TAŞRA BASKISI

İSTANBUL VE TAŞRA BASKILARI AYNI ANDA ÇIKAN BLOG

• Mustafa Akkaya l 30 Ağustos 2010 2 Yorum


Kariyeri biraz yavaş ilerleyenlerden Luis Fabiano... Sevilla'ya imza attığı 2005 yazında 25 yaşına gelmişti ve onu isteyenler arasında Fenerbahçe de vardı. O ise Kanoute, Jesus Navas, Dani Alves ve diğer parlak yeteneklerle birlikte Sevilla'nın basamak atlamasına yardım etti. Daha ilk 2 sezonunda kazanılan iki UEFA Kupası ve bir Süper Kupa, onun Brezilya Milli Takımı'nda sağlam bir yer bulmasına yetmiyordu. Ronaldo, Adriano ve Robinho halen ondan önde görülüyordu. Neyse ki zamanla Ronaldo göbek bağladı, Adriano hepten alemci oldu, Robinho ise formdan düştü. Fabiano Sevilla'da gollerine devam ederken hepsi kendini memleketinde buluverdi. 30'una merdiven dayamışken 9 numaralı sarı forma onun olmuştu. Formunu Güney Afrika'da da devam ettirince büyüklerin listesinde sıklıkla yer edindi. Milan onu zaten 2 yıldır istiyordu ama maddi sıkıntılar yüzünden sadece kasap kapısındaki aç kedinin ciğere baktığı gibi bakıyordu. Ayrıca Alex Ferguson'un onun için nabız yokladığı konuşuluyordu. Bu yaz talipleri arasına Tottenham ve Marsilya da eklendi. O ise yine hepsini elinin tersiyle itti ve Sevilla ile olan sözleşmesini 2013'e kadar uzattı.

İlk cümlede dedim ya, Fabiano'nunki biraz ağır ama derinden seyreden bir kariyer. 18'inde keşfedilip birkaç yıl içinde bir dünya devine imza atamadı. Diğer bir deyimle biraz yavaş pişti ama sonunda güzel bir yemek çıktı ortaya. İngiltere'ye gittiği anda gayet zorlanacağını düşündüm hep. Hatta şu an kendi tarzına en çok uyan ligde top koşturuyor bence. 33 yaşında Sevilla ile kontratı dolarken bizim buralarda tekrar hatırlanacağını düşünüyorum.

• Kadir Ar l 0 Yorum

A Grubu'nda dün Almanya'nın Sırbistan'ı mağlup etmesi, bu maça önemli anlamlar yüklemişti. Avustralya'yı da yenmeleri durumunda olası bir Arjantin mağlubiyeti yaşayacak Sırbistan'ın önünde grubu 2. bitirebilirlerdi. Sırbistan galibiyetinin moraliyle Arjantin'e son hücumda kaybeden Avustralya karşısına da favori olarak çıktılar. Ama maç beklenilenin ötesinde, çekişmeden uzak bariz bir Avustralya üstünlüğüyle sona erdi.


Açıkçası 35 sayı farkla biten bir maçın ardından ne kadar teknik analiz yapılabilir bilmiyorum. Dün Teodosic ve Krstic'ten yoksun Sırbistan karşısında izlediğimiz Almanya yoktu sahada. Ne savunmada ne de hücumda doğru adam paylaşımını yapamadılar. Avustralya dışarıdan 36 sayı buldu ki bu atışların neredeyse hepsi boş atışlardı. Yaptıkları her hücumda mutlaka bir adamlarını boşa çıkarmayı başardılar. Andersen'in kaçırdığı boş üçlükler olmasa Avustralya sayılarının yarıdan fazlası dışarıdan olabilirdi. İlk 3,5 dakika sayı bulamayan Avustralya önce 10-0'lık bir seri yakaladı, sonra da ilk periyodu 19-7 önde bitirdi. Hamann'ın Mills karşısındaki etkisizliğine ikinci periyotta kısa bir süreliğine Gunther'le çözüm bulmaya çalıştılar ama fark daha da açıldı. Pota altında Jagla Maric ve Andersen karşısında tamamen çaresiz kalması, diğer skor opsiyonu Greene de 8de 0 gibi berbat yüzdeyle oynaması sonucu devre de 38-20 bitti. Yenilginin kaçınılmaz olduğunu gören Dirk Bauermann ikinci devreye as oyuncularını dinlendirerek başlaması sonrası Avustralya biraz hız keser derken, vitesi daha da yükselttiler ve farkı 31 sayıya çıkararak 62-31'le son periyoda girdiler. Son periyotta Mills, Andersen, Nielsen gibi oyuncularını dinlendirerek maçı 35 sayı farkla 78-43 kazandılar.


Dün Arjantin'e sadece 2 sayıyla kaybetmek Avustralya'nın moralini bozmaktan çok onları daha da hırslandırmış. Şimdi bu moralle Sırbistan karşısına çıkacaklar ama Krstic ve Teodosic'in ilk 5'e yerleşeceği bir Sırbistan'a karşı fazla şansları yok. Son ana kadar kopmayan Arjantin maçı ve 2 uzatmaya giden Sırbistan maçları Almanya'yı tamamen bitirmiş. Bu yenilgiyle hem Sırbistan maçıyla kazandıkları tüm avantajı kaybettiler hem de olası bir galibiyet eşitliğinde averaj olarak geriye düştüler...

Fotoğraflar Sporx ve Fiba.com'dan

• Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum


Hırvatistan adeta deplasmanda oynadığı maça iyi başlayan taraf oldu. İlk basketi bulan her ne kadar Slovenya olsa da Tomas'ın faul atışlarından birini sayıya cevirmesi ile 2-3 önce geçen Hırvatlar ilk periyodun sonuna kadar bu üstünlüklerini devam ettirdiler. Karşılıklı basketlerin ardından 1. çeyreğin skoru 16-18 Hırvatistan lehine oldu.

İkinci periyotta Hırvatistan'ın istediği tempoda oynandı. Sert savunma ile Slovenleri içeriye sokmadılar ve dışarıdan hücum etmeye zorladılar. Slovenya bu bölümde %50 gibi yüksek bir üçlük oranı yakalasa da içeriden sayı üretemeyince, Hırvatistan farkı 7'ye kadar çıkardı. Devrenin sonuna doğru Lakovic'le farkı ikiye kadar indirmeyi başarsa da Slovenya, ilk yarının en etkili oyuncusu Tomas'ın son soniye üçlüğüne engel olamayınca soyunma odasına 5 sayı geride gittiler.


Slovenya maça olduğu gibi 3. periyoda da basketle başladı. Lakovic, Nachbar ve Vidmar'la üst üste sayılar buldular. Hırvatistan bu sayılara Tomic ile içeriden Udrich'le dışarıdan cevap verse de Slovenya adına Dragic'de devreye girince geriye düşmekten kurtulamadılar. Maç başından bu yana 2-0'dan sonra 55-52 ilk kez öne geçen Slovenya çeyrek sonuna kadar bir daha arkasına bakmadı ve 5 sayı geride girdiği 3. periyodu 65-59'la 6 sayı önde girmeyi başardı.

Son çeyreğe de Nachbar'ın basketi ile başlayarak farkı 8 sayıya çıkarttı farkı Slovenya. Hırvatistan açılan farkı mancınıklarını sahaya sürerek kapatmak istedi ve bunda da başarıya ulaştı. Popovich'in iki üçlüğüne Ukich'de bir üçlükle destek olunca 2.11 dakikada 9 sayılık bir seri ile öne geçtiler. Bu atağa kenardan gelen Zupan ve Samo Udrih'in basketleri ile karşılayıp tekrar öne geçmeyi başardı Slovenya. Hakemlerin sertliğe maçın başındakinin aksine izin vermemesi ile faul problemine giren uzunları neticesinde ribaund alamayan Hırvatistan iyice zorlanmaya başladı.


