Gerçekten çok merak ediyorum kim seçiyor bu milli takımı. Bir ara Fatih Tekke söylemişti sanırım emin olamıyorum, kıstası ne milli takıma seçilmenin diye. Böyle bir brifing verseler hani milli takım sorumlularımız biz de onun üzerinden değerlendirsek. Milli takım kulüp takımı gibi yönetilsin de bu takımın mantıklı bir transfer politikası olsun. Fatih Terim gitti, Hiddink geldi sevindik. Biraz acaleci davranmışısız sanırım. Terim gitmiş ama kafası orada kalmış. Bütün sorumluluğu
Bütün sorumluluğu Oğuz Çetin'e de yüklemek istemiyorum aslında. Patron olan Hiddink sonuçta. Örneğin Selçuk Şahin'i çözmek için kaç maç izlemek gerekli. Çok mu önemli maçları var Ümit Milli Takım'ın Necip'i oraya gönderiyoruz. Yolumuza Aurelio ile davam edeceksek ne farkı var Ali Tandoğan'ın, İbrahim Üzülmez'in. Hakan Balta şu hali milli formaya layık görülüyorsa, oynamadığı günlerde takımda olan ve oynamak için gittiği G.Antepspor'da 3 haftada 270 dakika sahada kalmış Emre Güngör'e nasıl anlatacaksınız kendinizi. Kazım Kazım ve Gökhan Zan seçiliyorsalar sahaya ayak basmadan, Mevlüt Erdinç ve Volkan Şen neden paralıyorlar kendileri göstermek için.
Yanlış anlaşılmasın diye önceden belirteyim F.Bahçe taraftarıyım ama ortada bir Volkan Şen gerçeği varken Özer'in bu hali ile kadroya çağırılması kötü hissettiriyor. İkisi de çok yetenekli kabul, birinin diğerinden fazla farkı yok diyelim. Ama Volkan Şen her hafta tabelayı değiştiriyor, liderlik ediyor. Özer ise maç sonlarını oynuyor.
Kadroya bakıp hem genç hem de yetenekli kalecilerden hangisi oynayacak merak ediyorum. Defans hattı tartışılan adamların çokluğuna rağmen Ömer Erdoğan ve İbrahim Toraman'la yüzümü güldürüyor. Orta sahaya göz gezdirdiğimde Emre, Selçuk İnan, Nuri, Arda, Özer seçenekleri beni heyecanlandırıyor. Forvette alınmayan oyunculara karşı yeterli gibi duruyor. Kazakistan ve Belçika'yı yenebilecek bir ekip kurulmuş, doğrudur. Ama bu en iyi milli takım değil. Olsa bile en adaletlisi değil. Hak edenlerden çok isimlerin ve formaların milli takımı gibi duruyor. Seçilme parametlerinin anlamsızlığı ve hala kadroyu kimin yaptığını çözememek kafamızı karıştırıyor.
Bu sitem-özlem-temenni içerikli girişten sonra, geçtiğimiz günlerde WRC'nin resmi sitesinde yayınlanan bir haberi burada paylaşmak istedim. Haberin orijinal halini link olarak vereceğim. Haberin genelinde, WRC'nin eski günlerine adım adım döneceğinin işaretlerine yer verilmiş. Benim zamanımda Toyota, Subaru, Mitsubishi, Seat, Skoda, Ford, Peugeot gibi devler aynı anda mücadele verirlerdi. Pilotlardan çok, takımlar sıralaması önem kazanıyordu. Şimdi Ford ve Citroen dışında üretici yok. Takımlar belki beş tane ama zaten onların da rekabet güçleri belli oranda.
Önümüzdeki iki-üç yıl içindeyse bu rekabete yeni markalar eklenecek. Mini'nin yarışlara dahil olacağını daha önceden yazmıştık. Almanya Rallisi'nde ise yeni haberler geldi. Volkswagen'in WRC'ye girmesi artık sürpriz olmayacak. Geçen hafta Scirocco'yla Carlos Sainz deneme sürüşleri yapmıştı. Hangi araçla yarışılacağı ise henüz belirsiz. Scirocco şimdilik göz önünde bulunan araçları. Ancak Polo ve Golf'ün de geliştirilebileceği söyleniyor. Şahsi fikrim, Scirocco'ya yapılacak ayarlarla şimdiye kadar yapılmış en güzel WRC aracı olabileceği yönünde.
