samuels'ı karşısında gördüğünde yaşadığı şaşkınlığı gizlemeyen Dudley, "Oyuna kurabiye canavarını, o koca adamı soktular. Adını bile bilmiyorum ama dev gibiydi" diyerek vahim tabloyu gözler önüne serdi.

Anlaşılan o ki Cleveland Cavaliers'ı sezon boyunca bu tarz durumlara maruz kalırken göreceğiz. Henüz ocakta bu sezona noktayı koydular. Bundan sonraki kaderleri ise draft piyangosunun insafına bağlı olacak.

Bu arada Cavaliers'la ilgili ilginç bir not: Bundan önceki 5 sene boyunca takımın koçluğunu yapan Mike Brown şu sıralar, oğlunun da oynadığı okul takımında Amerikan futbolu antrenörlüğü yapıyor ve kontratı gereği, Cavaliers'tan almaya devam ettiği yıllık 2 milyon doların tadını çıkarıyor.

• Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

Türkiye 2010'da pek çok spor dalında üst düzey başarılara imza attı. Basketbol, voleybol, atletizm dallarında önceden kazanılmamış başarılar kazanıldı. 2011 de Türk Voleybolu için güzel bir sene olmaya devam edecek gibi. Şampiyonlar Ligi, CEV Cup ve Challange Cup'ta yer alan temsilcilerimiz yollarına dolu dizgin devam etmekteler.
Kadınlar Şampiyonlar Ligi'nde mücadele eden üç takımımız gruplarını lider bitirdi. A Grubu'nda yer alan Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom (daha ne kadar isim almayı planlıyorlar acaba) 6'da 6 yaparak bir üst tura çıktı. Gruptaki takımların genel olarak Vakıfbank'tan güçsüz olduğunu söyleyebiliriz ama böylesine net bir performans göstermesi bizler adına sevindirici. Glinka ve Nikolic gibi iki önemli oyuncusuyla Vakıfbank'ın önünün açık olduğunu düşünüyorum.
B Grubu'ndaki temsilcimiz Fenerbahçe Acıbadem ise oynadığı 6 karşılaşmadan 5 galibiyetle ayrıldı. Tek mağlubiyeti, grubun bir başka 5-1 galibiyet oranlı Dinamo Moskova karşısında aldı. Grupta, geçen senenin şampiyonu Bergamo da bulunmaktaydı. Onların kupadan elenmesi de şok oldu. Dünya Kulüpler Şampiyonu ve geçen senenin Şampiyonlar Ligi finalistinin bu sene de iddialı bir şekilde turnuvada yer aldığını söylemek yanlış olmaz.
C Grubu'nda yer alan Eczacıbaşı Vitra, Fenerbahçe Acıbadem gibi, grubunu 5 galibiyet 1 mağlubiyet ile kapadı. Mirka Francia ve Neslihan Darnel gibi iki önemli oyuncusu bulunan takım tek yenilgisini, son maçta grup ikincisi Volero Zurih karşısında aldı. Grubunu ilk iki sırada tamamlayan ve en iyi iki üçüncü takım 12'li playoff grubunda mücadele edecekler.
Erkekler Şampiyonlar Ligi'ndeki tek temsilcimiz olan Fenerbahçe Acıbadem, grubunda 1 galibiyet 4 mağlubiyet alarak bir üst tura çıkma hakkını mucizelere bıraktı. Son maç bugün 20:30'da Sisley Treviso ile oynanacak.
CEV Cup erkeklerde Ziraat Bankası 16'lı finalde, Avusturya temsilcisi HotVolleys Vienna'yı iki maçta da yenerek bir üst tura çıkmayı başarmıştı. Buradaki rakibi ise güçlü Casa Modena oldu. İlk maçı geçtiğimiz hafta oynayan Ziraat Bankası, maçı 3-1 kaybetti. İkinci maçı kendi evinde oynayacak olan Ziraat Bankası maçı kazandığı takdirde altın sete geçilecek. Bu seti alan ise dörtlü finale çıkacak. Yani umutlar sürüyor. Maç bugün 18:30'da oynanacak.
 
CEV Cup kadınlarda ise Beşiktaş ve Galatasaray Medical Park'ın mücadele ettiğini görüyoruz. Beşiktaş ilk turda Sırp takımı Tent Obrenovac'ı altın set sonucunda geçti. 16'lı finalde ise İsviçre'nin Volley Koniz takımı ile karşılaştı. İlk maçı İstanbul'da 3-0 kazanan Beşiktaş'ın ikinci maçı da kazanması ya da kaybetse dahi, altın sette rakibine üstünlük kurması gerekmekte.
Galatasaray Medical Park ise ilk turda Yunan Olimpiakos'u iki maçta da 3-0'lık setlerle geçti. 16'lı finalde ise Boşnak Jedinstvo Brcko'yu ilk maçta deplasmanda 3-0 yendi. İkinci maç bugün 18:30'da oynanacak. Galatasaray tura daha yakın olan taraf.
Challange Cup erkeklerde İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Arkas'ın yer aldığını görüyoruz. İkinci turda Sloven Calcit Kamnik'i, sonraki turda İsviçre'nin Lozan ekibini 3-0'lık ikişer setlerle geçen İstanbul BB, bugün Belçika'nın Prefaxis Menen takımıyla oynayacak. İlk maçı kendi evinde 3-0 kazanan İBB, ikinci maçta da favori olan taraf.
İzmir temsilcisi Arkas ise ikinci turda Sloven Marchiol Vodi'yi iki maçta da yendi. Sonraki turda Fin Raision Loimu ile karşılaşan Arkas, iki maçı da 3-0 kazanmayı bildi. 16'lı finalde Belarus temsilcisi Stroitel Minsk'i ilk maçta 3-0 yenen Arkas bugün 18:00'da ikinci maça çıkacak.

Voleybol tarihimizde, kulüpler bazında böylesine büyük bir başarıya ilk defa ulaşmış durumdayız. Özellikle kadın voleybolu gittikçe daha iyi bir seviyeye geliyor. Bunda emeği olan herkese teşekkür etmek zorundayız. Umarım bugünkü maçlarda da bir aksilik çıkmaz ve takımlarımız daha üst düzey maç oynamaya devam ederler.