Seyircisinin desteğini desteği ile yakaladığı ritmi skora yansıtmayı başaran Slovenler üst üste üçlüklerle farkı 9 sayıya kadar yükseltti. Hırvatistan bu üçlük yağmuruna Popovich ve Ukic'le direnmeye çalıştı. Maçın bitimine 3:16 kala farkı 4'e kadar indirseler de gerisini getiremediler. Adeta sahanın üstüne çöken Sloven taraftarların yaktığı ateşle alev alan Slovenya takımında topu eline alan her oyunca çemberi bulmayı başardı. Maçın sonunda da faullerde hata yapmadılar ve karşılaşmayı Zupan'ın smacı bitirip, 91-84 kazandılar.

Maç sonunda rakamlara göz gezdirdiğimizde maçın en skorer 3 oyuncusunun da Hırvat olduğunu görüyoruz. Udrich 20 sayıyla oynarken onu 17'şer sayıyla Tomas ve Popovich takip etti. Slovenya ise skor dağılımını daha iyi yaptı. Slokar ve Udrich 15'şer sayıyla oynarken Dragich 14, Nachbar 11 sayıyla onlara eşlik ettiler. Kenardan gelen Begirovich 4, Udrih, 9, Zupan 8 ve Vidmar'ın 9 sayısı ise Slovenya'nın maçı kazanması adına X faktör oldu. Ribaundlarda rakibine 35'e 29 üstünlük sağlamları da cabası.

En dikkat çekici istatistik ise şut yüzdelerindeydi. Slovenya maçı iki sayılık atışlarda %59, üç sayılık atışlarda %50 ile bitirirken, Hırvatistan'da benzer şekilde %50 ikilik ve %55'le üçlük kullandı. Yüzdeli hücum eden iki ekipde faul çizgisine geldiklerinde döküldüler. Slovenya %64, Hırvatistan %58'de kaldı.


Maçın Oyuncusu: Goran Dragic

Maçın başından son anına kadar Sloven takımının iplerini elinde tuttu. Hem savunmada hem de hücumda katkı verirken, ribaundlara girmekten geri kalmadı. Sahada kaldığı 35 dakikada 2/3 üçlük 3/7 ikilikle bulduğu 14 sayısının yanına 4 ribaund 4 asist ekledi.

• Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

Amerika Açık bugün itibariyle başlıyor. Eşleşmeler belli oldu. Eşleşmelere bakmadan evvel, bu seneki Grand Slam tablosuna bakmakta fayda var. Erkeklerde Rafael Nadal iki Grand Slam (Roland Garros-Wimbledon) kazanarak bu seneye damgasını vuran isimlerdendi. En büyük rakibi Roger Federer ise Avustralya Açık'ı kazanabildi. Üç numaralı seri başı Djokovic bu sene istediği başarıları elde edemedi. İki GS'de (Avustralya-Roland Garros) çeyrek final gören Sırp raket, Wimbledon yarı finalinde Tomas Berdych'e yenilmekten kurtulamamıştı. Bu sene tek şampiyonluğu var. Onun için zorlu bir turnuva olacak. Dört numaralı seri başı Andy Murray ise Avustralya Açık'taki finali kaybettikten sonra Roland Garros'ta dördüncü turda veda etmişti. Wimbledon'da ise Rafael Nadal'a yarı finalde boyun eğdi.
Kadınlara baktığımızda, Serena Williams'ın bu turnuvada oynayamayacağını görüyoruz. Avustralya ve Wimbledon şampiyonunun bu turnuvada yer alamayacak olması büyük kayıp elbette. Öte yandan gümbür gümbür gelen Caroline Wozniacki var. Bu sene beş final oynayan ve bunlardan dördünü kazanan Danimarkalı raket, geçen sene finalde kaybettiği Amerika Açık'ı bu sene kazanmak istiyor. Avustralya Açık ve Wimbledon'da dördüncü turda elenen, Roland Garros'ta ise çeyrek finalde kaybeden Wozniacki şu anda en formda tenisçilerden. Kim Clijsters ise iki numaralı seri başı olarak burada mücadele edecek. Sakatlıktan döndükten sonra çok iyi işlere imza atan Belçikalı'nın bu sene iki şampiyonluğu bulunmakta. Daha evvelden iki kez Amerika Açık'ı kazanan Clijsters'in bu seneki GS'leri çok da parlak değil. Avustralya Açık'ta üçüncü turu gören tecrübeli raket, Roland Garros'ta mücadele edememişti. Wimbledon'da ise Zvonareva'ya çeyrek finalde yenilerek elenmişti. Venus Williams, bu senenin suskun ismi. Avustralya ve Wimbledon'da çeyrek final gördü. Roland Garros'ta ise dördüncü turda elendi. Uzun zamandır maç yapmıyor. Daha önceden iki kere kazandığı Amerika Açık'ta eski hırsıyla mücadele etmesi beklenecektir.
Sıra geldi eşleşmelere. Önce erkeklere bakalım. Rafael Nadal birinci turda Rus Gabashvili ile karşılaşacak. Bu gruptaki diğer seri başı isimlerden Verdasco, Ljubicic, Gulbis ve Nalbandian rakiplerini yenerek üst turları kovalayacaklar. Indian Wells'in galibi Ljubicic ve Washington'daki turnuvanın şampiyonu Nalbandian'ın şansları daha yüksek. Bu iki raketin dördüncü tura çıkması bekleniyor. Ancak Nadal'a karşı şanslarının çok fazla olduğunu söylemek zor.
İkinci gruba baktığımızda Andy Murray tüm ihtişamıyla orada duruyor. İlk turdaki rakibi Slovak Lukas Lacko olacak. Diğer önemli isimler Berdych, Isner, Youzhny ve benim sempatimi kazanmış olan çılgın raket Almagro olacak.Wimbledon ve Miami Açık finalisti Berdych dördüncü tura kadar rahat çıkar. Isner ve Youznhy'nin yolları erkenden kesişecek gibi gözüküyor. Almagro'nun ikinci turda Garcia-Lopez ile karşılaşması bekleniyor ki bu maç epey zorlu olacak. Onu geçse bile bu senenin formda isimlerinden Sam Querrey karşısında şansı az görünüyor.
Üçüncü grupta Djokovic, Roddick, Davydenko ve Baghatis gibi birbirinden önemli isimleri görüyoruz. Son zamanlardaki düşüşüne burada son vermek isteyen Djokovic'in dördüncü tura kadar rahat bir şekilde ilerlemesini bekliyorum. İlk turdaki rakibi ise Sırp Viktor Troicki olacak. Davydenko ve Roddick de dördüncü tura kadar çıkacak isimler olacaklar. Burada Baghatis-Fish eşleşmesi ilginç olacak. Bir sürpriz yaşanmadığı takdirde bu ikili üçüncü turda karşılaşacaklar. Kazanan Djokovic'in rakibi olacak.
Dördüncü grupta Federer ve Söderling öne çıkan isimler. Federer'in ilk rakibi Arjantinli Brian Dabul. Federer'in üçüncü turdaki muhtemel rakiplerinden Hewitt önemli bir isim ama yıllardır büyük bir başarısı yok. Söderling'in form durumu çok iyi değil. Bu sene beş finale çıktı ve iki kez şampiyon olabildi. Onun durumu çok iyi değil. Üçüncü veya dördüncü turda elenmesi sürpriz olmayacak. Bu grupta bir başka öne çıkan isim Cilic. O da çok umut vermese de Avustralya Açık'ta yaptığı gibi bir sürprize imza atabilir.
Gelelim kadınlara. İlk grupta Wozniacki-Na Li-Kuznetsova öne çıkan isimler. Wozniacki'nin üçüncü turdaki rakibinin Safarova olması bekleniyor. Almanya'daki Porsche Grand Prix'de Wozniacki, ikinci turda Safarova'ya yenilmişti. Burada üçüncü turu geçse bile bu sefer de Sharapova veya Rezai kendisinin rakibi olacak. Danimarkalı'nın işiş zor. Na Li üçüncü tura kadar çıkacaktır. Ancak dördüncü turdaki rakibi muhtemelen Kuznetsova olacak. Buradaki çekişme önemli. Zevkli bir mücadele olacaktır.
İkinci grupta Jankovic-Zvonareva-Radwanska üçlüsü görülüyor. Jankovic'in düşüşte olduğu biliniyor. Üçüncü veya dördüncü tura kadar çıkacağını düşünüyorum. Ancak sonrası zor. Zvonareva ve Radwanska ise dördüncü turda karşı karşıya gelebilecek iki rakip olarak gözüküyor. Eğer bir sürpriz yaşanmazsa güzel bir dördüncü tur mücadelesi bizleri bekliyor.
Üçüncü grupta Roland Garros şampiyonu Schiavone, düşüşteki yıldız Venus Williams ve bu sene üç finalde mücadelesi vermiş Azarenka dikkat çeken isimler. Schiavone, kazandığı büyük başarıdan sonra formunu koruyamadı. Birinci ve ikinci turları rahatlıkla geçip üçüncü tura kalacaktır. Buradan sonrası ise soru işareti. Ancak üçüncü turu geçse bile dördüncü turda karşısına Azarenka çıkacaktır. Burada fazla şans vermiyorum. Tabi bu durumu, Azarenka'nın üçüncü turda Pavlyuchenkova'yı geçeceğini düşünerek söylüyorum. Pavlyuchenkova, bu sene Meksika ve Türkiye'de zafer kazandı ancak GS'lerde üçüncü tur sonrasını göremedi. Williams ise üç turu rahatlıkla geçecek gibi duruyor. Dördüncü turda karşısına muhtemelen Pennetta çıkacaktır. Bu sene formda diyebileceğimiz Fransız raketin tek eksiği, GS'lerde çok ileri gidememiş olması. Yine de güzel bir maç bizleri bekliyor olacak.
Dördüncü grupta Clijsters, Stosur ve Dementieva var. Clijsters'in çeyrek finale kadar rahat gidecek gibi duruyor. Dördüncü turda muhtemelen Bartoli ile oynayacak. O maç tek zorlanacağı yer olacaktır ama bence geçecektir. Stosur ise dördüncü turda Dementieva ile eşleşecek gibi. Oraya kadar iki raketi de zorlayacak isim göremiyorum. Buradaki ilk tur mücadelesinden olan Safina-Hantuchova maçı da dikkat çekici maçlardan. Sürpriz olabilir.