Bir başka efsane üretici Toyota da WRC'ye dönme hazırlıkları yapıyor. Açıkçası Toyota'nın yarışlara geri dönmesi, o eski havanın büyük bir kısmının sağlanması demektir. Celica GT zamanlarını kaçırmış olmanın üzüntüsünü, Corolla WRC ile bir nebze olsun atmıştım. Auriol-Sainz'lı kadrosuyla (!) Toyota'nın yarışlarını her haftasonu ağzım bir karış açık izlerdim. Şimdilerde Auris ya da Yaris ile yarışlara tekrar katılmaları söz konusu. Ancak iki modelin de şu anda fiziksel olarak problemli olduğu bir gerçek. Yapılacak ufak değişiklikler ile bu durum düzeltilecektir. Bizler de Toyota'yı farklı bir konseptte izlemek durumunda olacağız. Olsun, yeter ki gelsinler. Şampiyonluk geleneği bulunan bir takım neticede.
Son olarak Saab'ın da yeni bir hatchback araç yapacağı söyleniyor. Bu konuda BMW yetkilileri ile görüşmeler sürüyormuş. Saab 9-1 veya Saab 9-2'nin geliştirilmesiyle ilgili planlar var. Açıkçası, bu kadar çok İskandinav pilotun olduğu bir yarışta Saab'ın olması değil, olmaması garip. Neticede Almanya Rallisi sonrası bu kadar çok dedikodu meydana geldi. Eski pilotlar dönüş sinyalleri veriyor, eski ve yeni takımlar dönmek için fırsat kolluyorlar. Bizlere de eski günlere geri dönme fırsatı sunuyorlar. İki sene sonra bu yazıyı arşivden çıkarıp ''Bir zamanlar böyle diyorduk, artık hepsi gerçek'' demek ümidiyle...
İnternet sitesindeki tam haber için tıklayınız.
1,5 ay boyunca hergün medyamızda çarşaf çarşaf haberleri çıktı. Geliyor, gelmek üzere, uçağa bindi, Abdullah Kiğılı açıklama yaptı, Ali Koç ikna etti derken Fenerbahçe Rennes'in bitmeyen isteklerinden sıkıldı ve Niang'ı transfer etti. 31 yaşında olmasını saymazsak her yönden daha da iyi yaptı Fenerbahçe. Gyan'a sözü edilen 16-20 milyon avro gibi bir bonservis ödemeleri bana başından beri çılgınca geliyordu. Gyan son vuruşçu bir oyuncu değil. İyi bir son vuruşçunun yanına iyi bir partner olabilir sadece. Steve Bruce da bunu düşünmüş olacak ki, fiziği güçlü golü az Kenwyne Jones'u Stoke'a sattıktan sonra, 12 milyon avroya Asamoah Gyan'ı transfer etti. Bugün sağlık kontrolünden geçtikten sonra imzayı atacak. Bent-Gyan Premier Lig ortalamasının üstünde bir ikili. Tek handikap başlarda uyum sorunu yaşayıp yaşamayacakları. Jones'la olan uyumu ve onun yarattığı boşlukları değerlendirmesi sonucu sezonu toplamda 25 golle tamamladı. Gyan'ın da yardımcı oyuncu rolünü benimsemesi gerekiyor...

Gece Insua Galatasaray'a geliyormuş dediklerinde aklıma ilk gelen ''adam daha yeni Bursaspor'la sözleşme imzalamadı mı?'' oldu. Yıllardır her transfer döneminde en az bir adet Insua dedikosu çıkıyordu zaten. Ama bu sefer pek dedikodu olarak kalmadı. En azından Insua'nın uçağı bu sefer İstanbul'a indi.
Hakan Balta'nın Galatasaray ile sözleşme imzaladığından beri sahip olduğu umursamaz ifadesi son 1.5 sezondur süregelen formsuzluğu ile birleşince iyice çekilmez bir hal almıştı. Geçen sezon başından beri Alpaslan Erdem, Uğur Uçar, Caner Erkin, Çağlar Birinci, Serkan Kurtuluş ve son Eskişehir maçında Serkan Kurtuluş'un sakatlanması sonucu Lucas Neill sol bek olarak oynatıldı. Çağlar Birinci transferinde yaşananlar dolayısıyla hiç ısınamamış biri olarak Emiliano Insua transferi olası bir ön libero transferinden daha da memnun etti beni. Sabri Sarıoğlu'nun dönüşü ile beraber uzun zaman sonra Galatasaray'ın iki beki de hücum aksiyonları içinde aktif rol alabilecek.
21 yaşında Liverpool formasıyla bir sezonda 40 maçta forma giyen bir isim için söylenecek fazla bir söz yok. Galatasaray'ın son yıllarda futbolcu CVlerinde aradığı bir özellik Premier League kariyeri olması. Pino ve Misimoviç dışında kadrosunda bulunan altı yabancı futbolcunun kariyerlerinde EPL macerası var. Sözleşme detayları günün ilerleyen saatlerinde açıklanacaktır ama kiralık veya bonservisiyle alınması pek fark yaratacak gibi durmuyor. Insua'nın kendi ifadesine göre İstanbul'a istikrar için gelecek.