• Atilla Nesipoğlu l 11 Ocak 2011 0 Yorum


Çok önce yazılması gereken bu yazı bugüne kaldı işin özü. Blogu tekrar hareketlendirme salvoları atarken haberi okuyunca bu topa girmek gerektiğini düşündüm. Sondan başlamak gerekirse finale kalan üç Barcelonalı'dan her hangi birinin kazanması da değiştirmezdi düşüncelerimi. Messi, en hak etmeyeniydi bunu da ekleyelim. Evet süper bir sezon geçirdi Barça ile La Liga'da tıpkı Xavi ve Iniesta gibi, yeterli bir Şampiyonlar Ligi performansı sergiledi yine Xavi ve Iniesta gibi ve çok kötü bir Dünya Kupası yaşadı Xavi ile Iniesta'nın aksine. Özet geçersek gözleri yormadan Xavi ve Iniesta ondan daha çok hak etmişti ama unutulmasın bu isimlerden de daha çok hak eden biri vardı.

Adaletin çoktan terk ettiği Zurich'deki FIFA organizasyonu Altın Top ödülünü Messi'ye verirken 2009-2010 yılının en iyi futbolcusu Wesley Sneijder'i sadece sezonun onbirine seçmekle yetindi.

Inter ile İtalya Ligi, İtalya Kupası ve Şampiyonlar Ligi kazanıp ardından da Dünya Kupası'nda Hollanda'yı finale taşıyan Sneijder'i yeterli görmemişti. FIFA final için bile. Aynı başarıları elde eden Mourinho'yu ise Messi kadar başarı kazanan Guardiola'nın önüne koydular. Ödül kriterlerini de kendisine benzetti FIFA. Son olarak yılın onbirine gelelim. Balık baştan kokar ya hani daha kaleci de bitirmiş olayı sevgili FIFA. Julio Cesar dururken Casillas'a verilmiş kale ki Valdes'i de alabilirlerdi beterinde beteri var dedirtmek için bize. Savunmanın soluna bir bek bulamamış yaşlı amcalar ki bende bulamadım o yüzden buradan vuramıyorum kendilerine. Ama her takımın defansif orta sahası kadar konuştuğu günümüz futbolunda bir tane isim akıllarına gelmediğinden ve yılı kupasız hatta finalsiz kapatan Ronaldo'yu kürsüye çıkartıp Forlan ve Milito'yu es geçmelerinden yeteri kadar suçlayabilirim kendilerini. Neyse yazının başındaki öfkem sona yaklaşınca biraz dindi. Sonuçta bu ödül bizleri değil de sponsorları tatmin etmek için yapılan bir organizasyon olduğundan üzerine bu kadar kelime dökmek bile anlamsız geldi noktayı koyarken. TARAF = )

• Kadir Ar l 0 Yorum


Başlıktaki iğrenç kelime oyunu için üzgünüm ama dün yapılan törende Messi'nin ödülü almasını hazmedemiyorum. Messi bana göre dünyanın en iyi futbolcusu mu? Evet ama ödülün geçmişinde, Dünya Kupası'nın yapıldığı senelerde kupayı kazanan ülkeden bir oyuncuya verilirken bu sene Messi'nin tercih edilmesini kabul etmiyorum.

Fifa bu ödülü 1991'den beri veriyor. Bu sezon France Football'ın Avrupa'da yılın futbolcusunu seçtiği Ballon D'or ile birleştirerek vermeye başladılar. O günden bu zamana kadar da her zaman Dünya Kupası'nı kazanan ülkeden bir oyuncu bu ödüle layık görüldü.

1991 Lothar Mattheaus      1990 Dünya Şampiyonu Almanya
1994 Romario                    1994 Dünya Şampiyonu Brezilya
1998 Zinedine Zidane         1998 Dünya Şampiyonu Fransa
2002 Ronaldo                    2002 Dünya Şampiyonu Brezilya
2006 Fabio Cannavaro       2006 Dünya Şampiyonu İtalya
2010 Lionel Messi?            2010 Dünya Şampiyonu İspanya?

Bu zamana kadar ödül, o yıl içerisinde en iyi performansı gösteren oyuncuya verildi. Messi 2010'da kötü bir performans mı gösterdi? Hayır, hatta Barcelona'da maç başına 1 gol ortalamayla oynadı. Ama bu sebeple buraya aday gösterildiyse Ronaldo da adaylar içerisine alınabilirdi. Dünya Kupası'nda kötü oynamadı ama takımı çeyrek finalde paramparça olup elendi. Barcelona Şampiyonlar Ligi'nde şampiyon olsaydı belki diyecektim ama İtalya Ligi, İtalya Kupası, İtalya Süper Kupası ve Şampiyonlar Ligi'ni kazanan Inter'in ve Dünya Kupası'nda final oynayan Hollanda'nın en önemli adamı Sneijder yerine bu listede yer alması bile yanlışken bir de ödülü kazanması ciddi bir haksızlık. 

2006'da Juventus'la Calciopoli sonrası iptal edilen lig şampiyonluğu sonrası Dünya Kupası'nı kazanan Cannavaro, Xavi'nin bu sezon gösterdiği performanstan daha mı iyiydi? O zaman o sezon da Barca'ya Şampiyonlar Ligi kazandıran Ronaldinho seçilseydi...

Milito'nun ilk 23'e giremediği, Sneijder'in son 3'e alınmadığı bu ödül töreni benim için saçmalıktan ibaret. Ben düne kadar "Xavi'ye vermeleri lazım ama finaldeki golü attı diye Iniesta'ya verecekler kesin" diye hayıflanırken şimdi "Bari Iniesta'ya verselerdi" diyorum...

Not: Tamamen kişisel düşüncelerimdir. Mevzu çok sinirimi bozduğu için bodozlama bir yazı oldu. Giriş, gelişme, sonuç hak getire. Anlatamadığım ya da yanlış anlaşılmaya sebep verebilecek şeyler varsa şimdiden affola...

• Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

Son derece zevksiz geçen 2010 WRC sezonundan sonra, 2011'in biraz daha çekişmeli geçmesi en büyük dileğim. Citroen'in yine alıp götüreceğini düşünüyorum ama bu sefer Ford işi kolay kolay bırakmayacaktır. Zaten Ford'un iki Finli taktiği bu sene de işe yaramazsa 2012'de o takım dağılır. Mini düzenli olarak yarışlara 2012'de başlayacağı için 2011 sezonunda kendilerinden çok bir şey beklememek gerek.