Neticede Amerika Açık'ta bu sene oldukça iddialı maçlar izleyeceğiz. Erkeklerde Federer-Nadal'ın yanında Murray de finale kalması muhtemel isimlerden. Kadınlarda ise Wozniacki ve formda bir Clisjters final oynayacak durumda. GS tecrübesi olan Williams ile iki Rus raket, Kuznetsova ve Sharapova diğer iddialı isimlerden olacak.

• Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

Formula 1'in 13. yarışı olan Belçika GP'yi, McLaren Mercedes pilotu Lewis Hamilton kazandı. Yağmur altında geçen yarışın ikincisi ise pole pozisyonunda yarışa başlayan Mark Webber olurken, Renault pilotu Robert Kubica üçüncü oldu. Ferrari'den Massa dördüncü, Force-India'dan Sutil beşinci, Mercedes pilotları Rosberg-Schumi ise altıncı ve yedinci sırada yer aldılar. Vettel ve Alonso ise yarışı tamamlayamayan isimler oldular.
Yarış inanılmaz bir şekilde başladı. Webber, hatalı bir kalkış sonrası ilk sıradaki yerini kaybetti ve altıncı sıraya kadar geriledi. Hamilton ve Kubica kendini öne atan sürücüler oldular. Henüz ikinci turda güvenlik aracı piste girmek zorunda kaldı. Bunun sebebi ise, yarışa damga vuran, Bus-Stop şikanında Barrichello'nun Alonso'ya çarpmasıydı. Öndeki altı pilottan -Button hariç- herkes o şikanı düz geçip yarışa devam ederken, Barrichello hızını alamadı ve öndeki Alonso'ya çarptı. Kazadan sonra Alonso pite girip yarışa devam etti. Ancak 300. yarışına çıkan Barrichello piste veda etti.
Hamilton arayı tur başına açmaya devam ederken, arka tarafta büyük çekişme vardı. 17. turda, Button'ı geçmek için hamle yapmak isteyen Vettel aracın kontrolünü kaybetti ve Button'a yandan girmek durumunda kaldı. Bu kazadan sonra Vettel pite girip yarışa devam ederken, Button çok önemli puanları burada bırakarak yarışdışı kaldı. Kazanın yeri, Bus-Stop girişiydi. Kazayı inceleyen hakemler, Vettel'e pitten geçme cezası verdi. Ancak Vettel'in yarışa dönmesi bir işe yaramadı. Yarış boyunca Alonso ile müthiş bir çekişme içinde olan Liuzzi, bu sefer de Vettel'le kıyasıya bir rekabete girdi. Bu rekabet sırasında Vettel'in sol arka tekerleğine çarpan Liuzzi, rakibinin bir kez daha pite girmesine ve puan alma umutlarını kaybetmesine sebep oldu.
Yağmurun şiddetlendiği 34. turda yarışın kaderi bir kez daha değişti. Hamilton lider olarak götürdüğü yarışta pistten çıktı. Kum havuzunun genişliğinden yararlandı ve bariyerlere çarpmadan arabasını kontrol edebildi. Ancak Alonso o kadar şanslı değildi. 38. turda Alonso aracının kontrolünü kaybetti ve spin atıp bariyerlere çarptı. Yarış dışı kalan İspanyol pilot, şampiyonluğu da büyük ihtimalle kaybetmiş oldu. Bu sırada yağmur lastikleri için pite giren pilotlardan Webber, Kubica'yı pitte geçip ikinci oldu. Alonso'nun kazasından sonra piste giren güvenlik aracı, yarışı kontrol altına aldı. Güvenlik aracı çıktıktan sonra pilotlar fazla riske girmedi ve Hamilton zaferini ilan etti.
Hamilton sıralamada birinci sıraya yükselirken, Webber ikinci sıraya geriledi. Vettel-Button-Alonso puansız ayrılan isimler oldular. Böylece şampiyonadaki şanslarını zora soktular. Sutil ise sıralamada Schumi'yi geçerek dokuzuncu sıraya yükseldi. Takımlar sıralamasında ise Red Bull, McLaren'in bir puan önünde. Bir sonraki yarış Monza'da. Bakalım Red Bull-McLaren savaşı, bir başka tarihi pistte nasıl cereyan edecek?

• Efe Yılmaz l 0 Yorum


Kazanmaktan önemli bir şeydir benim için takımı sevmek. O yüzden skora bakmaksızın takip etmeye çalışırım takımımı ve belki o yüzden duyguları hep ön planda tutarım oyunu anlamaya çalışırken. Dün fark ettim ki ben ve benim gibi düşünen Galatasaray taraftarı Arda Turan'a çaresizce aşık. Hani ilk kez birisine aşık oluruz yahut olduğumuzu düşünürüz toy olduğunuz zamanlarda, hatalarını görmemeye çok müsaitizdir. Hatta eksik taraflarını bize söyleyen dostlarımıza kızar, onu hep savunuruz. O hep en güzeldir, en iyidir, gönlümüzdeki yeri başkadır. Bize ne kadar hoyratça davranırsa davransın, biz hep onun gel demesini bekleriz. Bizi ne kadar üzerse üzsün, söylediği tek güzel söz her şeyi siler atar.

İşte ben Arda Turan konusunda böyleyim. Onu çok seviyorum, bildiğim eksiklerini aklıma gelince başka şeyler düşünüyorum. Her sohbette onu koruyorum aklımca ve o beni üzdüğünde küssem bile sonrasıdna tek güzel sözüne kanıp kapılıyorum gene ona. Kendisi hakkında sayfalarca yazı yazılabilir belki ama ondan tek bir ricam var. Ne olur sevenlerini üzme Arda.

• Kadir Ar l 0 Yorum


Schortsianitis ve Fotsis'in yokluğunda Çin karşısında idare eden Yunanistan, Rusya mağlubiyetinin telafisi peşinde herşeyini ortaya koyan Porto Riko'yu da idare ederek mağlup etmeyi başardı. Porto Riko bugün de çok iyi mücadele etti, son 2 dakikaya kadar galibiyeti kovaladı. Ama aynı dün olduğu gibi yaptıkları gereksiz fauller bu maçı da kaybetmelerine sebep oldu.