Yıllar süren bekleyiş ardından Ali Sami Yen çimlerinde Galatasaray formalı bir Insua görmek garip olucaksa da takımdaki eksiklerden biri kapatılmış oldu. Fakat Karpaty Lviv maçları öncesi bu transferi gerçekleştiremeyen ve neredeyse 20 yıl sonra Avrupa Kupaları'nda Eylül ayını göremeyen bir Galatasaray'a neden oldukları için transfer komitesi eleştirilecektir.
Dünya Basketbol Şampiyonası sebebiyle son günlerde yurtdışı futbol gündemiyle pek ilgilenemiyoruz. O yüzden dikkatimi çeken haberlerden kısa bir haber turu yazmak istedim...
Kariyeri biraz yavaş ilerleyenlerden Luis Fabiano... Sevilla'ya imza attığı 2005 yazında 25 yaşına gelmişti ve onu isteyenler arasında Fenerbahçe de vardı. O ise Kanoute, Jesus Navas, Dani Alves ve diğer parlak yeteneklerle birlikte Sevilla'nın basamak atlamasına yardım etti. Daha ilk 2 sezonunda kazanılan iki UEFA Kupası ve bir Süper Kupa, onun Brezilya Milli Takımı'nda sağlam bir yer bulmasına yetmiyordu. Ronaldo, Adriano ve Robinho halen ondan önde görülüyordu. Neyse ki zamanla Ronaldo göbek bağladı, Adriano hepten alemci oldu, Robinho ise formdan düştü. Fabiano Sevilla'da gollerine devam ederken hepsi kendini memleketinde buluverdi. 30'una merdiven dayamışken 9 numaralı sarı forma onun olmuştu. Formunu Güney Afrika'da da devam ettirince büyüklerin listesinde sıklıkla yer edindi. Milan onu zaten 2 yıldır istiyordu ama maddi sıkıntılar yüzünden sadece kasap kapısındaki aç kedinin ciğere baktığı gibi bakıyordu. Ayrıca Alex Ferguson'un onun için nabız yokladığı konuşuluyordu. Bu yaz talipleri arasına Tottenham ve Marsilya da eklendi. O ise yine hepsini elinin tersiyle itti ve Sevilla ile olan sözleşmesini 2013'e kadar uzattı.
İlk cümlede dedim ya, Fabiano'nunki biraz ağır ama derinden seyreden bir kariyer. 18'inde keşfedilip birkaç yıl içinde bir dünya devine imza atamadı. Diğer bir deyimle biraz yavaş pişti ama sonunda güzel bir yemek çıktı ortaya. İngiltere'ye gittiği anda gayet zorlanacağını düşündüm hep. Hatta şu an kendi tarzına en çok uyan ligde top koşturuyor bence. 33 yaşında Sevilla ile kontratı dolarken bizim buralarda tekrar hatırlanacağını düşünüyorum.
A Grubu'nda dün Almanya'nın Sırbistan'ı mağlup etmesi, bu maça önemli anlamlar yüklemişti. Avustralya'yı da yenmeleri durumunda olası bir Arjantin mağlubiyeti yaşayacak Sırbistan'ın önünde grubu 2. bitirebilirlerdi. Sırbistan galibiyetinin moraliyle Arjantin'e son hücumda kaybeden Avustralya karşısına da favori olarak çıktılar. Ama maç beklenilenin ötesinde, çekişmeden uzak bariz bir Avustralya üstünlüğüyle sona erdi.
Açıkçası 35 sayı farkla biten bir maçın ardından ne kadar teknik analiz yapılabilir bilmiyorum. Dün Teodosic ve Krstic'ten yoksun Sırbistan karşısında izlediğimiz Almanya yoktu sahada. Ne savunmada ne de hücumda doğru adam paylaşımını yapamadılar. Avustralya dışarıdan 36 sayı buldu ki bu atışların neredeyse hepsi boş atışlardı. Yaptıkları her hücumda mutlaka bir adamlarını boşa çıkarmayı başardılar. Andersen'in kaçırdığı boş üçlükler olmasa Avustralya sayılarının yarıdan fazlası dışarıdan olabilirdi. İlk 3,5 dakika sayı bulamayan Avustralya önce 10-0'lık bir seri yakaladı, sonra da ilk periyodu 19-7 önde bitirdi. Hamann'ın Mills karşısındaki etkisizliğine ikinci periyotta kısa bir süreliğine Gunther'le çözüm bulmaya çalıştılar ama fark daha da açıldı. Pota altında Jagla Maric ve Andersen karşısında tamamen çaresiz kalması, diğer skor opsiyonu Greene de 8de 0 gibi berbat yüzdeyle oynaması sonucu devre de 38-20 bitti. Yenilginin kaçınılmaz olduğunu gören Dirk Bauermann ikinci devreye as oyuncularını dinlendirerek başlaması sonrası Avustralya biraz hız keser derken, vitesi daha da yükselttiler ve farkı 31 sayıya çıkararak 62-31'le son periyoda girdiler. Son periyotta Mills, Andersen, Nielsen gibi oyuncularını dinlendirerek maçı 35 sayı farkla 78-43 kazandılar.
