TAŞRA BASKISI

İSTANBUL VE TAŞRA BASKILARI AYNI ANDA ÇIKAN BLOG

'Şehir' Işıkları

Mustafa Akkaya 24 Ağustos 2010 ,


City of Manchester’da oynanan maç, kabuk değiştiren iki köklü kulübün çarpışmasıydı adeta. Üzerindeki ölü toprağını Roy Hodgson ile atmaya hazırlanan Liverpool, benzer bir toprak yığınını 130 milyon Sterlin ile temizlemeye çalışan City karşısındaydı. Tribünde ise her iki kulübün ortak düşmanı (!) olan Manchester United’ın menajeri Alex Ferguson göze çarpıyordu. Çeyrek asırlık Premier League kurdunun 90 dakika sonunda hangi rakibinden daha çok etkilendiği ise tartışılmazdı.

Roberto Mancini, takımına İtalyan soslu bir 4-6-0’ı ezberletecek gibi görünüyor. Tottenham karşısına da benzer bir kadro yapısıyla çıkmıştı. Kağıt üzerinde bu dizilişin en önemli parçaları de Jong – Barry – Toure üçlüsü olarak görülebilir; ki doğrudur. Ancak bir o kadar önemli olan nokta ise ters kanatlardaki Milner ve Adam Johnson’ın sürekli içeri kat eden oyun anlayışıydı. Bu ikilinin arkasındaki Lescott ve Richards hücuma fazlasıyla destek verince, Liverpool’un bekleri Glen Johnson ve Agger neredeyse hiç oyuna dahil olamadı. Zira City’nin kanat varyasonlarından doğan boşlukları doldurabilen deneyimli bir orta sahası vardı. Tevez’in hiperaktiflik boyutundaki hareketliliği de ileri uçta bu akışkanlığı tamamlayan nitelikteydi. Bu şekilde özellikle ilk yarıda tamamen rakibine teslim oldu Liverpool. Geriden top çıkarırken karşılarında bir yığın mavili buldular. Torres’le Ngog baktılar ki takımın geri kalanıyla bağlantıları tamamen kopmuş, kısa sürede sıklıkla orta sahaya kadar gelmek zorunda kaldılar. Özellikle Ngog, biraz da rakibin baskısına bağlı olarak, sürekli kanatlara doğru kaçmaya başladı.


13. dakikadaki ilk golde yukarıda bahsettiğim hücum elemanlarının neredeyse tamamı rol aldı. Tevez Skrtel’i meşgul ederken soldan da Toure ve de Jong Carragher ile Glen Johnson’ın başını ağrıtıyordu. Agger de Adam Johnson’u karşılamaya çabalarken kanat değiştiren Milner boş kaldı. Böylece topu alıp Barry’ye rahatça asist yapabildi. Golden sonra City, Liverpool’u kendi yarı sahasında hapsetmeye devam etti. Açıkçası durum Kırmızılar için özellikle orta sahada vahimken Hodgson’un neden Poulsen’i yanında oturttuğunu anlamadım. Torres ve Ngog ileri uçta yalnızları oynadı resmen.

Tamamen City kontrolünde geçen ilk yarının ardından Liverpool kendine gelmişti sanki. İkinci yarı başlar başlamaz topa sahip olup pozisyon üretmelerine rağmen yine de çok tehlikeli olamadılar. 52. dakikada amatörce yedikleri ikinci gol, bu hızı kesmek bir yana dursun daha da ateşledi. Onların direncini asıl kıran nokta, 58. dakikada Joe Hart’ın ardı ardına çeldiği toplardı aslında. O andan sonra “ee daha n’apalım” moduna girdiler. 10 dakika sonra gelen penaltı ise maçın erken bitmesine yol açtı.


Kısacası Liverpool, geçen yılki kabustan halen uyanabilmiş değil. Gerrard ve Torres’in arasındaki pas trafiği kesilince sıradan bir takım oluveriyorlar. Yine de yeni ve başarıya halen aç bir menajerlerinin oluşu, hele ki bu kişi takım oyununun kitabını yazmış Hodgson iken umut verici. Manchester City’yi ise set halinde hareket edebilen dirençli orta sahaya sahip bir rakip karşısında tekrar izlemek gerek. Liverpool karşısında çok baskındılar ancak yine de takım halinde çabuk hücuma çıkarken veya kontratak karşısında hızlıca kapanırken zorluk çektiler.

0 yorum

Yorum Gönder