Dün tüm yükü Barea'nın sırtına yükleyen Porto Riko'da Arroyo da sakatlanınca kazanmaları için diğer oyuncuların da skor yükünün altına girmesi gerekiyordu. Nitekim ilk periyotda Barea sadece 3 sayı atması rağmen, pota altında Ramos'la oynanan ikili oyunlar sayesinde Porto Riko periyodun sonuna kadar skoru tutmayı başardı. Son saniyede Peavy'nin attığı üçlükle de ilk 10 dakikayı 23-21 önde kapadılar. Yunanistan ise periyod boyunca organize hücumlar geliştiremese de, Ramos'un üzerine penetrelerle sayı bulmakta zorlanmadı. Hüvumdaki performansının aksine Ramos savunmada çok yavaş kaldı. Özellikle bir pozisyonda Spanoulis yanından geçip turnikeyi bırakırken adeta alay etti dev oyuncuyla. Yunanistan ikinci periyoda Ramos'a pota altında ikili sıkıştırmayla başlayınca, Porto Riko mecburen Barea'nın ellerine baktı. Bu dakikalarda sorumluluk alması beklenen Vassallo kaçırdığı birkaç atıştan sonra oyundan iyice düştü ama Barea'nın bu süreçte attığı 12 sayı devreye de 41-35 önde girmelerini sağladı. Yunanistan ise Ramos'un üzerindeki hamlığı atıp pota altında fizik avantajını kullanmaya başlayınca, en iyi yaptığı işi yaptı ve topu dolaştırarak dışarıdan sayılarla oyunda kaldı. Bu dakikalarda savunmada Ramos'a Barea'dan başka bir yardımcı daha bulabilseler, devreyi daha büyük bir farkla önde kapatabilirlerdi. 


İkinci devreye de hücumdaki ritmini bozmadan başlayan Porto Riko, Ricardo Sanchez'in üçlüğüyle 47-38 öne geçmeyi başardı. (Maçtaki en büyük fark buydu) Ama özellikle periyodun son beş dakikasında Spanoulis'i kullanarak Barea'yı sindiren Yunanistan, çabuk toparlandı ve son periyoda 59-56 önde girmeyi başardı. Barea'nın sıkıştığı bu dakikalarda Porto Riko, Ramos'u yeniden hatırlamakta birkaç dakika daha gecikse, son periyot formaliteye dönüşebilirdi. Pota altında Bourousis ve Tsartsaris'e rağmen bulduğu sayılarla takımını oyunda tutan Ramos, dışarıda Vassallo ve Sanchez'e hazırladığı pozisyonlarla da çok etkiliydi. Sıkışan anlarda dışarıdan bulacağı sayılara güvenilen Vassallo'nun, hepsi boş atış olmasına rağmen kullandığı üçlükleri kaçırması Porto Riko'yu önemli bir avantajdan etti. Son periyoda önce içeriden Barea, sonra da Vassallo'nun nihayet gelen üçlüğüyle başlayan Porto Riko, son 3 dakikaya kadar oyunun içerisinde kalmayı başardı. Ama önce 2.51 kala Ramos'un 5. faulünü almasıyla pota altındaki gücünü tamamen yitirdi. Onun gibi 4 faullü Barea'nın da 5. faulü almamak için daha yumuşak bir oyun sergilemesiyle rakibinin üzerine giden Yunanistan, kullandığı yüksek yüzdeli serbest atışlarla avantajı yakaladı ve maçı kazanmasını bildi. 


Maçta liderlik tam 22 kez el değiştirdi. Porto Riko kazansa da kaybetse de bizlere seyir zevki yüksek maçlar izletmeye devam ediyor. Ama çok komik fauller yapıyorlar ve iyi savunmayla atış imkanı tanımadıkları dakikalarda bile rakiplerini çizgiye göndererek avantajlarını kaybediyorlar. Dün Rusya'yı 32 kez çizgiye yollarken, bugün de 33 kez Yunanistan'a bu fırsatı verdiler. Bu süreçte kendileri sadece 19 ve 18 kez serbest atış kullanabildiler ki bugün %50'yle atmaları mağlubiyetin hazırlayıcısı oldu. Yunanistan'a periyot başına ortalama 20 sayı atmalarına rağmen kaybetmelerini sadece şanssızlıkla açıklayamayız. Santiago'nun pota altında çok yumuşak kalması, Vassallo'nun atışlarının %30larda seyretmesine çözüm bulamazlarsa ilerleyen maçlarda da son ana kadar sürükledikleri maçları kaybetmeleri mümkün. Yunanistan ise şu ana kadar beklenileni gösteremedi ama direk ilk 5'e girecek Schortsianitis ve Fotsis'in dönmesiyle gerçek savunma dirençlerini göstereceklerdir. Bir maçta 80 sayı yemeleri hem bu oyuncuların yokluğu hem de Porto Riko'nun oyun sistemi yüzünden. Maalesef Salı günü bizim karşımıza tam kadro olarak çıkacaklar. 40 dakika boyunca bir saniye bile oyundan kopmamamız lazım. Bugün 2. periyodun başında Porto Riko kısa bir süre konsantrasyonunu kaybedince Tsartaris ard arda 2 üçlükle cezayı kesti. Son Avrupa Şampiyonası'nda Spanoulis bu anlarda uzak mesafeden bulduğu şutlarla canımızı yakmıştı. Pota altında gerekli sertliği sağlayacağımızdan eminim. Yeter ki hücum ribauntu aldırmayalım ve kesinlikle dış şutlarda özellikle Spanoulis'i sindirebilelim. 2006'da da 2009'da da umutlarımızın en yükseğe çıktığı turnuvalarda Yunanistan yolumuza taş koydu. Hep basit hatalar sonucu, küçük bir farkla kaybettik. Umarım bu sefer seyircimizi de arkamıza alarak Salı günü kazanan taraf biz oluruz...

Fotoğraflar Sporx ve Fiba.com'dan...       

• Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum


Kim bilebilirdi ki Carlos Delfino doğumgününü Kayseri'de kutlayacak...28. yaşı için sürpriz parti yapmışlar takım arkadaşları ufaktan = )

• İhsan Yılmaz l 1 Yorum


Maçın Özeti:

Süper Lig'in 3. haftasında Beşiktaş deplasmanda, Karabükspor'u 4-1 mağlup etti.

3. haftada Beşiktaş deplasmanda, ligin yeni takımı KardemirKarabükspor'u 4-1 mağlup etti. İlk yarısı siyah-beyazlıların 2-1'lik üstünlüğü ile sona eren mücadelede Beşiktaş’ta galibiyeti getiren goller 10 ve 26. dakikalarda Nobre, 77. dakikada penaltıdan Guti ve 83. dakikada Quaresma’dan gelirken Karabük'un tek golü 3. dakikada Emenike’den geldi.

Maç Yorumu:

İnönü Stadı’nın zemininden şikayetçi olan Schuster, Karabük’e gelirken de aynı tedirginliği yaşamıştır muhtemelen. Organizasyon olarak teknik, pasa dayalı ve önde oynayan bir takım için saha zemini hiç kuşkusuz ki büyük önem arz ediyor. Bozuk zemin, koşuları yavaşlatıp ani hareketleri zorladığı gibi pas yüzdesini de düşürüyor ister istemez. Bir de Emenike gibi süratli, kontrollü ve yırtıcı bir forvet varsa rakipte işler biraz daha zor bir hal alabilirdi.

Maçın başında İbrahim Toraman’ın kişisel hatasıyla geriye düşen Beşiktaş’ta herkesin aklında muhakkak, bu defans düzeniyle işimiz zor düşüncesi hakim oldu. Ama Beşiktaş alışagelmiş düzenine devam etse Schuster’e ne gerek var?

Beşiktaş önümüzdeki süreçte sıkıntılı maçlar çıkarsa da önemli olan, takımın genetiğine önde oynayan ve hücum yapan bir sistem aşılamak. Başarısızlık gelse bile bu süreç gelecek kurtaracaktır.

Defans hattında istenilen kurgunun yerleşememesinin belki de en büyük sebebi Sivok’un sakatlanması, ama Zapo, Ersan ikilisi bu kurguyu düzene sokabilir. Ferrari ne kadar ağır kalıyorsa Toraman da yalnız kaldığında bir o kadar heyecan ve panik yapıyor. 3 haftalık sakatlık dönemi onu takımdan biraz uzak tuttu, ihtiyacı olan süreci atlattığında o da bu kurguya ayak uyduracaktır.