Dün Arjantin'e sadece 2 sayıyla kaybetmek Avustralya'nın moralini bozmaktan çok onları daha da hırslandırmış. Şimdi bu moralle Sırbistan karşısına çıkacaklar ama Krstic ve Teodosic'in ilk 5'e yerleşeceği bir Sırbistan'a karşı fazla şansları yok. Son ana kadar kopmayan Arjantin maçı ve 2 uzatmaya giden Sırbistan maçları Almanya'yı tamamen bitirmiş. Bu yenilgiyle hem Sırbistan maçıyla kazandıkları tüm avantajı kaybettiler hem de olası bir galibiyet eşitliğinde averaj olarak geriye düştüler...
Fotoğraflar Sporx ve Fiba.com'dan
Hırvatistan adeta deplasmanda oynadığı maça iyi başlayan taraf oldu. İlk basketi bulan her ne kadar Slovenya olsa da Tomas'ın faul atışlarından birini sayıya cevirmesi ile 2-3 önce geçen Hırvatlar ilk periyodun sonuna kadar bu üstünlüklerini devam ettirdiler. Karşılıklı basketlerin ardından 1. çeyreğin skoru 16-18 Hırvatistan lehine oldu.
İkinci periyotta Hırvatistan'ın istediği tempoda oynandı. Sert savunma ile Slovenleri içeriye sokmadılar ve dışarıdan hücum etmeye zorladılar. Slovenya bu bölümde %50 gibi yüksek bir üçlük oranı yakalasa da içeriden sayı üretemeyince, Hırvatistan farkı 7'ye kadar çıkardı. Devrenin sonuna doğru Lakovic'le farkı ikiye kadar indirmeyi başarsa da Slovenya, ilk yarının en etkili oyuncusu Tomas'ın son soniye üçlüğüne engel olamayınca soyunma odasına 5 sayı geride gittiler.
Slovenya maça olduğu gibi 3. periyoda da basketle başladı. Lakovic, Nachbar ve Vidmar'la üst üste sayılar buldular. Hırvatistan bu sayılara Tomic ile içeriden Udrich'le dışarıdan cevap verse de Slovenya adına Dragic'de devreye girince geriye düşmekten kurtulamadılar. Maç başından bu yana 2-0'dan sonra 55-52 ilk kez öne geçen Slovenya çeyrek sonuna kadar bir daha arkasına bakmadı ve 5 sayı geride girdiği 3. periyodu 65-59'la 6 sayı önde girmeyi başardı.
Son çeyreğe de Nachbar'ın basketi ile başlayarak farkı 8 sayıya çıkarttı farkı Slovenya. Hırvatistan açılan farkı mancınıklarını sahaya sürerek kapatmak istedi ve bunda da başarıya ulaştı. Popovich'in iki üçlüğüne Ukich'de bir üçlükle destek olunca 2.11 dakikada 9 sayılık bir seri ile öne geçtiler. Bu atağa kenardan gelen Zupan ve Samo Udrih'in basketleri ile karşılayıp tekrar öne geçmeyi başardı Slovenya. Hakemlerin sertliğe maçın başındakinin aksine izin vermemesi ile faul problemine giren uzunları neticesinde ribaund alamayan Hırvatistan iyice zorlanmaya başladı.
Seyircisinin desteğini desteği ile yakaladığı ritmi skora yansıtmayı başaran Slovenler üst üste üçlüklerle farkı 9 sayıya kadar yükseltti. Hırvatistan bu üçlük yağmuruna Popovich ve Ukic'le direnmeye çalıştı. Maçın bitimine 3:16 kala farkı 4'e kadar indirseler de gerisini getiremediler. Adeta sahanın üstüne çöken Sloven taraftarların yaktığı ateşle alev alan Slovenya takımında topu eline alan her oyunca çemberi bulmayı başardı. Maçın sonunda da faullerde hata yapmadılar ve karşılaşmayı Zupan'ın smacı bitirip, 91-84 kazandılar.