2011'deki ilk yarış her zamanki gibi İsveç Rallisi olacak. Takvimdeki tek kar pisti olan İsveç'te 60 yıldır İskandinavların üstünlüğü var. 60 yılda sadece bir kere bölge dışındaki biri bu yarışı kazandı. 2004'te Sebastien Loeb, çok çekişmeli bir yarışın ardından ufak bir farkla birinci olmuştu. 10-13 Şubat tarihleri arasında koşulacak yarışa 130 araç katılacak. İlk yarış için etkileyici bir sayı.
Sebastien Loeb ve Sebastien Ogier ikilisinin olduğu Citroen Total World Rally Team her zamanki gibi iddialı durumda. Gerçi İsveç'te Sebastien Loeb 7 kere yarıştı ve bunlardan 2'sinde yarışı tamamlayamazken sadece 1'inde mutlu sona ulaştı. Ogier ise 2 kere yarıştığı İsveç'te en iyi derecesini geçen sene beşincilikle kazandı.
Mikko Hirvonen ve Jari Matti Latvala'nın Ford Abu Dhabi Rally Team burada birincilik için mücadele edecekler. 2006'dan beri İsveç'te kazanan takımın bu sene de burada mutlu sona ulaşması bekleniyor. Hirvonen büyük hayalkırıklıkları altında geçen 2010 senesinde sadece burada birinci olmuştu. Latvala ise geçen sene üçüncü olurken, 2008'de bu yarışı kazanmıştı.
Formula 1, NASCAR, WRC derken sonunda rallide karar kılan Kimi Raikkonen ise Citroen aracıyla burada olacak. Ancak Citroen Junior ile değil de, ICE 1 Racing ile yarışacak. Alının bilgilere göre Raikkonen hala Citroen Junior'da ama İsveç Rallisi özelinde ICE 1 Racing etiketiyle yarışacak.
Citroen'le yarışacak bir başka isim Petter Solberg olacak. Geçen sene, son yarışlarda olağanüstü bir performans sergileyip sezonu üçüncü bitiren kurt pilot yine kendi takımıyla yarışacak. İsveç Rallisi'ni 2005'te kazanmış olan Norveçli bu sene de iddialı.

İsveç'te ilk defa yarışacak olan Monster World Rally Team'den Ken Block, bu sene ilk defa yarışlara girecek olan FERM Power Tools World Rally Team'den Dennis Kuipers, Birleşik Arap Emirlikleri destekli Khalid Al Qassimi ve tecrübeli Henning Solberg M-Sport Ford Rally Team desteğiyle yarışacak diğer pilotlar olacaklar.

Yazımıza İsveçli yarış güvenlik görevlileri ile son verelim:

• Cengiz Bahadır Özdemir l 10 Ocak 2011 0 Yorum

Formula 1'de yeni sezon 2 aydan daha kısa bir süre içinde başlayacak. Testler önümüzdeki günlerde yapılacak. Geçen seneki gibi efsane bir sezon olması en büyük dileğimiz. 2011 testleri ve yarışları başlamadan önce 2010'u bir daha hatırlayalım. FIA'nın düzenlediği galada güzel bir tanıtım filmi yayınlandı. Blogla tekrar ilgilenmeye başlayınca eklemek istedim. İşte 2010'un can alıcı anları.

• Serhat Gürcan Gündüz l 0 Yorum



ESPN'in haberine göre Nets - Nuggets - Pistons arasında dudak uçuklatacak bir takas gerçekleşmek üzere. Tam 15 oyuncunun içinde bulunduğu, Draft haklarının havada uçuştuğu bir takas olacakmış. Şuan için takasın önündeki tek engel Pistons'ın Johan Petro'nun önümüzdeki üç sene 10 milyon doları geçen kontratını istememesi. Bu arada takası ayarlayan kişinin Hamilton, Anthony ve Chris Paul gibi isimlerin menajeri Leon Rose olduğunu belirtelim.(Carmelo'nun yazın gerçekleşen düğününde, Paul'ün "Amare ve Melo ile New York'ta oynamak istiyorum" dediğini hatırlıyorsunuzdur.)

Kim nereye gidecek?

Carmelo, Billups, Anthony Carter ve Shelden Williams Denver'dan Nets'e gidecek.

Devin Harris, Derrick Favors, Anthony Morrow, Ben Uzoh, Stephen Graham, Quinton Ross Nets'in iki draft hakkıyla birlikte Nuggets'a gidecek.

Hamilton ise Detroit'ten Nets'e gidecek.

Johan Petro ve Troy Murphy ise Nets'den Pistons'a gidecek.

Şuanda gerçekleşmesi durumunda NBA tarihinin en geniş çaplı takası olarak tarihe geçecek. Tabi Petro'nun iki takımda da kalmayacağının kesin olması, takasın daha da büyüyeceği anlamına geliyor. Çünkü Petro ile ilgilenen başka takımlarda var.

Carmelo'nun yakın arkadaşları Paul ve Amare ile birlikte Knicks forması altında oynamak istediğini söylemiştik. Geçtiğimiz yaz Denver'ın teklifini bu yüzden kabül etmemişti. Fakat Knicks Denver'ın isteklerini karşılayamadı. Carmelo ise free agent olarak garanti alacağı parayı riske atmak istemedi ve Nets takasını kabül etti. Çünkü yazın daha düşük bir kontrata imza atma olasılığı da var.