Forvet hattında ise herkesin eleştirdiği bir Nobre vardı bugün. O bizim alışık olduğumuz Nobre. Birinci golde kendini sakladı, ikinci golde ise defansı ısırarak gol attı. Tabata’nın asistleri her ne kadar kayda değerse, ikinci yarıda ayağında gereksiz top tutması ve yorgunluğu onu oyundan uzaklaştırdı. Halbuki ayağına gelen pasları hemen takibindeki Guti ile paylaşsa hücum organizyonuna daha çok katkısı olacağı gibi, kaçacağı alan ile de orta sahaya geniş alan bırakabilirdi.

Bu sene moda Quaresma ama şu zamana kadar olan maçlarda Necip bonustan da öte bir değer oldu. Boşluk doldurdu, kademeye girdi, ayağa kafa uzattı, pas trafiğine yardımcı oldu. Ernst-Necip ikilisi geride daha iyi gözükse de geride bir Ernst-Guti ikilisi daha efektif ve öndeki bir Necip daha yararlı olabilir. Çünkü Necip pozisyon takibinin yanı sıra rakibin gelişecek ataklarını daha önde kesebilicek meziyetlere sahip. Aurelio’nun da gelişiyle bu uzun süreç takımın yorulmasının önüne geçecektir

İlk yarı Beşiktaş sol kanattan çok fazla gelemediği için Quaresma da enerjisini ikinci yarıya saklamış oldu. Q7, fizik olarak düşen bir rakip için çok büyük tehlike olduğunu ikinci yarıda ders verir gibi kanıtladı.

Karabük maçı, henüz defans kurgusunu tam oturtamayan Beşiktaş için korkulu başlasa da neşe içinde bitti. Forvet oyuncu arayışlarını sürdüren Schuster hızlı ve teknik bir oyuncu istiyor. Guti olmasa bu oyuncu isteği de olmayacaktı belki ama onun gibi bir virtüoz varken bu istek de lüks olmayacaktır.

Son bir notu da Cenk için açmak istiyorum. Maçın ilk yarısında Emenike’nin kafa vuruşunda kurtardığı bir top var ki jimnastikçileri kıskandıracak bir esneklikle uzandı topa. İnşallah bu formunu böyle devam ettirir.

• Serhat Gürcan Gündüz l 0 Yorum



Milli takımımızın maçını Kemal arkadaşımız yazacak. O yüzden takım hakkında değilde, Hidayet hakkında bir şeyler söylemek istedim. Sacramento Kings ile başlayan NBA macerası, Suns ile devam edecek önümüzdeki sene. Tam 10 senedir NBA gibi, basketbolun en üst düzey oynandığı yerde Hidayet, yada He-Do. NBA'de ki ilk takımında Shaq-Kobe gibi yıldızlara karşı final serisinde oynadı. Sonra Orlando'nun yükselişinin mimarlarından birisiydi. Kobe'ye final serisinde son saniyelerde yaptığı blok unutulabilir mi?

Toronto döneminde ise hem Kanada basınında, hemde Türk basınında çok fazla eleştirildi. Bu geceki maç onun kariyerinin özeti aslında. Düştüğü yerden kalkmayı hep başardı Hidayet. Bu yüzden oynadığı her takımda son topları o kullandı. O gün ne kadar kötü şut kullanırsa kullansın, elleri titremedi hiç maç sonları. Bugün Rusya maçında takım oyundan koparken çok kritik sayılar attı Hidayet. Bundan sonrada öyle olacaktır. Beni şaşırtan asıl nokta, seyircinin Hidayet'i ıslıklamamasıydı kaçırdığı şutlardan sonra.

Bu geceden sonrada aynı şeyler olacak. Takım arkadaşları yine son bölümde onun ellerine bakacak. Son Dünya Şampiyonası olması onun iştahını da kabartmış durumda. Takımın savunmadaki çabası, onun son dakikaları oynaması en azından son 8 için umutlandırdı beni. Umarım bu "Hidayet Etkisi" turnuvanın sonuna kadar devam etmemizi sağlar.

• Serhat Gürcan Gündüz l 29 Ağustos 2010 0 Yorum



Maçın ilk yarısını uyuyarak geçirdi Fenerbahçe. Manisa kalecisi İlker'in büyük hatasıyla gelen gol Fenerbahçe için maçı erken bitirdi. Fenerbahçe'nin bu haline Manisaspor'da uyunca zaten seyircisiz maç oldukça sıkıcı hale geldi. Bu yarıda tek güzel şey 1992 doğumlu genç Okan'ın Gökhan Gönül'ü aratmaması oldu. Uzun zamandır bu yaşında bu kadar özgüvenle oynayan bir oyuncu görmemiştik sahalarımızda.

İkinci yarı başladığında Fenerbahçe uyumaya devam etse de, Manisaspor uyanmıştı. Hakan Kutlu soyunma odasında takımına iyi bir fırça çekmiş olacak ki, henüz 48. dakikada Ferhat'ın ortasında, "uyumaya devam eden" Fenerbahçe savunması arasından yükselen Isaac Manisa'nın golünü attı. Bu golden sonra Fenerbahçe kıpırdadı biraz. Fakat Manisa'nın baskısı 62. dakikaya kadar devam etti. Fenerbahçe Okan'la serbest vuruş kazandı sağ kanatta. Tartışılan Alex'in içeriye kestiği ortaya Lugano yükseldi ve durumu 2-1 yaptı. 7 dakika sonra gecenin yıldızı Okan'ın ortasında Niang harika bıraktı topu köşeye ve durumu 3-1 e getirdi. Dia ve Özer'in oyuna girmesi kanatları aktif hale getirince goller peşi sıra geldi. 3. golden hemen 5 dakika sonra Niang skoru 4-1 yaptı. Fenerbahçe Manisa'nın oyundan düşmesiyle Özer ve Dia ikilisiyle bir pozisyon daha yakaladı ama sonuç gelmedi. Bu pozisyonun devamında önce Mert, sonra Okan topu çizgiden çıkardı, top Nizamettin'e gitti o arkasında ki Simpson'a bıraktı ve skoru Simpson belirledi 4-2.

Fenerbahçe'nin 120 dakikalık PAOK maçından sonra yorgun olacağı tahmin ediliyordu. Maçı ilk golden sonra rölantiye almaya çalıştılar ama Manisa buna müsaade etmedi. Söylenebilecek çok fazla şey yok. Fenerbahçe henüz hazır değil. Sakatlar, yeni transferler yavaş yavaş düzeliyor, takıma uyum sağlıyorlar. Stoch'un yerine giren Dia ilerleyen haftalarda Aykut hocanın değişilmezi olacak gibi duruyor. Niang için söylenebilecek pek fazla şey yok. Uzun süredir ileride top tutan bir forveti olmadı Fenerbahçe'nin. Niang ise topu aldığında ya faul kazanıyor, yada topu yakınındaki arkadaşına oynuyor. Attığı 2 gol tam usta işi. Alex ise bildiğimiz gibiydi. Pek fazla gözükmedi ortalıkta ama 96. gol, 96. asistini yaptı Türkiye kariyerindeki. Caner ise Niang'a attığı pasla herkesi şaşırttı geçen sezon ki Galatasaray performansından sonra. Bilica'nın yerine bir alternatif ise şart. Yine onun yüzünden gol yedi Fenerbahçe. Maçın kırılma noktasından önce Isaac'i kaçırması ise onun bir saatli bomba olduğunun en güzel kanıtı. Fenerbahçe o pozisyonda golü yeseydi skor bu şekilde olmayabilirdi.

Manisa ise kötü futboluna devam ediyor. Hakan Kutlu nasıl yapar bilmiyoruz ama bu takımı bir an önce toparlamalı. Gidişatları pek iç açıcı durmuyor.