Maç sonunda rakamlara göz gezdirdiğimizde maçın en skorer 3 oyuncusunun da Hırvat olduğunu görüyoruz. Udrich 20 sayıyla oynarken onu 17'şer sayıyla Tomas ve Popovich takip etti. Slovenya ise skor dağılımını daha iyi yaptı. Slokar ve Udrich 15'şer sayıyla oynarken Dragich 14, Nachbar 11 sayıyla onlara eşlik ettiler. Kenardan gelen Begirovich 4, Udrih, 9, Zupan 8 ve Vidmar'ın 9 sayısı ise Slovenya'nın maçı kazanması adına X faktör oldu. Ribaundlarda rakibine 35'e 29 üstünlük sağlamları da cabası.
En dikkat çekici istatistik ise şut yüzdelerindeydi. Slovenya maçı iki sayılık atışlarda %59, üç sayılık atışlarda %50 ile bitirirken, Hırvatistan'da benzer şekilde %50 ikilik ve %55'le üçlük kullandı. Yüzdeli hücum eden iki ekipde faul çizgisine geldiklerinde döküldüler. Slovenya %64, Hırvatistan %58'de kaldı.
Maçın Oyuncusu: Goran DragicMaçın başından son anına kadar Sloven takımının iplerini elinde tuttu. Hem savunmada hem de hücumda katkı verirken, ribaundlara girmekten geri kalmadı. Sahada kaldığı 35 dakikada 2/3 üçlük 3/7 ikilikle bulduğu 14 sayısının yanına 4 ribaund 4 asist ekledi.
Kadınlara baktığımızda, Serena Williams'ın bu turnuvada oynayamayacağını görüyoruz. Avustralya ve Wimbledon şampiyonunun bu turnuvada yer alamayacak olması büyük kayıp elbette. Öte yandan gümbür gümbür gelen Caroline Wozniacki var. Bu sene beş final oynayan ve bunlardan dördünü kazanan Danimarkalı raket, geçen sene finalde kaybettiği Amerika Açık'ı bu sene kazanmak istiyor. Avustralya Açık ve Wimbledon'da dördüncü turda elenen, Roland Garros'ta ise çeyrek finalde kaybeden Wozniacki şu anda en formda tenisçilerden. Kim Clijsters ise iki numaralı seri başı olarak burada mücadele edecek. Sakatlıktan döndükten sonra çok iyi işlere imza atan Belçikalı'nın bu sene iki şampiyonluğu bulunmakta. Daha evvelden iki kez Amerika Açık'ı kazanan Clijsters'in bu seneki GS'leri çok da parlak değil. Avustralya Açık'ta üçüncü turu gören tecrübeli raket, Roland Garros'ta mücadele edememişti. Wimbledon'da ise Zvonareva'ya çeyrek finalde yenilerek elenmişti. Venus Williams, bu senenin suskun ismi. Avustralya ve Wimbledon'da çeyrek final gördü. Roland Garros'ta ise dördüncü turda elendi. Uzun zamandır maç yapmıyor. Daha önceden iki kere kazandığı Amerika Açık'ta eski hırsıyla mücadele etmesi beklenecektir.
Sıra geldi eşleşmelere. Önce erkeklere bakalım. Rafael Nadal birinci turda Rus Gabashvili ile karşılaşacak. Bu gruptaki diğer seri başı isimlerden Verdasco, Ljubicic, Gulbis ve Nalbandian rakiplerini yenerek üst turları kovalayacaklar. Indian Wells'in galibi Ljubicic ve Washington'daki turnuvanın şampiyonu Nalbandian'ın şansları daha yüksek. Bu iki raketin dördüncü tura çıkması bekleniyor. Ancak Nadal'a karşı şanslarının çok fazla olduğunu söylemek zor.
İkinci gruba baktığımızda Andy Murray tüm ihtişamıyla orada duruyor. İlk turdaki rakibi Slovak Lukas Lacko olacak. Diğer önemli isimler Berdych, Isner, Youzhny ve benim sempatimi kazanmış olan çılgın raket Almagro olacak.Wimbledon ve Miami Açık finalisti Berdych dördüncü tura kadar rahat çıkar. Isner ve Youznhy'nin yolları erkenden kesişecek gibi gözüküyor. Almagro'nun ikinci turda Garcia-Lopez ile karşılaşması bekleniyor ki bu maç epey zorlu olacak. Onu geçse bile bu senenin formda isimlerinden Sam Querrey karşısında şansı az görünüyor.