Billups defalarca basketbolu Denver'da bırakmak istediğini söylemişti. ESPN, Yahoo ve TNT yorumcuları Carmelo'nun liderliğinde, eski takım arkadaşı Hamilton ve Brook Lopez gibi önemli bir uzunla Brooklyn'de oynama fırsatının onu cezbedeceğini düşünüyorlar. Fakat Yahoo'ya "Ailem burada; annem, babam, çocuklarım, dedelerim, bütün herkes burada. Burada yaşamak istiyorum" demişti. Billups lisede iken Denver'da bir yıldızdı zaten. Çocuklarının onun mezun olduğu okuldan mezun olmasını istiyor. Çocukluk arkadaşlarının çoğu Denver'da. Eski okulunun mezunlar komitesinde de oldukça aktif. Zaten bir başka söyleşide "Denver'a takas olduğum gün, kariyerimin burada biteceğini biliyordum" demişti. Seneye 14.2 milyon dolar kazanacak olması da bir diğer kalma sebebi. Çünkü kurallara göre bu sene takas olursa, onu alan takım kontratının 3.4 milyon dolarını ödeyerek onu bu yaz free agent yapabilir. Billups garantiye aldığı kontratını riske etmekte istemiyor. Nets ise ona garanti olarak bir sonraki sene alacağı parayı da peşin olarak ödemeyi düşünüyor.

Bu takastan en karlı çıkan Nets olacak gibi duruyor ama gerçek öyle değil. Detroit önümüzdeki sene için kontrat boşaltmaya çalışıyor. Hamilton'ın Denver'a, T-Prince'in Warriors'a gitmesi 50 milyon dolara yakın bir bütçe yaratacak Detroit'e. Murphy ve Petro'nun kontratları ise yarısı bile etmiyor bu rakamın. Bu arada Warriors'ın hem Zach Randolph, hem T. Prince, hemde Andre Igoudala ile ilgilendiğini belirtelim.

Bu akşam bu haber ilk çıktığında Denver, New Orleans ile oynuyordu. Carmelo 15 dakikada sadece 2 şut kullanmıştı. Gazeteciler ise Denver ve Nets'in yöneticilerinin halen görüşme halinde olduğunun haberlerini yapıyordu. Carmelo'nun maç sonu istatistikleri 8 sayı, 5 ribaund, 5 asist ve 4 faul olunca, herkes bu istatistiklerin Carmelo'nun Denver'da ürettiği son rakamlar olduğunu düşündü. Maç bitiminde ise "Denver'ın sahibinin daha cazip bir teklif istemesi üzerine görüşmeler şimdilik donduruldu" haberi herkesi şaşırttı.

Knicks dışında 2-3 takımın daha Carmelo ve Billups ile ilgilendiğini biliyoruz. Yinede Brooklyn'e taşınmaya hazırlanan Nets en iyi teklifi veren takım. 45 gün içerisinde bundan daha fantastik bir teklif gelmez ve takas süresi dolduğunda Carmelo halen Denver forması giyiyorsa, bu Denver'ın çok şey kaybettiği anlamına gelir. Çünkü Carmelo yaz aylarında free agent olacak. Yani nazlansa da Denver Carmelo'yu Nets'e yollamak zorunda kalacak gibi gözüküyor.

• Cengiz Bahadır Özdemir l 9 Ocak 2011 0 Yorum


Mini sıradan bir takım olmamaya kararlı. 2011 için ilk anlaştıkları pilot Kris Meeke olmuştu. Son 2 senesini IRC'de geçiren Britanyalı pilot, kariyerinin sonlarında Mini'de kendisini ispatlamak isteyecektir. Ama Mini'nin geçtiğimiz günlerde açıkladığı ikinci pilotu daha dikkat çekici bir isim: Dani Sordo. Citroen'de tahtını Sebastien Ogier'e kaptıran Sordo, Citroen'in Junior takımında daha fazla yarışmayı kabul etmedi. Kasım'da Mini'nin testlerine katılan İspanyol sürücü, herhalde bu testler sonunda memnun kaldı ve Mini ile anlaşmaya vardı.

Bu anlaşmanın anlamı, Mini'nin gözünün yükseklerde olduğudur. Artık podyum kovalayıp Ford'un rahatını bozmaya çalışacaklar. Meeke gibi Sordo da kendini ispatlamak zorunda. Citroen'de yaşadığı üçüncülüklerin çok büyük anlamı yok. Loeb'ün arkasında gölge pilot olmaktan çıktı ve bir şeyler yapmak zorunda. Açıkçası iki aç ve tecrübeli pilotun Mini'de yarışacak olması sevindirici. 2011 WRC sezonu rekabete açık olacak.

• Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum


Şunu ne başından belirteyim ki bu yazı Kazım'ın Hannover maçında gol atması üzerine yazılmıştır. Ben Fenerbahçeliyim bunu da bilmeyenlere hatırlatayım. Benim için her zaman iyi oyuncu oldu Colin Kazım diyerek de mevzuya gireyim. Kazım'ın, Galatasaray'a transferi sonrası herkes yazıp çizerken, ben iş yükünden fırsat bulamadım. Madem yarın izinliyiz biz de bir şeyler yazalım hem uzun süredir blog yazısı yazmamanın acısını çıkarmış oluruz.

Bir defa Kazım ve kelepçe geyikleri aldı başını yürüdü. Twitter başta olmak üzere orada burada ben de katıldım bu dalga geçmelere orası ayrı. Ama işin bir de anlatılmayan ve ülkemizde de pek fazla önemsenmeyen gerçek bölümü var. Herkes biliyor ki Kazım malum olaydan aklandı. O gece aleminin baş kahramanları ise bugün halen Fenerbahçe forması giyerken Kazım dışarı da kaldı. Neden diye sormayın çünkü cevabı çok basit. Çünkü sağ kanatta alternatif bol ama sol bekte sıkıntı var. Young Boys maçında (bence haksız yere) oyundan atıldı çift sarı karttan cezası kesildi hemen Kazım'ın ama daha beterini PAOK maçında yapan Stoch'a gözler kapandı. Klasik sarı-lacivert adalet ondan esirgenmedi.

Bir de olayın sarı-kırmızı boyutu var ki orası daha enterasan. Kabullenemedi Galatasaray taraftarı daha ilk günden Kazım'ı. Sebep: rakiplerinin eskilerini istemiyorlar! Örneğin Beşiktaş bu furyayı ilk başlatan takımdır Fenerbahçe'den Galatasaray'dan bir dünya adam almıştır. Hayrını görememiştir ama Fenerbahçe ile dibe vurmuş Yusuf'u, devre arasında Bursa'dan alarak şampiyon olmuştur. Güzel bir örnektir Yusuf olayı herkes dalga geçmiştir yaşlı ve büyük takım oyuncusu değil diyerek. Ama Yusuf Şimşek verilen ikinci şansı değerlendirmiştir. Demek istediğim Kazım'ın suçu Gökhan Zan'ın, Serdar Özkan'ın kötü transferler olmaları değil de ona verilen ikinci şansı kullanamaması olmalı. Ki kullanmak zorunda değil, bakınız Burak Yılmaz'ın aklı üçüncü denemede Trabzon'da başına gelmiştir.