Yazıyı Okan ile noktalamak istiyorum. Herkesin Bekir'in 11 başlamasını beklediği bu gecede sürpriz bir şekilde sahaya çıktı. Genç olması, oynadığı bölgenin Fenerbahçe'de tek alternatifsiz bölge olması üzerinde mutlaka çok fazla baskı yaratmıştır. O bu baskıya, Gökhan Gönül'ün gölgesinde oynamasına rağmen muhteşem bir performans gösterdi. Alex twitter'da onun için " Mutluyum çünkü, 6 yıldır ilk defa altyapıdan gelişen bir genç gerçek bir şans bularak kariyerine başladı" dedi. Bu bile onun bu maçtaki performansını açıklamaya yetiyor. Şuanda en mutlu tabi ki Aykut Kocaman. Tek alternatifsiz bölgeye, Okan gibi bir piyango çekti. Daha ne olsun?

• Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum

Başrolde Caroline Wozniacki'nin oynadığı bir film aslında. 2008 ve 2009 yıllarında gösterime girmişti. 2010 yılındaki versiyonu da çekildi. Bu seferki biraz daha zor oldu ama elde edilen sonuç yeterliydi. Wozniacki, US Open Series içerisindeki son turnuva olan New Haven finalinde, Nadia Petrova'yı 6-3, 3-6 ve 6-3'lük setlerle geçerek şampiyon oldu. Serideki ikinci şampiyonluğuna ulaşan Danimarkalı raket, US Open öncesi şampiyonluk mesajını vermiş oldu.

İlk sette dikkat çekici ve zevkli bir mücadele vardı. Petrova, sadece ikinci oyunda üç ace atmıştı. Yedi kere beraberliğe giden oyunu Petrova kazandı. Altıncı oyunda servis kırmayı başaran Wozniacki alıştığımız çapraz toplarla kolayca sayılar buluyordu. Özellikle Petrova'nın backhandlerini zorlamasıyla rakibinin moralini de bozuyordu. Ancak Petrova'nın da silahı vardı. File önünde, ikinci oyunda gösterdiği etkinlik dikkatlerden kaçmadı. Ancak tüm sete bunu yaymakta zorlandı. Topu servise sokma oranında %70-%53'lük bir fark oluşunca seti Wozniacki'nin alması da kaçınılmazdı. Seti 6-3 kazanan Wozniacki büyük bir avantaj elde etti. Petrova'nın altı ace.ine karşılık 22 basit hatası vardı. Yine karşılama sayılarındaki oranı sadece %27'de kalmıştı. Bu oran Wozniacki'de %64'tü.
İkinci set Wozniacki'nin servis kırmasıyla başladı. Dördüncü oyunda da Petrova servis kırdı. Sonraki oyunda Wozniacki servis kırsa da, altıncı oyunda da servis kırmayı başaran Petrova seti 3-3'e getirdi. Petrova'da gözle görünür bir değişme meydana gelmişti. Daha moralli ve daha istekliydi. Kötü servis kullanmaya devam ediyordu ama ikinci servislerinden sayı almayı başarıyordu. Wozniacki'nin oyundan kopmaya başlamasıyla Rus raket oyundaki kontrolü ele aldı. Bir servis daha kıran Petrova bu seti 6-3 kazanarak maçı 1-1'e getirdi. İki raketin de servislerindeki düşük yüzde ise dikkat çekiciydi.
Üçüncü set tam anlamıyla kıran kırana geçti. Karşılıklı olarak iki oyuncu da servis kırıyordu. İkinci oyundan sonra Petrova sırtından bir rahatsızlık geçirdi ve mola aldı. Ancak geri döndüğünde gayet başarılı bir şekilde oyununu devam ettirdi. Altıncı oyunda Petrova kullandığı dört serviste de ace attı. Bu durum, hem Wozniacki'nin oyundaki konsantrasyon kaybını hem de Petrova'nın ne kadar hırslı olduğunu gösteriyordu. Ancak Wozniacki, rakibinin daha sonraki oyunlarda kötü servis kullanmasını avantaja çevirdi. Petrova çok fazla çift hata yapmaya başlayınca oyundan düştü. Wozniacki son bir hamleyle rakibinin servisini kırdı ve seti 6-3, maçı da 2-1 kazanarak şampiyon oldu. Artık Danimarkalı raket hünerlerini US Open'da sergilemeli. Çizgi gerisindeki etkinliğini file önüne de taşırsa, turnuvanın durdurulamaz ismi olur.

• Kadir Ar l 0 Yorum


Dünya Basketbol Şampiyonası'nın açılış gününde spor gündeminin zirvesine ancak bu büyüklükte bir haber oturabilirdi. Ibrahimovic kiralık olarak bu sezon Milan forması giyecek. Resmi sitelerinde yukarıda gördüğünüz süslü duyuruyla açıkladılar transferi. Ayrıca Milan, sezon sonunda 24 milyon avro ödeyerek transfer etme opsiyonuna da sahip.

Milan'ın Ibra'ya ilgisi son 10 gündür ortaya çıkmış bir durum değil. İtalya'da sezonun geç açılmasını da fırsat bilerek, yaz boyunca ağır ağır bu harekatı yürüttüler. Barcelona da City'den gelecek bir teklif bekleyerek, satılık değil söylemleriyle geçirdi tüm yazı. Mancini, iki eski öğrencisinden gamsız Ibrahimovic yerine, iyi yönetildiğinde büyük işler yapabilecek Balotelli'yi tercih edince Barcelona Milan'ın teklifini kabul etmek zorunda kaldı. Ibrahimovic-Pato ikilisi menajerlik oyunlarında bile bir araya getirilmesi çok zor iki oyuncu. Milan'ın çok iyi bir transfer yaptığı aşikar. Bu transfer sonrası Huntelaar'ın da transfer sezonu bitmeden 14 milyon avroya Schalke'ye satılacağı konuşuluyor. Ibrahimovic'i alırken Eto'o'dan vazgeçen Barca'nın Villa transferi sonrası 13 milyon avro kontratlı Ibra'yla devam etmesi beklenemezdi. Hem de bu kadar nakte sıkıştıkları bir dönemde. Sadece 1 yıl kalan Chygrinsky transferinde 10 milyon avro zarar eden Barca, Ibra'dan da yaklaşık 22 milyon avro+Samuel Eto'o gibi muazzam bir zararı defterine yazdı. Ama "parasının tamamının ödeyecekler, bir de satın alırlarsa 60 milyon avroluk bir yükten kurtulacağız" tarzı bir açıklama yayınlayarak kendilerini avutuyorlar. David Villa'nın 4-3-3'ün ilerisinde solda oynayıp Ibra'nın merkez forvet olacağını düşünen güruhla beraber koskoca Barcelona'nın B plansızlığına ses çıkarmayan güruha da selam ederek sözü alternatif Huntelaar haberleri için spor medyamıza bırakıyorum...

"Robinho transferinde mutlu sona ulaşamayan Beşiktaş, Huntelaar'ın peşinde. Ibrahimovic'in gelmesiyle Milan'dan ayrılmasına kesin gözüyle bakılan Hollandalı yıldız için nabız yoklayan yönetim, aldığı olumlu cevap sonrası harekete geçti. Robinho transferinin yatmasıyla hayal kırıklığı yaşayan taraftarın gönlünü almak isteyen Başkan Demirören ve Serdar Adalı'nın, yarın Milano'ya giderek transferi bitirmeyi planladıkları öğrenildi."


"Karpaty şoku ve taraftarın istifa protestolarıyla sallantıda olan Galatasaray yönetimi Huntelaar'ı bitiriyor. Baros'un sakatlık problemi ve Mehmet Batdal'ın alternatif olmaktan uzak görüntüsü yüzünden bir forvet takviyesi düşünen Galatasaray, gözünü Huntelaar'a dikti. Rijkaard'ın da "Tam aradığım oyuncu, onu alırsak kesin şampiyon oluruz" sözleriyle onay verdiği Hollandalı yıldız için, İtalyan kulübüyle iyi ilişkiler içerisindeki Fatih Terim de devreye sokulacak. Başkan Adnan Polat'ın bu transfer için Adnan Sezgin'e tam yetki verdiği ve Huntelaar transferiyle taraftarın tepkisine son vermek istediği bildirildi."   