Üçüncü grupta Djokovic, Roddick, Davydenko ve Baghatis gibi birbirinden önemli isimleri görüyoruz. Son zamanlardaki düşüşüne burada son vermek isteyen Djokovic'in dördüncü tura kadar rahat bir şekilde ilerlemesini bekliyorum. İlk turdaki rakibi ise Sırp Viktor Troicki olacak. Davydenko ve Roddick de dördüncü tura kadar çıkacak isimler olacaklar. Burada Baghatis-Fish eşleşmesi ilginç olacak. Bir sürpriz yaşanmadığı takdirde bu ikili üçüncü turda karşılaşacaklar. Kazanan Djokovic'in rakibi olacak.
Dördüncü grupta Federer ve Söderling öne çıkan isimler. Federer'in ilk rakibi Arjantinli Brian Dabul. Federer'in üçüncü turdaki muhtemel rakiplerinden Hewitt önemli bir isim ama yıllardır büyük bir başarısı yok. Söderling'in form durumu çok iyi değil. Bu sene beş finale çıktı ve iki kez şampiyon olabildi. Onun durumu çok iyi değil. Üçüncü veya dördüncü turda elenmesi sürpriz olmayacak. Bu grupta bir başka öne çıkan isim Cilic. O da çok umut vermese de Avustralya Açık'ta yaptığı gibi bir sürprize imza atabilir.
Gelelim kadınlara. İlk grupta Wozniacki-Na Li-Kuznetsova öne çıkan isimler. Wozniacki'nin üçüncü turdaki rakibinin Safarova olması bekleniyor. Almanya'daki Porsche Grand Prix'de Wozniacki, ikinci turda Safarova'ya yenilmişti. Burada üçüncü turu geçse bile bu sefer de Sharapova veya Rezai kendisinin rakibi olacak. Danimarkalı'nın işiş zor. Na Li üçüncü tura kadar çıkacaktır. Ancak dördüncü turdaki rakibi muhtemelen Kuznetsova olacak. Buradaki çekişme önemli. Zevkli bir mücadele olacaktır.
İkinci grupta Jankovic-Zvonareva-Radwanska üçlüsü görülüyor. Jankovic'in düşüşte olduğu biliniyor. Üçüncü veya dördüncü tura kadar çıkacağını düşünüyorum. Ancak sonrası zor. Zvonareva ve Radwanska ise dördüncü turda karşı karşıya gelebilecek iki rakip olarak gözüküyor. Eğer bir sürpriz yaşanmazsa güzel bir dördüncü tur mücadelesi bizleri bekliyor.
Üçüncü grupta Roland Garros şampiyonu Schiavone, düşüşteki yıldız Venus Williams ve bu sene üç finalde mücadelesi vermiş Azarenka dikkat çeken isimler. Schiavone, kazandığı büyük başarıdan sonra formunu koruyamadı. Birinci ve ikinci turları rahatlıkla geçip üçüncü tura kalacaktır. Buradan sonrası ise soru işareti. Ancak üçüncü turu geçse bile dördüncü turda karşısına Azarenka çıkacaktır. Burada fazla şans vermiyorum. Tabi bu durumu, Azarenka'nın üçüncü turda Pavlyuchenkova'yı geçeceğini düşünerek söylüyorum. Pavlyuchenkova, bu sene Meksika ve Türkiye'de zafer kazandı ancak GS'lerde üçüncü tur sonrasını göremedi. Williams ise üç turu rahatlıkla geçecek gibi duruyor. Dördüncü turda karşısına muhtemelen Pennetta çıkacaktır. Bu sene formda diyebileceğimiz Fransız raketin tek eksiği, GS'lerde çok ileri gidememiş olması. Yine de güzel bir maç bizleri bekliyor olacak.
Dördüncü grupta Clijsters, Stosur ve Dementieva var. Clijsters'in çeyrek finale kadar rahat gidecek gibi duruyor. Dördüncü turda muhtemelen Bartoli ile oynayacak. O maç tek zorlanacağı yer olacaktır ama bence geçecektir. Stosur ise dördüncü turda Dementieva ile eşleşecek gibi. Oraya kadar iki raketi de zorlayacak isim göremiyorum. Buradaki ilk tur mücadelesinden olan Safina-Hantuchova maçı da dikkat çekici maçlardan. Sürpriz olabilir.
Neticede Amerika Açık'ta bu sene oldukça iddialı maçlar izleyeceğiz. Erkeklerde Federer-Nadal'ın yanında Murray de finale kalması muhtemel isimlerden. Kadınlarda ise Wozniacki ve formda bir Clisjters final oynayacak durumda. GS tecrübesi olan Williams ile iki Rus raket, Kuznetsova ve Sharapova diğer iddialı isimlerden olacak.