Neyse dönelim Kazım'a, disiplinsizliği ve gereksiz kart görme alışkanlığı ile eleştirdiğimiz arkadaşa. İlk geldiği sezon Zico yönetiminde tam 42 maça çıkmış Colin! Bunlardan 15'i ilk onbir ve sadece "3" sarı kartla tamamlamış sezonu. Ertesi yıl disiplinli Aragones ile 35 maç, 21 ilk onbir ve "1" kırmızı kart. 2009-10 sezonun da ise 18 maçta da ilk onbir ve yine "1" kırmızı kart. İlk geldiği yıl sadece 2 gol atarken takip eden senelerde 4 ve 5 gol atmış.

Gerçeği arayan gözler cevapları zaten bulurlar rakamlara dökmeye gerek bile yok. Kazım Fenerbahçe kariyeri boyunca her zaman istikrarlı oldu, ne güçsüz ne sakat oldu. Ondan faydalanmasını bilen Zico ve Daum'la çokta iyi maçlar çıkardı. Aragones ve Aykut'la başarılı olamadı. Ruhsuzlukla suçlanan son 10 yılın en başarılı Fener takımının kötü çocuğuydu, devamlı ipe çekilmek istendi. Çünkü Semih Şentürk gibi uslu çocuk değildi, basında sevenleri hayranları yoktu! Andre Santos ve Bilica ile kelepçeli partilere katılmadı ama onun adı yazıldı, orada olmadığını kanıtladı ama yine de gönderilen oldu. Şimdi Galatasaray'ın kapısından girdiğinde kuruldu idam sehpaları onun için. Ümit Karan'ın kaptanlık yaptığı takımın forması Kazım için fazla değerli bulunuyor ki Karan'ın onda biri kadar gece hayatı olmasına rağmen. Kendinden önce sarı-kırmızının hakkını veremeyenlerin cezasını yine Kazım çekiyor. Filmin sonu başlamadan belli. Sütten çıkmış ak kaşık olmayabilir bu Kıbrıs asıllı Türk pasaportlu oyuncu da ama bu kadar vurulmayı hak etmiyor. Belki talihi yanında olur da futbol oynaması için yaratılan bu adamın yolu Trabzon'a Şenol Güneş'in yanına düşer. İşte o zaman bu ülkede sorunun futbolcuların karakterlerinden öte onları yöneten teknik adam ve yönetimlerde olduğu gerçeğini bir kez daha tekrardan görme şansına sahip oluruz.

• Kemal Mardin l 1 Ocak 2011 0 Yorum

Doğru Tahmin Oranı: 17/31 (%55)

26.01.2011
Zalgiris - Olympiacos
Olympiacos ne yapıp ne edip bu maçı almak zorunda. Fenerbahçe mağlubiyetinin ihalesi mecbur Zalgiris'e kalacak. Bu maçı kazanmak için kırmızı kar yağdırmaları gerekse bunu bile yapabilirler.

Olympiacos -3,5

Partizan - Efes Pilsen
Seyircisinin desteğiyle evinde 10 kaplan gücüne sahip olan Partizan, deplasmanda şimdiye kadar sıfır çeken Efes Pilsen'i ağırlıyor. Başka söyleyeceğim bir şey yok sayın hakim.

Partizan -2,5

25.01.2011
Nets - Cavaliers
Takımın sahibi Prokhorov, Carmelo'nun peşini bıraktıklarını açıkladığından beri New Jersey Nets bariz bir kıpırdanma yaşadı. Üst üste Utah ve Detroit'i yendiler ve 2 gece önce de Dallas'a sadece bir sayıyla yenildiler. Cleveland Cavaliers'ın içler acısı hali ise malum. Son 27 maçlarının 26'sını kaybettiler. Daha da önemlisi Mo Williams'ın yokluğunu dolduran Ramon Sessions'ın da bu karşılaşmada oynayıp oynamayacağı maç saatinde belli olacak. Bunca sakatlığın üstüne, onlar adına daha kötü bir gelişme olamazdı.

Nets -8,5

Magic - Pistons
Dwight Howard doğuda haftanın oyuncusu seçildi. Stan Van Gundy ise Magic koçu olarak 200. galibiyetini almak üzere. Magic'le ilgili hemen hemen her haberde Hidayet'in kenarda, başında havlu, kahkaha atan pozu kullanılıyor. Kısacası Orlando Magic'te keyifler yerinde ve bu takım oynadığı oyundan zevk aldıkça daha da yükselen bir takım. Bu gece de NBA'in en kötü hücum eden ve aynı zamanda en kötü savunma yapan takımlarından biri olan Pistons'ı ezip geçerler.

Magic -12,5


23.01.2011
Fenerbahçe Ülker - Banvit
Banvit'in bu ligde herhangi bir takıma çift haneli skorla yenilmesi, oldukça düşük bir ihtimal. Avrupa'dan elenmelerinin de lig performanslarına olumlu bir katkısı oldu. Fenerbahçe Ülker'in bu maça Olympiacos deplasmanının da yorgunluğuyla çıkacağını düşünürsek Banvit'e açılan handikap oldukça cazip duruyor.

Banvit +11,5

Beşiktaş Cola Turka - Türk Telekom
Ligin tempo yapmaya belki de en çok bayılan iki takımı karşı karşıya geliyor. İkisinin de 80'nin üstüne çıkmasını bekliyorum.

Üst 161,5

22.01.2011
Magic - Raptors
Hidayet için duygusal bir maç olacak. Dibe vurduğu takıma karşı, 'evim' dediği takımın formasıyla oynayacak. Özel performanslarından birini sergileyecektir diye düşünüyorum. Raptors'ın Magic'e karşı koz olarak kullanabileceği tek şey Bargnani'nin dış atış tehdidi. Savunmada ise Magic'in pick&roll hücumlarına karşı yapabilecekleri fazla bir şey yok. Yarın akşam da Miami Heat ile oynayacakları Florida turunu tatilden fazlası olarak gördüklerini düşünmüyorum.