• Cengiz Bahadır Özdemir l 0 Yorum


Dirk Nowitzki önderliğinde ilerleyen Almanya, 2006 Dünya Şampiyonası’ndaki sekizincilikten sonra 2007’deki Avrupa Şampiyonası’ndaki beşincilik ile büyük başarılara imza atmışlardı. 2008 Olimpiyatları’nda başlayan düşüş ise kimsenin gözünden kaçmamıştı. 2009’daki Avrupa Şampiyonası ise Almanya için bambaşka bir deneyimdi. Nowitzki’siz Almanya’nın ne yapacağı merakla bekleniyordu. Fransa ve Letonya’ya yenilmesine rağmen ilk gruptan çıkan Almanya, ikinci tur grubunda Makedonya da dahil olmak üzere tüm takımlara yenilerek turnuvaya veda ediyorlardı. Nowitzki’siz Almanya, ilk şaşkınlığını böylece yaşamış oldu.
2010 Dünya Şampiyonası’na katılmayacağını açıklayan Nowitzki’nin kararından sonra Almanya’nın ne yapacağı bir kez daha merakla bekleniyor. Onsuz bir turnuva geçirdiler. Artık Nowitzki’siz bir takım yaratmaları gerekiyor. Koç Bauermann da bunun farkında. Yeni oyuncularla, Nowitzki’li takımın alternatif oyuncuları arasındaki kimyayı tutturmaya çalışacak Almanya. Eğer bu başarılı olursa, bundan sonraki turnuvalar da Nowitzki stresi yaşamak zorunda kalmayacaklar.

BURAYA NASIL GELDİLER
Almanya şampiyonaya, wild-card alarak katılma hakkı elde etti.

HEDEF
Arjantin, Sırbistan, Avustralya, Angola ve Ürdün gibi takımların arasından ikinci tura kalmak amacındalar. Ürdün ve Angola’yı gözlerine kestirmiş olabilirler. Avustralya ile üçüncülük mücadelesi vereceklerdir. Hedef ilk dört. Ama üçüncü olmakla dördüncü olmak arasında büyük fark var. ABD ile ikinci turda eşleşmemek için üç takımı yenmek isteyeceklerdir. Arjantin ve Sırbistan maçlarından çıkaracakları bir galibiyet ise sürpriz olmakla birlikte, gruptaki yerleri açısından önem arz edecek. Ama iki maçı da kaybederlerse takımda sıkıntılar baş gösterebilir.

ANTRENÖR
Dirk Bauermann, gençlere önem veren bir isim. Şu anda Almanya’nın ihtiyacı olan şey de bu. Almanya’nın lideri yok. Bauermann, takımın tek lideri konumunda. Oyuncuların çoğunu yakından tanıyor. Oyun felsefesi olarak, bu genç isimlere aşılayacağı çok şey var. İlk olarak sert oynamayı öğreteceğini ve oyuncuların mücadele gücünü arttırmaya çalışacağını söylemişti. Hedeflerini ilk dört olarak belirlemiş durumda. Eğer oyuncuları, koçlarının kafasındakileri uygularsa bu turnuvada iyi bir Almanya izleyebiliriz.

KISA KISA KADRO
Lucca Steiger
Takımın yedek guardı konumunda. 1988 doğumlu. Kenardan katkı yapması beklenecek isimlerden. İyi bir şutör olmasına karşın devamlılığı olmayan bir isim. Eğer aldığı süreleri iyi değerlendirirse, buradan önemli bir tecrübe kazanarak ayrılmış olur.

Heiko Schaffartzik
6. Adam’da bahsettik. Heiko iyi bir şutör ve kenardan gelip katkı sağlaması beklenen isimlerden. Sert savunma yapmayı seviyor. Bu da koçun gözünde önemli bir özellik. Kendi şutunu yaratma açısından da sıkıntı çekmiyor. Almanya’nın parlaması beklenen isimlerinden olacak.

Per Gunther
İlk kez böyle büyük bir turnuvada yer alacak. 1988 doğumlu oyunculardan. Takımın üçüncü guardı konumunda. İyi bir şutör veya çok iyi bir oyun kurucu değil. Ama Almanya’nın alternatiflere ihtiyacı var. Yeteneklerini sergilemek için iyi bir yer. Koçtan süre aldığı takdirde takımı adına olumlu işler yapabilir.

Tim Ohlbrecht
Takımın pivotu. Genç ve yetenekli bir uzun. Tek sorun, henüz beklenen patlamayı yapamamış olması. 2009 Avrupa Şampiyonası’ndaki hayakırıklıklarından biriydi. Bu defa daha iyi bir performans sergilemesi bekleniyor. Savunmadaki blok tehdidini de katarsak, Tim Almanya için çok önemli bir savunmacı olacaktır.

Christopher McNaughton
Takımın yedek uzunu. Tim’in faul problemi çekmesi durumunda oyuna girmesi muhtemel oyunculardan. Aslında geç keşfedilmiş bir isim. Çok iyi bir sezon geçirdi ve ödülünü de aldı. İlk kez büyük bir turnuvada oynayacak. Kaman ve Nowitzki’nin olmadığı bir ortamda her uzun gibi onun da süre alma şansı yüksek.

Steffen Hamann
Koçun en güvendiği isim desek yanılmış olmayız. Oyun kurabiliyor, şut atabiliyor, savunması iyi. Her özellik var. Takımın tecrübeli isimlerinden. Gerektiği zamanlarda sahne alarak takımının kazanması için çabalayacaktır.

Demond Greene
Kendisinden ‘’Bu Adama Dikkat’’ bölümünde bahsettik. Takımın sayı yükünü çekecek oyunculardan. Eğer çabukluk problemini de çözerse takımın yıldızlarından biri olacaktır.

Tibor Pleiss
Genç ve yetenekli bir pivot. Çok iyi bir sezon geçirdi. 2.14 metre boyundaki oyuncunun atışları beklenmeyecek kadar iyi. Rahat bir oyun tarzı var. Ribaundlarda öne çıkacak isimlerden. Daha önceden büyük bir turnuvada oynamamış olması tek eksik yanı.

Elias Harris
Takımın NCAA’de oynayan oyuncusu. Atletik bir yapıya sahip. Savunma özellikleri ile dikkat çekiyor. Üç numarada oynayan oyuncu, top çalma ve ribaund alma konusunda oldukça yetenekli. Ancak hücumda bu yeteneklerini fazla ön plana çıkartamıyor. Koçun vazgeçemeyeceği oyunculardan olacaktır.

Philipp Schwethelm
1989 doğumlu guard. Kenardan gelip katkı yapması bekleniyor. Fazla dikkat çekmemiş olsa da iyi bir şutör. Şans verildiğinde elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacaktır.

Robin Benzing
1989 doğumlu olup da 2009 Şampiyonası tecrübesi olan tek isim. İyi bir sezon geçirdi ve bu sene de takıma girmeyi başardı. Dört numarada oynayan basketbolcu, ribaund konusunda takımın diğer uzunlarına yardım edecektir.

Jan-Hendrik Jagla
Nowitzki’li takımın da bir parçası olan önemli bir isim. Takımın en tecrübeli isimlerinden. 2009’daki şampiyonada şutları kötüydü. Eğer şutlarını bu turnuvada düzeltirse çok tehlikeli bir isim olacaktır. Aynı zamanda hücum ribaundlarında da ne kadar etkili olduğu biliniyor.

6. ADAM
Heiko Schaffartzik, bu turnuvada Almanya adına kenardan gelip en büyük katkıyı yapacak oyunculardan. Takımın yedek guardı durumunda olan Heiko, 2009 Avrupa Şampiyonası’nda 24 dakika süre aldı ve 12,7 sayı 2 ribaund 3,8 asist ortalamaları ile oynadı. Kötü geçen turnuvanın en iyi adamıydı. Oyun kurucu olmasına rağmen iyi bir şutör. Üç sayı gerisinde kesinlikle boş bırakmaya gelmeyecek bir oyuncu. Geçtiğimiz sezonu çok iyi geçirmemiş olması en büyük eksikliği olacak.

BU ADAMA DİKKAT
Nowitzki’siz Almanya’da dikkat edilecek ilk isim elbette Demond Greene olacak. Çok atletik veya fizik olarak rakiplerinden çok üstün bir oyuncu değil. Ancak inanılmaz bir sayı tehdidi olacaktır. Takımın tecrübeli isimlerinden. Takımın, liderlik konusunda sıkıntı yaşamamasını sağlayacaktır. Polonya’daki turnuvada kendini çok gösterememiş olsa da bu turnuvada patlama yapacaktır.