Yarış inanılmaz bir şekilde başladı. Webber, hatalı bir kalkış sonrası ilk sıradaki yerini kaybetti ve altıncı sıraya kadar geriledi. Hamilton ve Kubica kendini öne atan sürücüler oldular. Henüz ikinci turda güvenlik aracı piste girmek zorunda kaldı. Bunun sebebi ise, yarışa damga vuran, Bus-Stop şikanında Barrichello'nun Alonso'ya çarpmasıydı. Öndeki altı pilottan -Button hariç- herkes o şikanı düz geçip yarışa devam ederken, Barrichello hızını alamadı ve öndeki Alonso'ya çarptı. Kazadan sonra Alonso pite girip yarışa devam etti. Ancak 300. yarışına çıkan Barrichello piste veda etti.
Hamilton arayı tur başına açmaya devam ederken, arka tarafta büyük çekişme vardı. 17. turda, Button'ı geçmek için hamle yapmak isteyen Vettel aracın kontrolünü kaybetti ve Button'a yandan girmek durumunda kaldı. Bu kazadan sonra Vettel pite girip yarışa devam ederken, Button çok önemli puanları burada bırakarak yarışdışı kaldı. Kazanın yeri, Bus-Stop girişiydi. Kazayı inceleyen hakemler, Vettel'e pitten geçme cezası verdi. Ancak Vettel'in yarışa dönmesi bir işe yaramadı. Yarış boyunca Alonso ile müthiş bir çekişme içinde olan Liuzzi, bu sefer de Vettel'le kıyasıya bir rekabete girdi. Bu rekabet sırasında Vettel'in sol arka tekerleğine çarpan Liuzzi, rakibinin bir kez daha pite girmesine ve puan alma umutlarını kaybetmesine sebep oldu.
Yağmurun şiddetlendiği 34. turda yarışın kaderi bir kez daha değişti. Hamilton lider olarak götürdüğü yarışta pistten çıktı. Kum havuzunun genişliğinden yararlandı ve bariyerlere çarpmadan arabasını kontrol edebildi. Ancak Alonso o kadar şanslı değildi. 38. turda Alonso aracının kontrolünü kaybetti ve spin atıp bariyerlere çarptı. Yarış dışı kalan İspanyol pilot, şampiyonluğu da büyük ihtimalle kaybetmiş oldu. Bu sırada yağmur lastikleri için pite giren pilotlardan Webber, Kubica'yı pitte geçip ikinci oldu. Alonso'nun kazasından sonra piste giren güvenlik aracı, yarışı kontrol altına aldı. Güvenlik aracı çıktıktan sonra pilotlar fazla riske girmedi ve Hamilton zaferini ilan etti.
Hamilton sıralamada birinci sıraya yükselirken, Webber ikinci sıraya geriledi. Vettel-Button-Alonso puansız ayrılan isimler oldular. Böylece şampiyonadaki şanslarını zora soktular. Sutil ise sıralamada Schumi'yi geçerek dokuzuncu sıraya yükseldi. Takımlar sıralamasında ise Red Bull, McLaren'in bir puan önünde. Bir sonraki yarış Monza'da. Bakalım Red Bull-McLaren savaşı, bir başka tarihi pistte nasıl cereyan edecek?
Kazanmaktan önemli bir şeydir benim için takımı sevmek. O yüzden skora bakmaksızın takip etmeye çalışırım takımımı ve belki o yüzden duyguları hep ön planda tutarım oyunu anlamaya çalışırken. Dün fark ettim ki ben ve benim gibi düşünen Galatasaray taraftarı Arda Turan'a çaresizce aşık. Hani ilk kez birisine aşık oluruz yahut olduğumuzu düşünürüz toy olduğunuz zamanlarda, hatalarını görmemeye çok müsaitizdir. Hatta eksik taraflarını bize söyleyen dostlarımıza kızar, onu hep savunuruz. O hep en güzeldir, en iyidir, gönlümüzdeki yeri başkadır. Bize ne kadar hoyratça davranırsa davransın, biz hep onun gel demesini bekleriz. Bizi ne kadar üzerse üzsün, söylediği tek güzel söz her şeyi siler atar.
İşte ben Arda Turan konusunda böyleyim. Onu çok seviyorum, bildiğim eksiklerini aklıma gelince başka şeyler düşünüyorum. Her sohbette onu koruyorum aklımca ve o beni üzdüğünde küssem bile sonrasıdna tek güzel sözüne kanıp kapılıyorum gene ona. Kendisi hakkında sayfalarca yazı yazılabilir belki ama ondan tek bir ricam var. Ne olur sevenlerini üzme Arda.