Magic -12,5

Hawks - Hornets
Son 10 maçta sekizer galibiyet alan iki takımın mücadelesinde Al Horford'ın sakatlığı çok kritik bir detay. Bu sezon Hawks için kimsenin pek farkında olmadığı gizli özne olan Horford'ın yokluğunda handikap aşılmayacaktır.

Hornets +5,5

Celtics - Jazz
Utah Jazz, özellikle son zamanlarda deplasmanda tatsız bir görüntü sergiliyor. Boston Celtics'in evinde ne kadar tehlikeli olduğu ise malum (20-3). Garnett'ın dönüşü de moralleri yükseltti. Batının iyi takımlarından birine karşı oynayacakları bu maçta 'mesajı' çok net vereceklerdir.

Celtics -5,5


20.01.2011
Barcelona - Maccabi
Maccabi'nin normal sezonu 9-1'le tamamlaması yanılsamaya yol açmamalı. Bana göre en kolay gruptaydılar ve  ucu ucuna kazandıkları birçok maç oldu. Tabii ki oldukça iyi bir kadroya sahipler ama Barcelona kalibresinde de değiller. Xavier Pascual'le sözleşme yenileyen ve Euroleague'de Saras'ın mucize yarattığı Rytas maçı hariç, son 5 maçının 4'ünü kazanan Barcelona ise epey iyi durumda. Gruptaki en ciddi rakiplerini yenerlerse ne kadar rahatlayacaklarının da farkındalar. İşi sıkı tutup handikabı aşarlar.

Barcelona -7,5

Olympiacos - Fenerbahçe
Olympiacos tempo yapmayı iyi başaran bir takım ama bu akşam karşılarında, buralara savunmasıyla gelen Fenerbahçe olacak. Spahija'nın şu an ısrarla, "Sabırlı ve sakin olmalıyız. Tempo yükselirse bu maçı alamayız" şeklinde uyarılar yaptığına eminim.

Alt 155,5

19.01.2011

Rytas - Panathinaikos
Rytas, Top 16'ya kalanlar arasında en çok kan kaybeden takımlardan birisi oldu. Saras, Johnson ve Milosevic takımdan ayrılırken aylardır basketboldan uzak olan Jasaitis ile DJ Strawberry de kadroya dahil olan yeni yüzler oldular. İmkansızın peşinden koşmayacakları ve bu saatten sonra Avrupa macerasını ikinci plana alacakları yaptıkları hamlelerden belli oluyor. Panathinaikos ise bildiğimiz gibi. Olympiacos karşısında yara alsalar da tam gaz devam. Mesaj maçı niteliği de taşıyan Top 16'nın ilk karşılaşmasında masaya yumruğu vurup farka koşarlar.

PAO -6,5

Valencia - Zalgiris
Pesic sonrası devrim yaşayan Valencia'nın ligdeki 9 galibiyetlik serisi son hafta Estudiantes'e karşı son buldu. Euroleague'de ise son 5 maçlarının 4'ünü kazandılar. Haddinden fazla formdalar diyebiliriz. Zalgiris ise takımın en önemli parçalarından Mirza Begic'i kaybederek ağır yara aldı. Zorlu gruptan çıkmak için en azından Zalgiris'i iki maçta da yenmesi gereken Valencia'da kurt antrenör Pesic, bu maçı kazandırmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

Valencia -6,5



Heat - Hawks
Atlanta Hawks son 7 maçının 6'sını kazandı ancak, dün geceki Sacramento Kings maçı akıllarda epey bir soru işareti bıraktı. Kings gibi bir takımdan ilk yarıda 62 sayı yiyen Hawks, son periyota kadar savunma yapmaya tenezzül bile etmedi. Karşılarındaki takım Kings olunca son 12 dakikadaki gayretleri maçı almaya yetti ama bu gece Miami deplasmanına gidiyorlar. LeBron'un sakatlığının da etkisiyle son 3 maçını kaybeden Miami'nin 5 maçlık deplasman turnesinden sonra evinde oynayacağı bu ilk maçı ne kadar ciddiye aldığını hayal etmek güç değil. Üstelik Hawks'ın 4 oyuncusu, dün gece 40'ın üzerinde dakikalar alırken Miami Heat 2 günlük bir dinlenme fırsatı yakaladı. Chris Bosh'un büyük ihtimal oynamayacağı söylense de Miami Heat, bu maçı rahat bir şekilde kazanacaktır.

Heat -6,5

Bulls - Bobcats
İki takımın bundan bir hafta önceki karşılaşmasını Bobcats, evinde 96-91 kazanmayı başardı ama hem Bulls hem de Bobcats'in back-to-back'in ikinci ayağını oynayacağı bu maçta, ev sahibi Bulls açık favori. Onlar dün gece Grizzlies'i Boozer'ın yokluğuna rağmen, deplasmanda zorlanmadan yenerken Bobcats ise 76ers deplasmanında uzatmaya giden maçta oldukça moral bozucu bir mağlubiyete uğradı. Bu üst üste kaybettikleri 3. maç oldu ve doğal olarak akıllara, Paul Silas etkisi çabuk mu kayboldu acaba sorusu geliyor. Bobcats yenilgisinden sonra Heat maçı da dahil olmak üzere 3 maç üst üste kazanan Bulls'ta ise moraller oldukça yerinde. İç sahada yakaladıkları 18-3'lük harika grafiği bu maçta da sürdürmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Buna rağmen açılan 8,5 sayılık handikabı riskli buluyorum. Bobcats'in yorgunluğun etkisiyle tempoyu düşüreceğini ve Bulls'un da buna fazla itiraz etmeyeceğini düşünerek alta yönelmeyi daha cazip görüyorum.