BU TAKIM NEYİ İYİ YAPAR – NEYİ YAPAMAZ
Takım çok genç. Buradan hareketle, savunmada çok aktif ve ısırgan olabileceğini söyleyebiliriz. Oyuncular kendilerini göstermek isteyeceklerdir. Takımın ego sıkıntısı olacağını sanmıyorum. Zaten oyuncuların çoğu birbirlerini alt takımlardan beri tanıyorlar.

Ancak bu takımın gençliği başına iş açabilir. Bazı maçların stresini kaldıramayabilirler. Sinirlerine hakim olamadıkları anda yanlış tercihler yapabilirler. Bu durumu koçun kontrol etmesini bekleyeceğiz. Aynı zamanda yeni bir sistem üzerinden gidecek olmaları, bazı maçları kaybetmelerine sebep olabilir.

• Atilla Nesipoğlu l 0 Yorum


Ntvspor'un anlam veremediğim bir şekilde yayınlamayı tercih etmediği maçlardan biri olan (diğeri Fransa-İspanya) Almanya-Arjantin maçı link peşinde koşturmama fazlası ile değdi. NBA yıldızlarından yoksun Almanya, turnuvanın favorilerinden Arjantin'e maç sonuna kadar sıkıntılı anlar yaşattı. Maç boyu geri adım atmadılar, agresiflikleri gerçekten de etkileyici boyuttaydı.

Bunları zaten bekliyorduk Bauermann'ın takımından. Bu gecenin ekstrası %46 ile şut atmalarıydı. Üç sayılık atışlarda da %47'lik bir oran yakaladılar. Bu sayıları 17 asist üzerinden buldular. Ribaundlarda da Arjantin'e 36'ya 29, (hücum ribaundlarında 7-5) bloklarda da 3'e 2 üstünlük Almanya'daydı.

Madem her alanda Arjantin'in önündeler neden kaybetti Almanya. Kafa kafaya giden maçta anahtar istatistik top kayıpları oldu. Arjantin 11 top kaybı yaparken Almanya 18 top kaybı yaptı. Maçın kırılma anlarında Arjantin topu Delfino'ya verirken Almanya kime vereceğini bulamadı. Maç sonunu yıldızları ile iyi oynayan Arjantin, şampiyonanın ilk gününde kaza yaşamadan atlatmayı başardı bu sayede.

Kazanarak başlamaları sorunlarını gölgede bırakmasın Arjantinliler'in. Savunma sertliğini yükseltemediler. Nocioni'nin yokluğunu kapatamadılar. Kenardan sayı katkısı bir türlü gelmedi.. Bütün skor yükü Delfino ve Scola'ya yıkılırken, topu taşımakta Prigioni'ye bırakıldı. Yaş ortalaması 30 olan bu üç basketbolcu sahada 34 dakika kaldı. İlerleyen turlarda da bu böyle devam ederse, eleme maçlarında rakiplerinin sertliğine dayanabileceklerini düşünmüyorum.

Almanya'ya gelecek olursak, umarım bu sadece ilk gün motivasyonu değildir. Bir sonraki maç Sırbistan'la. Olası bir mağlubiyet gözüküyor ama sonrası için fazlaca umut verdiler. Avustralya karşısında bir galibiyet alabilirlerse Angola ve Lübnan'ı da geçebilirler. Zorlu bir fikstüre sahipler. Onları ve kenarda bu yapının mimarı Bauermann'ı izlemek keyifli olacak. Son sözüm Jagla'ya. Dışardan iyi atıyor ama içeriden de biraz sayı üretebilirse, ülkesi adına fark yaratabilir.

Maçın Oyuncusu: 
Carlos Delfino: 27 sayı 8 ribaund 2 asist ile maçı tamamladı. Kritik anlarda hep sorumluluk aldı. Maç sonu kullandığı serbest atışlarda hata yapmadı ve takımını galibiyete taşıdı. En büyük artısı bu kadar topla oynadığı bir karşılaşmayı top kaybı yapmadan bitirdi.

• Kadir Ar l 0 Yorum

Görüntü olarak C grubunun 3.sünü belirleyecek bir maçtı. Hücumda maçın başından sonuna kadar Barea'dan başka bir alternatif üretemeyen Porto Riko, onun da kilitlenmesiyle maçı 75-66 kaybetti. Özellikle de Arroyo'nun silik oyunu ve skor üretmeyi geçtim, sorumluluk almaktan da uzak görüntüsü Porto Riko adına en büyük hayal kırıklığıydı.


Otoritelerce ilk 2 sırasının Yunanistan ve Türkiye arasında paylaştırıldığı grupta bu maç iki takım için de, 4. olup bir sonraki turda İspanya'yla eşleşmeme maçıydı. (Fransa'nın İspanya'yı devirmesi o hesapları da karıştırdı.) Son 5 dakikaya kadar da bu sorumluluğun altında ezilmeden, başa baş bir mücadele ortaya koydular. Porto Riko'yu mağlup etmenin iki yolu var. Ya takımınızın hücum performansına güvenerek, oyunu onların ritminde oynamak ya da ritmlerini bozup sert savunma yaparak kazanmak. David Blatt de takımının eksiklerini göz önünde bulundurarak daha garantili olan 2. yolu seçti.

Porto Riko'nun Barea kozunun aksine Rusya hücumlarını maç boyunca farklı opsiyonlarla farklı oyuncular üzerinden şekillendirdi. Porto Riko da her periyot faul hakkını erkenden doldurarak Rusya'ya çok yardımcı oldu. Özellikle 2. periyot da hücumda opsiyonun tükendiği dakikalarda Rus oyuncular, rakiplerine faul aldırarak serbest atışlarla takımlarını oyunda tuttu. Ponkrashov'un maç içerisinde attığı 10 sayının da serbest atıştan olması veya Kaun'un sadece 19 dakika görev almasına rağmen 12 serbest atış kullanması(7sini sayıya çevirdi) bu konuda çarpıcı örnekler ki Rusya maçı da Porto Riko'dan 13 fazla serbest atış kullanarak tamamladı. 19 dakikada 13 sayı 8 ribauntluk etkileyici bir performans ortaya koyan Kaun, maçın kazanılması için ihtiyaç duyulan "benchten gelen sürpriz katkı" opsiyonunu fazlasıyla karşıladı. Mozgov ve Monya'nın da sorumluluk alarak yüksek yüzdeli oyunları Rusya'ya maçı kazandırdı.


Porto Riko için ilk maçtan felaket senaryoları üretmenin anlamı yok. Verimli bir Arroyo'nun yanına bugünkü Barea ve Vassallo eklendiğinde 66 sayının üzerine çıkacaklardır. Bir de saçma sapan fauller yapma alışkanlıklarına son vermeleri gerekiyor. Bugün özellikle ilk yarının son topunda Rusya'ya sayı attırmamak için tam saha pres uyguladıkları sırada, sadece o son top için oyuna alınan Huertas'ın (adam dakika bile almadı) bile faul yaparak Rusya'yı serbest atış çizgisine göndermesi düşündürücü. Rusya ise bu galibiyetle yarın karşımıza moralli çıkacak. Fikstürde 2. maçları Yunanistan'la olsaydı, bugünkü Çin maçından sonra, galip gelme ihtimalleri bile mevcuttu. David Blatt'in bize karşı da farklı savunma ve hücum varyasyonları deneyeceğine şüphe yok. Ancak 13 sayıyla oynamasına rağmen sadece 2 ribaunt alabilen Mozgov yarınki maçın kilit adamı olabilir. Eğer kazanmak istiyorsak yarın Ömer-Semih-Kerem-Oğuz dörtlüsünün pota altında Mozgov'a ribaunt bırakmamaları gerekiyor. Bir de bugünkü performansından dolayı yarın dakikaları artması muhtemel Kaun'a dikkat etmemiz şart. Yarınki maçın galibini boyalı alan performansları belirleyecek...  

Fotolar : Sporx - Fiba.com