.jpg)
Maçın Özeti:
Süper Lig'in 3. haftasında Beşiktaş deplasmanda, Karabükspor'u 4-1 mağlup etti.
3. haftada Beşiktaş deplasmanda, ligin yeni takımı KardemirKarabükspor'u 4-1 mağlup etti. İlk yarısı siyah-beyazlıların 2-1'lik üstünlüğü ile sona eren mücadelede Beşiktaş’ta galibiyeti getiren goller 10 ve 26. dakikalarda Nobre, 77. dakikada penaltıdan Guti ve 83. dakikada Quaresma’dan gelirken Karabük'un tek golü 3. dakikada Emenike’den geldi.
Maç Yorumu:
İnönü Stadı’nın zemininden şikayetçi olan Schuster, Karabük’e gelirken de aynı tedirginliği yaşamıştır muhtemelen. Organizasyon olarak teknik, pasa dayalı ve önde oynayan bir takım için saha zemini hiç kuşkusuz ki büyük önem arz ediyor. Bozuk zemin, koşuları yavaşlatıp ani hareketleri zorladığı gibi pas yüzdesini de düşürüyor ister istemez. Bir de Emenike gibi süratli, kontrollü ve yırtıcı bir forvet varsa rakipte işler biraz daha zor bir hal alabilirdi.
Maçın başında İbrahim Toraman’ın kişisel hatasıyla geriye düşen Beşiktaş’ta herkesin aklında muhakkak, bu defans düzeniyle işimiz zor düşüncesi hakim oldu. Ama Beşiktaş alışagelmiş düzenine devam etse Schuster’e ne gerek var?
Beşiktaş önümüzdeki süreçte sıkıntılı maçlar çıkarsa da önemli olan, takımın genetiğine önde oynayan ve hücum yapan bir sistem aşılamak. Başarısızlık gelse bile bu süreç gelecek kurtaracaktır.
Defans hattında istenilen kurgunun yerleşememesinin belki de en büyük sebebi Sivok’un sakatlanması, ama Zapo, Ersan ikilisi bu kurguyu düzene sokabilir. Ferrari ne kadar ağır kalıyorsa Toraman da yalnız kaldığında bir o kadar heyecan ve panik yapıyor. 3 haftalık sakatlık dönemi onu takımdan biraz uzak tuttu, ihtiyacı olan süreci atlattığında o da bu kurguya ayak uyduracaktır.
Forvet hattında ise herkesin eleştirdiği bir Nobre vardı bugün. O bizim alışık olduğumuz Nobre. Birinci golde kendini sakladı, ikinci golde ise defansı ısırarak gol attı. Tabata’nın asistleri her ne kadar kayda değerse, ikinci yarıda ayağında gereksiz top tutması ve yorgunluğu onu oyundan uzaklaştırdı. Halbuki ayağına gelen pasları hemen takibindeki Guti ile paylaşsa hücum organizyonuna daha çok katkısı olacağı gibi, kaçacağı alan ile de orta sahaya geniş alan bırakabilirdi.
Bu sene moda Quaresma ama şu zamana kadar olan maçlarda Necip bonustan da öte bir değer oldu. Boşluk doldurdu, kademeye girdi, ayağa kafa uzattı, pas trafiğine yardımcı oldu. Ernst-Necip ikilisi geride daha iyi gözükse de geride bir Ernst-Guti ikilisi daha efektif ve öndeki bir Necip daha yararlı olabilir. Çünkü Necip pozisyon takibinin yanı sıra rakibin gelişecek ataklarını daha önde kesebilicek meziyetlere sahip. Aurelio’nun da gelişiyle bu uzun süreç takımın yorulmasının önüne geçecektir
İlk yarı Beşiktaş sol kanattan çok fazla gelemediği için Quaresma da enerjisini ikinci yarıya saklamış oldu. Q7, fizik olarak düşen bir rakip için çok büyük tehlike olduğunu ikinci yarıda ders verir gibi kanıtladı.
Karabük maçı, henüz defans kurgusunu tam oturtamayan Beşiktaş için korkulu başlasa da neşe içinde bitti. Forvet oyuncu arayışlarını sürdüren Schuster hızlı ve teknik bir oyuncu istiyor. Guti olmasa bu oyuncu isteği de olmayacaktı belki ama onun gibi bir virtüoz varken bu istek de lüks olmayacaktır.
Son bir notu da Cenk için açmak istiyorum. Maçın ilk yarısında Emenike’nin kafa vuruşunda kurtardığı bir top var ki jimnastikçileri kıskandıracak bir esneklikle uzandı topa. İnşallah bu formunu böyle devam ettirir.





