Alt 185,5

18.01.2011
8'de başlayacak maçlar için fazla vakit yok. O yüzden kısa geçiyorum. ABD saatiyle 13'te başlayacak bu maçlarda normal ritimlerinin dışında bir duruma maruz kalan oyuncular genellikle maça konsantre olmakta zorlanır ve özellikle savunmalar düşer. O yüzden alt/üst tercihlerinde üste, galibiyet tercihinde ise mental olarak daha güçlü, winner özelliğine daha çok sahip olan takımlara yanaşmak lazım. Buna bağlı olarak tercihlerim şunlar oldu:

Bulls +4,5
Kincks-Suns 222,5 üst
Jazz -4,5


17.01.2011
Spurs - Nuggets
Son 4 maçını evinde oynayan Nuggets, felaket durumdaki Suns ve Cavs ile LeBron'suz oynayan Heat'i büyük farklarla geçmeyi başardı. Biraz diş gösteren Hornets'a karşı ise varlık gösteremediler. Bu gece de back-to-back'in ikinci ayağında Spurs deplasmanına gidiyorlar. İki takım arasında bu sezon oynanan iki mücadeleyi de kazanan Spurs, deplasman özürlü Nuggets karşısında fazla zorlanmayacaktır.

Spurs -7,5


16.01.2011
Clippers - Lakers
Savunmayı pek sevmeyen ve hücumda da tempolu oyunu tercih eden Clippers, Andrew Bynum'a geri kavuşan Lakers'la karşılaşıyor. Deplasmanda gözükse de bugün Staples Center'da çok daha fazla seyircisi olacak Lakers'ın favori olduğu maç, erken saatte olmasının da etkisiyle üste gidecektir.

Üst 195,5


T-wolves - Magic
İki takımın 4 Kasım'daki karşılaşmasını, Magic 42 sayı farkla kazanmıştı.Aradan geçen zamanda T-wolves biraz oturdu ama Magic de kıyaslanamayacak kadar güçlendi. Ev sahibi ekip, Kevin Love'ın sınırlarını zorlayan performansıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor ama bu gece Dwight Howard ve Brandon Bass ikilisi ona göz açtırmayacaktır. Öte yandan sakatlığı süren Michael Beasley büyük ihtimal bu maçı da kaçıracak. Üst üste 2 maç kaybeden Magic, 3. mağlubiyeti engellemek için işi sıkı tutacaktır.

Magic -7,5

Pistons - Kings
100 sayının üstüne çıktığında kendini şanslı sayması gereken iki takımın mücadelesinde açılan sayı limiti cazip görünüyor.

Alt 198,5

Bobcats - Hornets
Kötü şöhretleri sebebiyle Bobcats maçlarına hala düşük limitler açılıyor ama aksine onlar, giderek oyunlarını hızlandırmak istiyorlar. Şimdilik 80'li sayılardan 90'lara çıkmış durumdalar. Hornets da bir sürpriz olmadıkça 90-100 arasında skor üretiyor. Yakın geçmesi muhtemel bu maçta, iki takımın da 90'ın üstüne çıkacağını düşünüyorum.

Üst 183,5


15.01.2011
Edirne Olin - Efes Pilsen
Geçtiğimiz hafta deplasmanda Galatasaray Medical Park'ı yenen ve bu sezon evinde sadece bir kez kaybeden Olin Edirne'ye bu hafta da şans tanımak lazım. Gökhan Taştimur, lige yükseldiklerinden beri, "Edirneliler, bu sezon Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker gibi takımları izleyebilecekler" sözünü sık sık tekrarladı. Yani böylesi maçlara özel önem veriyorlar. Hafta içinde Siena'yla karşılaşacak olan Efes Pilsen, bu maçı kazansa bile handikapı aşamaz.

Olin Edirne +8,5

Medical Park Trabzonspor - Pınar Karşıyaka
Karadeniz ekibi son 2 maçını kazandı ve çıkışını sürdürmek istiyor ancak karşılarında ligin en formda takımlarından Pınar Karşıyaka var. Son 7 maçından genç takımla çıktığı Beşiktaş Cola Turka maçı hariç 6'sını kazanan Pınar Karşıyaka, bu mücadeleyi de kayıpsız geçip ilk yarıyı 5. sırada tamamlamak isteyecektir.

Pınar Karşıyaka -1,5

Oyak Renault - Banvit
Bu sezon oynadığı basketbolla saç baş yolduran Oyak Renault, lig ikincisi Banvit'i ağırlıyor. Bu saatten sonra ev sahibinin hedefi, direkt rakiplerini mağlup etmek olacaktır. Böylesi maçlarda ise güçlü takımlar masaya yumruklarını vurdukları anda buyur abi deyip maçı altın tepside sunacaklardır. 14 maçında 12 kez mağlup olan bir takımın Banvit ile psikolojik olarak mücadele etmesi çok zor.

Banvit -10,5
-------------------------


14.01.2011

Pacers - Bulls
Bu sezon Chicago Bulls’un ‘contender’ olup olamayacağı tartışıladursun, Boğalar, United Center’dan ırak kaldıklarında, basketboldan da ırak kalıyorlar. Bu geceki Pacers maçına da 3 maçlık bir deplasman mağlubiyeti serisiyle (Nets, 76ers, Bobcats) geliyorlar. Bu takımlardan herhangi birinin Pacers’tan daha iyi olduğunu söylemek güç. Bulls’ta kafaların ister istemez, bir gece sonraki Miami Heat maçına gideceğini de düşünürsek Pacers’ın galibiyete yakın taraf olduğunu söyleyebiliriz. Bir diğer tercih de alt olabilir.

Indiana Pacers +1,5
Alt 191,5

Rockets - Hornets
Houston Rockets, hücum gücü yüksek ama savunmada da beş para etmez bir takım. Maçlarındaki toplam sayı ortalaması 213. New Orleans ise her ne kadar sakin sakin işini yapan bir takım olsa da tempoyu yükseltmeyi seven ev sahibinin dezavantajını kullanmayı ihmal etmeyeceklerdir.

Üst 196,5

Celtics - Bobcats
Kevin Garnett’tan yoksun oynayan Boston Celtics, Paul Silas’la çıkışa geçen ve son 4 maçını da kazanan Charlotte Bobcats karşısında handikapı aşamaz.

Bobcats +9,5

Knicks - Kings
Ligin en kötü iki takımından biri olan Sacramento Kings, Tyreke Evans’ın da yokluğunda, New York Knicks deplasmanından ağır mağlubiyetle döner.

New York Knicks -8,5

• Kadir Ar l 27 Aralık 2010 0 Yorum


Futbolda ara transfer dönemi hızla yaklaşırken, Spor Toto Süper Lig’deki takımların yapacağı transferler de merakla bekleniyor. Beşiktaş dışında henüz hiçbir takım yabancı transfer konusunda somut bir adım atmazken, ortaya her gün yeni bir isim atılıyor.

Beşiktaş Almeida ve Simao’yu sözleşmelerinin altı ay sonra bitecek olmasından faydalanarak, değerlerinin çok altında rakamlara transfer etti. Ancak Avrupa futbol piyasası sadece bu iki oyuncudan ibaret değil. Biz de sizler için sezon sonu kontratı bitecek oyunculardan oluşan bir liste hazırladık. Üç büyüklerin yabancılara ödediği rakamları düşünürsek, aşağıdaki oyunculardan bazılarını Türkiye’ye getirmek hiç de zor değil…

Andrea Barzagli (29 – Wolfsburg)

İtalyan oyuncu savunmanın ortasında görev yapıyor. 2006’da Dünya Kupası’nı kazanan İtalya’nın kadrosundaydı. Son yıllarda milli takıma seçilemiyor ancak Wolfsburg’un değişmezi. İtalya’ya dönmek istemesine rağmen ülkesinde Wolfsburg’dan kazandığı 2,5 milyon avroyu karşılayacak bir talibi bulunmuyor. 5 sezondur ne İtalya’da ne de Almanya’da neredeyse hiç maç kaçırmadı. Savunma problemi yaşayan büyüklere ilaç olur…


Ivan Rakitic (22 – Schalke 04)

Lincoln’ü Galtasaray’a satan Schalke, boşluğunu Rakitic’le doldurmaya çalıştı. Hırvat oyuncu zaman zaman müthiş performanslar gösterse de beklenen patlamayı tam olarak gerçekleştiremedi. Forvet arkasında görev yapan Rakitic’in en büyük avantajı henüz 22 yaşında ve gelişmeye açık olması. Belki de beklenen patlamayı bu topraklarda gerçekleştirir…

Piotr Trochowski (26 – Hamburg)

2008 Avrupa Şampiyonası ve 2010 Dünya Kupası’nda Almanya Milli Takım kadrosunda yer alan Trochowski Bundesliga’nın en iyi kanat oyuncularından birisi olarak gösteriliyor. Her iki kanatta da başarıyla görev yapabilen oyuncunun adı Manchester United ve Genoa’yla da anılıyor. Hamburg’dan brüt 2.2 milyon avro kazanan Trochowski’yi elini çabuk tutan kulüp devre arasında transfer edebilir…

Jose Bosingwa (28 – Chelsea)

Chelsea’ye 16.3 milyon sterline transfer olduğu ilk sezon takımın değişmeziydi. Ancak geçen sezon yaşadığı sakatlıklar sonrası formayı Ivanovic’e kaptırdı ve geri alacak gibi de gözükmüyor. Ancelotti 2 sezondur sadece 16 lig maçında ona görev verdi. Liverpool dahil birçok Premier Lig kulübü peşinde ancak tüm takımlar onu sezon sonu için bedelsiz olarak kadrosuna katmak istiyor. Biraz hızlı davranıp paraya da kıyılabilirse devre arasında bonservisiyle transfer edilebilir.


Matthew Upson (31 – West Ham United)

Sert oyunuyla tanınan savunma oyuncusu, kariyerinin en olgun dönemini yaşıyor. Capello’nun Güney Afrika kadrosunda güvendiği isimlerden birisiydi. Almanya’ya 4-1 kaybederek elenen İngilizler’in tek golünü o kaydetti. Özellikle hava toplarında geçit vermeyen Upson, Premier Lig’in dibinde yer alan West Ham’dan Ocak ayında makul bir bedele transfer edilebilir. 2007’de 6 milyon sterline transfer ettikleri oyuncuyu bedavaya kaptırmak istemeyen West Ham da devre arasında göndermeye sıcak bakıyor…

Mahamadou Diarra (29 – Real Madrid)

Senelerdir her transfer döneminde haberlerini okuduğumuz Diarra transferi bu sefer gerçekleşebilir. Jose Mourinho’nun devre arasında ilk göndereceği isimler arasında yer alan Malili oyuncu için Juventus, Liverpool, Tottenham gibi takımlar da sırada bekliyor. Defansif orta saha olarak görev yapan oyuncuyu almak isteyen bir kulübümüz olursa kesenin ağzını biraz açması gerekecek.


Juan Angel Ablin (24 – Getafe)

Getafe Laudrup önderliğinde Uefa Kupası’nda fırtına gibi eserken takımın en önemli yıldızlarından birisiydi. İyi bir pasör ve uzaktan etkili şutlar çekebiliyor. Hem forvet arkasında hem de sol kanatta oynayabilen Uruguaylı oyuncu, şu anki teknik direktör Michel’in göreve gelmesinden bu yana forma bulmakta zorlanıyor. Özellikle bu sezon sadece 1 maçta ilk 11’de yer alabilen Albin, sezon sonu bitecek kontratını beklemeden devre arasında da transfer edilebilir…

Cesar Delgado (29 – Lyon)

Hem forvette, hem de forvet arkası kanatlarda başarıyla görev yapabilen Delgado, 4 sezondur Lyon için önemli bir alternatif oluşturuyor. Ancak bu sezon sadece 164 dakika forma giyen Delgado, 29 yaşına gelmiş olmanın etkisiyle, son bir iyi kontrat yapmak isteyebilir. Bu konuda da referansları oldukça iyi olan ülkemiz Arjantinli için uygun bir seçenek gibi gözüküyor…

Not: Kontratı bitecek oyuncular arasında bu listedekilerden çok daha kaliteli isimler de var elbette. Klose, Van Bommel, Hargreaves, Owen, Eboue, Woodgate, Stankovic, Srna gibi. Ancak bu oyuncuları talep edecekleri uçuk rakamlar, kulüplerinin bırakmaması ya da takımlarımızdan daha iyi imkanlar sunabilecek kulüplerin talip olması gibi sebeplerle liste dışında bıraktık… 

Not: Bu yazı 25.12.2010 tarihinde cumhuriyetspor.com.tr için yazılmıştır...